Etik
Yakın arkadaş olan üç filozof; Jeremy Bentham (klasik faydacı), Peter Singer (tercih faydacısı) ve Immanuel Kant (görev etiği) bir gün hem hasret gidermek hemde muhabbet etmek için gecenin geç vakitlerinde gittikleri Café de Americano’da kahve siparişlerini verdikten sonra filozofların yan masasında oturan bir grup arkadaşın tartışmasını duyarlar. Masada sohbet eden bir vejetaryen “hayvanları, etlerini yemek için öldürmenin yanlış olduğunu” söyler ve arkadaşı şu ifadeyi kullanır, “hayvanları yemenin insanlar için hayati derecede önemli olduğunu” ve insan yaşamının kaliteli bir şekilde sürdürülebilmesi için gerekli olduğunu söyler. Bir diğer arkadaşı eti yenebilecek hayvanları sıralayarak hızlı nüfus artışının sonuçlarından biride ekosistemdeki geçmişten günümüze yenilenebilen hayvanlarının sayısının ve niteliklerinin azalmasından bahseder. Bu ifadelere kulak misafiri olan üç filozof arkadaş hemen tartışmaya başlar.
Bu söylemlere dayanamayıp tartışmayı başlatan Kant; Hayvanların arzuları vardır ama iradeleri yoktur. Aynı şekilde hayvanların irade sahip olmayıp sadece arzuları doğrultusunda karınlarını doyurmak suretiyle günlerini geçirdikleri için bizim amaçlarımız doğrultusunda araç haline gelebilirler ve onları yiyebiliriz. Ama onlara kaba ve ahlaki açıdan yanlış bir şekilde davranamayız bu ahlaki açıdan yanlış bir harekettir.
Bunun üzerine Peter Singer; Varlıkların eşit statülerde tutularak değerlendirilmesini benimsedim. Filozofluğumun yanı sıra etik açıdan hayvan hakları üzerine bir çok çalışma yaptım. Hayvan hakları ve veganların geleceği adına çok önemli çalışmalara imza attım. Bana ve tercih faydacılığa göre, insan mutluluğunun hayvan mutluluğuna tercih etmemiz doğru değildir. Çünkü bunu yapmamıza neden olacak hiçbir şey yoktur. Daha önceleri de de söylediğim gibi ’’kötü bir şeyin olmasını engelleme gücüne sahipsen ve bunu yaparken o şeye kıyasla ahlaki açıdan önem taşıyan başka herhangi bir şeyi feda etmiyorsak, ahlaki açıdan bunu yapmak zorundayız.’’ Tercih faydacılığının temel motivasyonu da budur aslında hissedebilen, içgüdüsü olan, belli bir düzeyde akıl yürütebilen ve acıdan kaçınmak için hayatına devam etmek isteyen bir canlıyı öldürmenin ahlaki boyutu da göz önüne alınması gerekmektedir. Sayın Kant senin bu yaptığın türcülüktür. “Hayvan Özgürleşmesi” kitabında da yazdığım gibi ’’birisinin kendi türünün üyelerinin ilgilerine yönelik ve diğer türlerin üyelerine karşı taraflı ve önyargılı davranması tutumu türcülüğe girmektedir.’’
Sohbet içerisinde geri kaldığını ve muhakkak bir şeyler söylemesi gerektiğini düşünen Jeremy Bentham; Hayvan haklarını savunan ilk filozof benim ve ayrıca on dokuzuncu yüzyılda entelektüel ilerleme ışığında yapmış olduğum çalışmalar sayesinde hayvanlara eziyet çektirmenin yasaklanması gibi bir çok hukuki çalışmalara ön ayak oldum. Bana göre, insan olmayan hayvanlara acı çektirmek, insanlara acı çektirmekten bir farkı yoktur. Aynı zamanda insanlara acı çektirmenin, hayvanlara acı çektirmekten kötü olduğuna dair bir sebep yoktur. Kant, insanların diğer hayvanlardan rasyonel olmasını öne sürüyor ama ’’yetişkin bir at veya bir aylık bir maymun, günlük hatta haftalık bir bebekten daha rasyonel ve konuşma becerisine sahip bir hayvandır.’’
Bu ifadelerin üzerine Kant; “İnsanlığın ve rasyonel varlığın devamı için rasyonel potansiyeldeki varlıkların öldürülmesi ahlaki değildir. Ayrıca her rasyonel varlık kendi içinde son bulacaktır. Varlığı bizim irademize değil de doğaya dayanan varlıklar, rasyonel varlıklar değillerse bir araç olarak kullanabilirler.” Şeklinde cevap verir.
