Temel mi Hak ve Özgürlükler?
Hak, doğal hukuk bağlamında insanın insan olmakla kazandığı yetkiler bütünüdür. Buna bağlı olarak özgürlük ise sahip olduğu tüm yetkileri hiçbir baskı ve kısıtlamaya maruz kalmadan kullanabilmesidir. Bu iki kavramın insan olma olgusuna bağlanmasından dolayı yaşayan her insan haklara ve özgürlüklere sahiptir. İnsan toplum kavramına dahil olmadan önce herkesin aynı hakları ve özgürlükleri olduğu doğa durumu denen tasarımda haklarının ve özgürlüklerinin çatışmasının kaçınılmaz olduğu bir ortamdaydı. Çünkü biri için sağlanan menfaat diğerinin aleyhine sonuçlar doğurabiliyordu. Bu noktada sahip olunan hakların ve özgürlüklerin korunması, güvenliğinin sağlanması, çatışan menfaatlerin dengelenmesi amacıyla insanlar bir sözleşme yapma ihtiyacı duymuş ve belli hak ve özgürlüklerini bir kişiye ya da heyete devrederek devleti oluşturmuşlardır. Yani devlet kişisi temelini bir sözleşmeden, sınırlı yetki ve özgürlük devrinden almıştır. Bu nedenle insan hakları kavramının kapsamı devletlerin gelişimiyle doğru orantıda ilerlemiştir. Örneğin Orta Çağ’da var olan mülk devleti anlayışında devlet, kralın üzerinde tasarruf edebileceği mülkü olarak görülmüş, devlet sınırları içerisindeki herkes hükümdara tabii ve onun mülkiyetinde kabul edildiğinden kişi hak ve hürriyetleri karşılığını kralın ve feodalitenin takdiri olarak almıştır. Daha sonra devleti kralın mülkü olarak değil, hükümdarın bizzat şahsında birleştiğini öngören polis devleti anlayışıyla iktidarı sınırlandıran herhangi bir kural olmaması ve bunun doğal bir sonucu olan idarenin keyfiliği bireylere devletin zarar vermesi sonucunu doğurmuştur. Verilen zararların tazmini noktasında hazine teorisi ortaya çıkmış ve devletin bireylere verdiği zararı hazineden karşılaması gerektiği öngörülmüştür. Tüm bu yapılaşmanın en modern şeklini alan hukuk devleti anlayışı hepsinin birer sentezi sonucu ortaya koyulmuştur. Hukuk devleti esasında hukukun üstünlüğünü barındıran, hukuka itaatin salt uygulananlar üzerinde değil, onu uygulayanlar ve normu koyanlar üzerinde de olması gerektiğini savunan, hâkim olduğu toplumun temel hak ve hürriyetlerini koruyan, eşitlik ve adalet çerçevesinde gözeten, kanunları değil “hukuku” üstün gören devlet anlayışıdır. Tanımından da anlaşıldığı üzere anlamı hayli derin olan bu kavramın biz “temel hak ve hürriyetleri koruyan, eşitlik ve adalet çerçevesinde gözeten devlet” kısmına değineceğiz.
HUKUK DEVLETİNDE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER
Yukarıda bahsettiğimiz üzere insanın doğa durumundan toplum durumuna geçerken yarattığı devletin birincil yükümlülüklerinden biri güvenliği sağlamaktır. Doğası nedeniyle çatışan haklar arası dengeyi kurmak, kamunun refahı, huzuru ve mutluluğunu sağlama amacıyla insanın temel haklarını korumak bu yükümlülüğün gereğidir. Ancak bu gerekliliğin bir zorunluluk halini alması hukuk devleti anlayışında karşılık bulmuştur. Öyledir ki temel hakların ve özgürlüklerin korunmasının kendisi için bel kemiği olduğu bu devlet anlayışında korunurluğu ve tanınırlığı sağlama aracı olarak yazılı belgelerin kullanılması, hakların ve özgürlüklerin sınırlanmasının da sınırlar içerisinde olması, tüm bu iş ve işlemler için adalet ve eşitlik eksenli hareket edilmesi, yalnızca “temel hakların ve özgürlüklerin” değil tüm hakların ve özgürlüklerin gözetilmesi, saygı duyulması, benimsenmesi şarttır.
