Zindanda Açan Mavi Menekşe

Zindanda Açan Mavi Menekşe

Binlerce yıl boyunca insanlığın ve medeniyetlerin beşiği olmuş Orta Doğu ve Mezopotamya coğrafyasının “Gök Yurdu”, binlerce yıllık Türk varlığının halen fiili ve siyasi olarak yaşatılmaya çalışıldığı, katliamlarla kırmızıya bulanmış, acı ve umutla yoğrulmuş, haysiyet mücadelesinin yaşamla verildiği Kerkük’ü size anlatacağız. Bu yazımızın neticesinde ister Kerkük’ün Türk yurdu olduğu ister Kerkük’teki etnik kırım ve demografik denge unsurlarıyla Türk varlığının yok edilmesine karşı mücadelenin halen sürdüğü sonuçlarını çıkaralım, neticede Kerkük’ün Türkiye’nin güneyinde parlayan mavi bir yıldız olduğu okuduğunuz her kelimede gözünüze çarpacaktır.

GÖK YURT: TOPRAK VE VATAN

Türk-Türkmen ayrıştırmalarıyla oluşturulmaya çalışılan uzaklaştırma politikalarına bağlı kalmaksızın Türk varlığı, Irak’ta Oğuzların Bayat Boyu’nun savaşçı özelliklerinden dolayı yerleştirildikleri Buhari kasabasında başlıyor. Bu savaşçı özelliklerinden dolayı zamanında Gazneli Mahmut’a “Bunların baş parmaklarını keselim ki yay kurup ok atamasınlar.” denerek önlem alınmaya çalışılmış olsa da haysiyet mücadelesi vermeye alışmış olan Oğuzlar yaşamlarına çeşitli coğrafyalarda devam etmişlerdi. Buhari kasabasına yerleştirilen 2000 kadar Türk savaşçı hilafetin en kuvvetli savunucuları olarak görev yapmış, sonraları nüfusları artan, yirmi bin kadar nüfusa sahip olan Türkler için Samarra Şehri kurulmuş ve buraya yerleşmişlerdi. Gelmiş olan Beydil, Çepni ve Yıva boyları günümüz Irak’ın kuzeyini yurt tutmuş, kan ve dirayetle kuru toprakları vatan eylemişlerdi.

Çeşitli Atabeyliklerle, iki kılıç kuşanmış Çağrı Bey’in izinden giderek din ve vatanın şerefi için savaşan Türkmenler, İmadeddin Zengi ve Nureddin Zengi komutalarında Haçlı Seferlerine karşı kuvvetli mücadeleler vermişlerdi.

Irak’ın kuzeyinin önemli siyasi merkezlerinden olan Erbil’in kurucusu olan Zeynüddin Ali Küçük’ün, babası Beytekin’den aldığı isimle Beytekinliler-Erbil Beyliği, devlet adamlığı ve hayırseverliğiyle nam salmış Muzafereddin Gökbörü hakimiyetinde, halkın çeşitli ihtiyaçlarının devlet eliyle düşünüldüğü, hatta yetim çocuklara sütanne tayin edilen bir anlayışla yönetilmiştir. Kerkük, Erbil ve Musul gibi önemli kentler Türk anlayışıyla yönetilirken burada yaşayan Türkler ve diğer etnik gruplar huzur ve mutluluk içerisinde “isyansız” yaşamış, Osmanlılar döneminde de bu “isyansızlık” devam etmiştir.

Bu barış ve huzur dönemlerinde Osmanlı öncesinde Kerkük’te inşa edilmiş birçok kültürel miras şehrin dokusunu sıfırdan var etmiş, Kerkük’ü yurt yapan Türkmenler de Osmanlı döneminde diğer etnik gruplarla mutluluk içerisinde yaşamıştı. Osmanlı’nın Kerkük’e verdiği değer, yalnızca coğrafyayı “Gök Yurt” olarak isimlendirmesinden bile anlaşılabilir.

STRATEJİ DERSLERİ

İthal bir hakimiyetin istikrarlı bir coğrafyada sağlanması zordur. Bu sebeple Orta Doğu’daki stratejiler genellikle böl-parçala-yönet usulüyle gerçekleştirilir. Bir coğrafyada petrol sahalarının zenginliğini gördüğünüzde yerel hükümetle anlaşmaktan daha iyi bir yöntem izleyebilirsiniz, özellikle coğrafya aşiretler zengini bir bölgeyse. Yönteminiz ise şu olmalı: Aşiretler arası etki sahibi olan nüfus ve statükosu en büyük aşirete yönetim vaat edin. Bu vaat bir bölünme motivasyonlu olsun. Vaatlerinizi birden çok aşirete yapın ki bölünme derinleşsin ve aşiretin size yönelteceği gücü azalsın. Merkezi otoritenin bölünmeyi engelleme çabalarını insan hakkı ihlali olarak uluslararası camiada tanıtın. Bunu da demokrasi düzleminde halkın kaderini tayin hakkına dayandırın.