Jeremy Bentham ise; Akla değil acıya odaklan ”asıl mesele, akıl yürütebiliyorlar mı ya da düşünebiliyorlar mı meselesi değil, acı çekebiliyorlar mı meselesidir.’’ Ben tüm hayvanların acı ve haz çektiğini düşünüyorum. Bu doğrultuda hayvanları bitkilerden ayıran temel neden acı ve hazdır.
Bana göre bir canlının ahlaken bir statüye sahip olabilmesi için acı ve haza sahip olması gerekir. Acı çekmek veya çektirmek ahlaki olarak önemli bir konudur. Çünkü kötü, iyi gibi ahlaki kavramlarla ilişkilidir. Örneğin; fotoğraf makinesinde bir fotoğraf çekildiğinizde kimse ’’muhteşem bir fotoğraf çektin, teşekkür ederim’’ demez. Çünkü fotoğraf makinesinin özgür irade, iyilik ve kötülük gibi ahlaki kavramları yoktur.
Anlaşılmadığını hisseden Peter Singer; Az önce açıkladığım’’türcülük’’ kavramını isterseniz deney yoluyla açıklamak isterim; Yalnızca çocuklardan oluşan bir sirk düşünün. Sırf başka türden varlıklar eğlendiği için bu sirkteki bebekler acı çekiyor, özgürlüklerinden, hayatlarından ve birçok şeyden geri kalıyorlar. Bu sirkteki bebeklerin, insan yavrusu olması ile maymun yavrusu olması arasında bir fark göremiyorum. Eğer sırf kendi türümüzün bireylerini dikkate alıp diğer canlıları umursamıyorsak gerçekten türcüyüz.
Yan masada tartışan 3 arkadaşın ifadelerini hatırlayan Kant; İnsanların üstünlüğünü kabul ederim. Fakat benimle aynı görüşte olan düşünürlere göre hayvanların öldürülmesinde daha hassasım hayvanların yiyecek olarak tüketilmesi, diğer gıda maddelerinin tükenmesine yol açabileceğinden yemek kıtlığını önlemek için hayvanları yiyecek olarak tüketmek ahlaki olarak doğrudur. Ayrıca Bentham’ın ahlak kavramına karşıt olarak insan ve hayvan arasında her ne kadar benzerlikler olsa da hayvanlara karşı doğrudan hiçbir ahlaki borcumuz yoktur. Ahlaki olarak yaptığımız iyi kötü şeylerin kendi üzerimizde etkisini hesaba katacak olursak hayvanlara daha iyi muamele edebiliriz. Bence hayvanlara karşı olan tutumumuzu toplum ahlak ödevinin dışına koymalıyız.
Tartışmada geri kaldığını hisseden Peter Singer; Konuyu ahlaki olarak değerlendirecek olursak hayvanların acıdan kaçma haklarını ihmal etmekle kalmıyor onların yaşama devam etme arzularını da ellerinden almış oluyoruz. Tercih faydacılığına göre, herhangi bir varlığın tercihinin tersi yönünde yapılmış eylemler yanlıştır. Tabi bu tercihe ters yöndeki tercihler ağır basmadığı sürece. Canlıların yaşama devam etme ve acıdan kaçma eğilimi her ne kadar içgüdüsel olsa da onu tercih olarak görmemize engel değildir.
Geçmişte verdiği dersler aklına gelen Kant; Tabii ki, 17. ve 18. yüzyılda hayvanlara karşı ahlaki bir borcumuz olmadığı ancak onlara kaba bir şekilde yaklaşmamız gerektiğini düşündüm. Aydınlanma çağında öğrencilerime etik dersi verirken şu örneği kullanmıştım: Köpeği artık sahibine hizmet edemediği için sahibi onu vurmuştur. Bu olayda köpeğe karşı herhangi bir sorumluluk ihlali yoktur, ancak diğer insanlara karşı olan sorumluluk ihlalidir. Bir insan köpeğini “artık hayvan bana hizmet edemiyor” diye vuruyorsa köpeğe karşı olan görevinde başarısız olmaz.
Bentham: Ben sizin düşündüğünüzün aksine klasik bir faydacı olarak hayvanlarında ahlaki toplumda yeri olduğuna inanıyorum çünkü bir varlık acı çekebildiği sürece, ona karşı olan eylemin en belirleyici temel ilkesi sahip olduğu acıyı çekebilme yeteneğidir. Biz eylemlerin sonucunu sadece insanlara göre alınmasına karşıyız. Dilerseniz tartışmamızı burada bitirip birazda geçmişte neler yaptığımızdan bahsedelim.
Yazar
Muhammed Demircan
Yorum gönder