Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları

Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları

ÖZET

Yargı sisteminin sorunları uzun yıllardır konuşulan, raporlanan, tasniflenen, çeşitli çözüm yolları aranan bir konudur. Bu konu içerisinde çeşitli hukuki kavramlar tartışılmaktadır. Bu kavramlar; hâkimin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı, yargı etiği gibi kavramlardır. Yazıda bu kavramlara ayrıntılı olarak yer verilmeyip sistemin şimdiye kadar tespit edilen sorunlarına bilimsel oranlarla yaklaşılacaktır. Bu oranlar çoğunlukla İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi komisyonu tarafından Aralık 2022 tarihinde yayınlanan “Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları Makale Yarışması ve Anket Çalışması Raporu’ndan” alıntılanacaktır. Makalede yer verilen grafiklerin ve tabloların rapordaki sayısı değiştirilmeyecektir. Konuyu geniş olarak ele alan bu makalede sorunlar ve çözüm yolları tasniflenerek örnekler üzerinden anlatılacaktır.

ANAHTAR KELİMELER: Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları, Yargı Etiği, Tarafsızlık, Bağımsızlık, Hakimlik Teminatı

GİRİŞ

Yargı sistemindeki sorunlar uzun yıllardır konuşulmuş, bu sorunlara çözümler aranmış, çeşitli hukukçular, hocalar bu konu hakkında makaleler yayınlamış, anketler yapılmış ve raporlar düzenlenmiştir. İstanbul Barosu da 2022 Aralık ayında konuya ilişkin “Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları Makale Yarışması ve Anket Çalışması Raporu” nu yayınlamıştır. (Bundan sonra rapor diye anılacaktır.) Bu raporda hem yapılan makale yarışmasına ilişkin veriler hem de yapılan anket çalışmasına ilişkin veriler yer almıştır. Yapılan anketten çıkan bazı sonuçlar şaşırtıcıdır. Bazıları ise uzun yıllardan beri üzerine konuşulan konulardır.

Yapılan ankete 1.009 kişi katılım göstermiş olup anket; dereceli cevap verilebilecek sorulardan, özgün cevapların yazılabileceği metin sorularından, evet-hayır sorularından oluşan ve katılımcıların kişisel verilerinin talep edilmediği bir ankettir. Katılımcıların eğitim durumu oldukça yüksektir. 721 kişi lisans, 212 kişi yüksek lisans, 64 kişi doktora seviyesinde eğitime sahiptir. Katılımcıların neredeyse tamamı hukuk mesleklerine mensup olup; 831’i avukat, 33’ü stajyer avukat, 6’sı hukuk öğrencisi 139’u da diğer gruplardandır. Diğer grupların içerisinde hakim, savcı, adliye memuru gibi yine meslek içinden katılımcıların olduğu gözlemlenmekle birlikte hukuk mesleklerinden olmayan akademisyen, elektrik teknisyeni, ev hanımı, antropolog, gemolog, gazeteci gibi çeşitli mesleklerden de katılım olduğu gözlemlenmiştir. (Rapor: Grafik 7)

metin, ekran görüntüsü, daire, sayı, numara içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Raporda katılımcıların yaşadıkları yerler, yaş aralıkları, mesleki kıdemleri gibi daha birçok konu raporun sonucunda önem arz edeceğinden sonuçlar grafik olarak açıklamalarıyla birlikte rapora eklenmiştir. Katılımcıların %80’i 50 yaş altındayken, yarısından fazlası 35 yaş altıdır. Bunların %40’ı 1-5 yıllık kıdem sahibiyken %55’i 10 yıl ve altı kıdeme sahiptir. Raporun sonuca en çok etki eden sonucu da katılımcıların 745’inin İstanbul’da, 83’ünün Ankara’da, 23’ünün İzmir’de, 15’inin Konya’da, 14’ünün de Antalya’da yaşıyor olmasıdır. Ankete diğer illerden ancak %10’luk bir katılım olmuş hatta bazı illerden hiç katılım olmamıştır. (Rapor: Tablo 2)

YARGI SİSTEMİNİN SORUNLARI

Yargı sisteminin tespit edilen sorunları raporda şu şekilde sıralanmıştır:

  • Kuvvetler ayrılığı sisteminin uygulanmaması
  • Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yargı sistemini örselemesi
  • Yürütmenin yargı üzerindeki tahakkümü ve yargının siyasallaşması
  • Başta yüksek yargı mensupları olmak üzere hâkim ve savcıların yasama ve yürütme gibi organlarca belirlenmesi,
  • HSYK’nın HSK’ya dönüşme süreciyle yüksek yargının bağımsızlığını yitirmiş olması ve bu durum ilk derece mahkemelerinden diğer tüm yargı organ ve süjelerine varıncaya kadar olumsuz bir şekilde yansıması.
  • Anayasa Mahkemesi (AYM) üye seçiminin hukuk meslek mensuplarının oyları ile yapılmaması.
  • Yargının siyasi bir araç olarak kullanılması ve ideolojik davranış biçimlerinden arınamaması.
  • Politik davalarda bağımsızlığın ve tarafsızlığın örselenmesi.
  • Yargı mensuplarının tecrübesizliği.
  • Devleti koruma düşüncesinin egemen olması.
  • Sıradan insanlar ve sıradan davalar için bağımsızlık ve tarafsızlığın geçerli olmasına karşın mahkemelerin baktığı davanın konusuna, taraflarına ve önem derecesine göre bağımsızlık ve tarafsızlık durumunun değişmesi.
  • Mevcut düzen(lemeler) nedeniyle özellikle de ceza hukukunda iddia ve yargılama makamlarında taraflılığın ortaya çıkması ve bunların iç içe geçerek tek bir taraf gibi hareket etmesi.
  • Bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlayacak mevzuatın bulunmasına rağmen yargı mensuplarının bunu sağlayacak yetkinliği ve cesareti göstermemesi.