Mesela Milletler Cemiyetiyseniz ve Wilson Prensipleri kapsamında halkın kaderini tayin hakkı olduğunu savunuyorsanız, Mondros Anlaşması’na aykırı olarak işgal edilmiş Kerkük ve Musul coğrafyasında gerçekleşen referandumda halkın Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanma kararını tanımasanız da olur.

Sonrasında bu aşiret liderlerini, çevresinde toplanan ve desteklediğiniz unsurlarla coğrafyada faaliyete geçirin. Bu faaliyetler kapsamında nüfus istediğiniz oranda değilse, sorun yok, her zaman bir çıkar yol vardır: Örneğin 1959’da olduğu gibi Türkmenleri toplayın, kurşuna dizin, ihtiyaç duymasanız bile sahte mahkemeler kurun, 5 dakikalık yargılamadan sonra binlerce Türkmen’i katledin. Nüfus “problemini” de çözmek üzeresiniz. Fakat katliam yapmak da yeterli olmaz. Tapu dairelerini basın, Türkmenlerin evlerine, arazilerine Irak ve civar coğrafyalardan getirdiğiniz Kürt ve Arapları yerleştirin. Nüfus problemi şimdi çözülmek üzere ama buna bir de resmi kılıf oluşturmalısınız. Bunun için merkezi otoriteye bu aşiretleri baş kaldırtıp bir özerk bölge oluşturun, olmayacak gibi mi duruyor? İşgal edin…

Önce Bağdat’ı bombalayarak başlayabilirsiniz. Tepki ölçümü püf noktadır. Kulpu da elbet bulmuşsunuzdur: Demokrasi. Ya kitle imha silahı vardır, ya da halkına zulmediyordur. (Kerkük demografisini Türksüzleştirmek aslında Saddam’ın da faaliyetlerinden biridir.) İşgal sonrası güzelce istikrarsızlaştırdığınız coğrafyada oluşturduğunuz özerk ve merkezi yönetim idaresindeki petrol sahalarına şirketlerinizi yerleştirin ve işte oldu: petrol artık sizindir. Tabii ki demografik, demokratik ve etnik haklar bakımından mensupları Türkmen olan fakat ismi oldukça farklı bir özerk yönetimi kurdurmuş olabilirsiniz. Bu coğrafyada “Zindanlarında yakılan, mazlumlar sürüsüne katılan” milyonlarca Türk elbette sizin için siyasi bir oyuncaktır. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devletin varlığı sizi üzüyor da olabilir, çünkü elinizde kukla gibi oynatmak isteyeceğiniz binlerce yıllık köklü aşiretler sizi ve çevirdiğiniz planı biliyor. Fakat sizin için bir problem yok. Hem rakibi bitirdiniz, hem rakip çıkmasını engellediniz ve hem de petrolü aldınız.

BEYİN FIRTINASI

Bu stratejiler, coğrafyada yaşamayan ve bu coğrafyayı yalnızca oyun tahtası olarak gören taraflar için oldukça kârlı. Peki bu coğrafyayı yaşam mahalli olarak görenler, ekmeklerini çıkardıkları topraklarda barış içerisinde yaşamak isteyen halk? Zindanlara tıkılan, katledilen, soyu kesilmeye çalışılan bu halkın tek suçu var: Var olmak.

Mensubu bulunduğunuz milletin bu strateji uygulayıcılarının işine yarayan bir unsur olmadığını düşünün. Nüfusunuz bu stratejik “akılların” işine gelmediği için nüfusunuzun, yok edilmeye ve diğer etnik unsurların artırımıyla sönümlenmeye mecbur bırakıldığını hayal edin. Size; “Binlerce yıl yurt eylediğiniz topraklar artık sizin değil!”, “Binlerce yıl barış içerisinde birlikte yaşadığınız diğer etnik unsurlar siyasi emellerimize daha uygun diye sizin evinize yerleştireceğiz. Şimdi çocukluğunuzu geçirdiğiniz evlerinizden, mahallelerinizden çıkın!” ve “Senin mensubu olduğun millet işimize gelmiyor, haydi şimdi düzmece bir mahkemeye! Sonrasında sizi bir duvar dibinde kurşuna dizeceğiz!” dendiğini düşünün. Şimdi tüm bunları düşünmeyi bırakın ve Kerkük’e bakın. Bunların her birinin Kerkük’te olduğunu görmek damarlarınızdaki kanı donduracaktır.

KÜLTÜR YOKSA YURT DA YOKTUR

Selçuklu ve Osmanlı eliyle Türk hakimiyetindeki yüzlerce yıl boyunca barış ve huzur içerisinde yaşayan Kuzey Irak ve Kuzey Suriye, o günden bugüne “Türkmeneli” olarak adlandırılmakta. Avrupa kaynaklarında William Guthrie’nin 1785 tarihli haritasında bölge, Turcomania” (Türkmeneli) olarak adlandırılmış olmakla geçen yüzlerce yılın nüfus ağırlığı hakkında fikirler vermektedir. Günümüzde devlet isimleriyle ve Körfez Savaşı’nın oluşturduğu göç akınlarıyla oluşan farklı algıdan bağımsız olarak tarihi kökenlere indiğimizde özellikle Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak coğrafyalarının kadim Türk yurdu olduğu görülmektedir. Bu algı mühendisliğinden sıyırılıp coğrafyaya direkt temas ettiğimizde de gerek aşiretler, gerek kültürel miraslar, gerekse sosyolojik altyapıda geçen bin yıllık Türk kültür dominasyonu olduğunu görmekteyiz.