İnsanın haklarının her biri birbirine eşittir. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak temel haklar ve özgürlükler tabiri sanki haklar arasında temel olan ve temel olmayan şeklinde bir ayrım varmış algısını doğurur. Bu ayrımın doğmasının nedeni hakların tarihsel süreç içerisinde devletler tarafından geliştirilmesi, tanınması ve yorumlanmasıdır. 18. yüzyılın sonlarına doğru dönemin hâkim anlayışı kişinin yaşama hakkını, mülkiyet hakkını, vicdan özgürlüğünü, belli başlı haklarından vazgeçemeyeceğini çoğu belgeye konu edinmiş, tüm insanların eşit hak ve özgürlüklere sahip olacağı kabul edilmiştir. Böylelikle birincil kuşak haklar oluşmuştur. Daha sonraları sanayileşmeyle beraber işçi sınıfının ortaya çıkmasıyla kişinin temel haklarının yanında herkesin eşit bir şekilde yararlanması gerektiği öngörülen sosyal ve ekonomik hakları gündeme gelmiş, anayasalarla ve uluslararası belgelerle korunmasının yaygınlaşması Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen süreçte söz konusu olan ikincil kuşak hakları meydana getirmiştir. Siyasal düzenin getirdiği ve teknoloji çağının kaçınılmazlığı başka birçok hakkın (örneğin : çevre hakkı, ulusal barış hakkı…) ortaya çıkmasıyla üçüncül kuşak haklar varlığını sağlamıştır. Bu kronolojiden her dönemin kendi ihtiyaçlarına göre hak tanımlamalarının değiştiğini, geliştiğini ve buna bağlı olarak temel haklar ve hürriyetler listesine eklentilerin fazlalaştığını söyleyebiliriz.
GÜNÜMÜZ TÜRK HUKUKUNDA TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER
Hukukumuzda temel haklar ve hürriyetlerin tanınması dünya siyasetine ve politik durumuna bağlı olarak gelişmiştir. Güncelde anayasamızda ve tarafı olduğumuz uluslararası belgelerde tanınan temel hak ve hürriyetlerin başlıcaları yaşama hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, mülkiyet hakkı…’dır. Bu hakların korunması ise hem iç hukukta hem uluslararası hukukta farklılık göstermektedir. İç hukukta en başta yasama organına karşı olan koruma kazuistik bir yöntemle anayasada hepsinin yazılı olarak sayılmasıyla gerçekleştirilirken yürütme organına karşı korumada idarenin işlemlerine karşı yargı yolunun açık olmasıyla, devletin tüzel kişiliğinin haricinde bireyin hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesinin karşılığı olarak özel hukuk kişilerinde korumada ise eylemlerinin haksız fiil ya da suç kabul edilmesi ile mümkün olmaktadır. Uluslararası korumada ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu gibi önemli uluslararası hukuk toplulukları ve sözleşmeleri mevcuttur.
Her ne kadar hukuk devletinden beklenen temel hak ve özgürlükleri korumak olsa da devlet olmanın, en önemlisi de hukuk devleti olmanın gereği insan haklarını korumak, saygı duymak ve onları gözetmektir. Bu beklenti aynı zamanda haklı bir sorgulama içerir: Temel mi hak ve özgürlükler?
10 temmuz 2004’te İstanbul’da doğdu. İlköğretim ve ortaöğretimini de İstanbulda tamamladı. Yükseköğrenimini Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 3.sınıf öğrencisi olarak devam ettirmektedir. Kitap okumak, piyano çalmak, müzikle ilgilenmek, sanat tarihi araştırmaları yapmak hobileri arasında olup aktif olarak Afyon Kocatepe Üniversitesi Münazara Topluluğunda münazara yapma, hitabet ve etkin konuşma becerisi kazanma faaliyetlerini devam ettirmektedir.
Yorum gönder