MODERN DİRENİŞ: SİYASET

İşte bu sosyolojik varlığın, Türkmenler üzerinde kurulmuş siyasi ve hayati baskıyı kaldırmak için Türkmenler lehine kullanılabilmesi, siyasi araçlarla gerçekleştirilmelidir. Bu kapsamda da Irak Türkmen Cephesi olarak siyasi hak arayışları bölgede sürmekte. ITC (Irak Türkmen Cephesi) Başkanı Hasan Turan, Erşat Salihi ve Ahmet Remzi Köprülü bu siyasi mücadelede öne çıkan isimlerden.

Türkmenlerin siyasi hak arayışlarında özellikle Erşat Salihi kilit rol oynamaktadır. Siyasi hayatından dolayı 1979’da Ebu Gureyb Cezaevi’nde 10 yıl geçirmiş, ağabeyi idam edilmiş, ailesi sürgün edilmişti. Bazı karakterler üzerine gelen dert ve belalardan yılmama eğilimi gösterir. Salihi de bu karakterde olacak ki tüm bu olaylardan sonra 2011, 2013 ve 2014’te kendisine karşı gerçekleştirilen suikastlere rağmen siyasi yaşamına devam etmiş; 2010, 2014 ve 2018’de Kerkük’ten milletvekili olmuştur. Türk dünyası ile yakın temaslarda bulunarak halen coğrafyadaki Türkmen nüfusun haklarını korumaya yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Mevcut ITC Başkanı Hasan Turan ise 1962 Kerkük doğumlu, 2021 yılından beri Cephe’nin başkanlığını yürütmekte. 2023 seçimlerinde öne çıkan konuşmalar yaparak Kerkük, Musul ve civar coğrafyalardaki Türkmen nüfusuna dikkat çeken Turan; “Özü Türk, Sözü Türk, Canım Kerkük” sloganıyla demokratik seçimlerde yer almış, konuşmalarında Irak Türklerinden bazı kişilerin seçimleri protesto etme ve oy kullanmama isteğinden bahsetmiş, “Kürt ve Arap da oydan kaçınacak mı?” sorusunu sormuş, seçimlerden sonra tam da dediği gibi uygulanan tüm toplum mühendisliklerine rağmen nüfusu fazla olan Türkmenlerin kimileri demokratik düzene –haklı olarak– inanmadıkları için –yanlış bir yöntem olarak– oy kullanmamış, kimilerinin de oylamalarına dair çeşitli spekülasyonlarla oylama sıhhatine sekte vurulmuştur.

“Dava olan toprak kan ile beslenir. Bizim de şehitlerimiz hiç geri durmadılar, hepsi kan verdi.” – Hasan Turan

Neticede tüm bu negatif unsurlara rağmen Türkmenler, Kerkük İl Meclis Üyesi olarak; Ahmet Remzi Köprülü, Muhammet Saman Ağaoğlu, Mardin Gökkaya ve Sevsen Ceddu tarafından temsil edilecek.

Kerkük İl Meclisi’nde Türkmenleri temsil eden Ahmet Remzi Köprülü’nün, Türkmenlerin siyasi varlığında genç ve dinamik bir yer tutacağı düşünülüyor ki Erşat Salihi tarafından adaylaştırılıp desteklendi. Köprülü, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamalarda “Kerkük’te Türkmenler’in denklemde olmadığı bir yerel hükümetin kurulamayacağının” ispatı olarak Türkmen meclis üyelerinin Arap üyelerle birlikte meclis oturumuna katılmadığını belirtmiş, bu şekilde oturumun iptal olmasını sağlamış, Türkmen temsiliyetini sağlamak açısından seçmenleri ve Kerkük’ü yakından takip eden Türk dünyası üzerinde olumlu bir intiba bırakmıştır.

NETİCE: MAVİ, HİLAL VE YILDIZ

Neticede Türkmenlere uygulanan etnik kırım politikalarından, binlerce yıl barış ve huzur içerisinde yaşadığı diğer toplumları kendilerine karşı kışkırtan çeşitli odaklardan ve özgürlük mücadelesinin mecburiyet olduğu coğrafyadaki dışlanmışlıklarından sıyrılıp, dik duruşlu bir azimle inandığı yolda yürüyen ve milli kimliklerinin yok edilmesine haklı olarak rıza göstermeyen Türkmenler; 14 Temmuz 1959’da ve ileriki yıllarda Türkmenlere karşı gerçekleştirilen etnik kırım ve yerinden etme politikalarına günümüzde siyasi ve hukuki çözüm metotları geliştirmekte ve siyasi temsil mekanizmaları ile coğrafyaya ve dünyaya seslerini duyurmaya devam etmektedir.

M. Şamil ÇAVUŞOĞLU

Yorum gönder