Sayılan sorunların temeli 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğine dayanmaktadır. 2017 yılında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişki incelendiğinde yüksek yargı organlarında ve yüksek yargı mensuplarının seçilmesinde bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. Yürütme organı olan cumhurbaşkanının yargı organları üzerindeki yetkisi, yüksek mahkemelere bazı atama yetkileri şeklinde karşımıza çıkmaktadır.[1] Cumhurbaşkanı yüksek mahkemelere üye atama konusundaki yetkilerini ya doğrudan doğruya seçme ve atama şeklinde yerine getirmektedir ya da başka organlarca önerilen adaylar arasından seçim yaparak bu yetkisini kullanmaktadır.[2]

Anayasa’nın 154/4’üncü maddesi Yargıtay hususunda CB yetkilerini düzenlemiştir. Anayasa’nın 155/3’üncü maddesi ise Danıştay hususunda CB yetkilerini düzenlemektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi cumhurbaşkanının Yargıtay ve Danıştay konusundaki anayasal yetkilerinde değişiklik getirmemiştir.[3] Ancak diğer yüksek yargı mensupları olan HSK üyeleri ve Anayasa Mahkemesi üyelerini atama ve seçme yetkisinde her ne kadar yapılan değişikliklerle sayılar düşürülmüşse de oransal olarak daha büyük çoğunluğu cumhurbaşkanının atadığı veya seçtiği su götürmez bir gerçektir. Yüksek mahkemelere cumhurbaşkanı tarafından üye atanması uygulamasının birtakım demokratik ülkelerde[4] de olduğu düşünüldüğünde bu durumu tek başına, yargı bağımsızlığını zedeleyecek bir düzenleme olarak değerlendirmek mümkün değildir. Fakat atanan üyelerin cumhurbaşkanından talimat alması, cumhurbaşkanının açık ya da zımni bazı işlem ya da eylemleriyle yargı organlarına müdahale etmesi, onları tesiri altına almak istemesi durumunda yargı bağımsızlığının zedeleneceği muhakkaktır.[5] Özellikle HSK’nın 4 üyesini CB seçmektedir. Ayrıca HSK’nın tabii üyesi olan Adalet Bakanı da CB tarafından seçilmekte ve yine HSK üyelerinden olan adalet bakan yardımcısını da adalet bakanı seçmektedir. HSK’ya TBMM’nin seçeceği yedi üye içerisinde cumhurbaşkanının mensubu olduğu partinin seçeceği üyelerin de bulunacağı düşünüldüğünde fiili olarak cumhurbaşkanının siyasi görüşüne uygun bir HSK çoğunluğunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu ise Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelere üye seçme yetkisi olan ve hakimlerle savcılar üzerinde önemli yetkilere sahip olan HSK’nın tarafsızlığına ve bağımsızlığına gölge düşüren bir durumdur.[6] Sayılan tüm bu sebeplerle sistem değişikliğinden sonra yargı bağımsızlığı konusundaki eleştiriler de artmıştır. Bu durumun bilimsel tespiti için Rapordaki Grafik 11 örnek verilebilir.

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, sayı, numara içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda Yargı sistemindeki liyakat konusuna mutlaka değinilmelidir. Liyakat herkesin bildiği ve duyduğu üzere Türkiye’nin en derin yaralarından biridir. Toplumda liyakatsiz atamaların yapıldığı, “referans” uygulamasının yaygınlığı herkesin dilinde olan bir durumdur. Mülakat sistemi bu durumu kolaylaştıran bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâkim-savcı seçimlerinde de yazılı aşamadan sonra sözlü aşamada da mülakat sistemi uygulanmakta ve bu da Yargı sistemi mensuplarının seçimlerinin liyakatli olup olmadığı sorusunu akıllara getirmektedir. Yapılan ankette de bu soruya yer verilmiş olup çıkan sonuç toplumda çokça bilinen ve konuşulan bir konun verisel sonucu olmuştur. (Rapor: Grafik 14)

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, web sayfası içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yargı sisteminin tabi ki tek sorunu Anayasa değişikliği sonucu artan yargı tarafsızlığı, bağımsızlığı ve liyakatsiz atamalar sorunu değildir. Tüm bunların haricinde Raporda da tespit edilen diğer sorunlar:

  • Hukuk fakültelerinin eğitim yetersizliği, nitelikli eğitim vermemesi
  • Hukuk fakültelerinin sayısının çok olması dolayısıyla çok fazla mezun verilmesi
  • Fakültelerde uygulamaya yönelik eğitimin yetersizliği
  • Meslek içi eğitimlerin yetersiz olduğu
  • Etik konusunda genel bir bilgi eksikliği olması
  • Stajyer avukatların maddi sıkıntılar çekmesi
  • İş yükünün çok fazla olması
  • Yargı personellerinin sayısının az ve maaşlarının yetersiz olması
  • Özenli iş görme borcuna çoğu personelin uymaması ve yaptırımının olmaması
  • Adliye binalarının, infaz kurumlarının, üniversite binalarının yetersiz olması
  • Sistemdeki teknolojik eksiklikler
  • Yargılama süresinin çok uzun sürmesi
  • Dava sayısının fazlalığı ve personel eksikliği
  • Dava harç ve masraflarının fazla olması
  • Adalete erişim sorunu (pahalılık)
  • Hukuk sistemine güvensizlik
  • Kanunların çok sık değişmesi ve uygulanabilirlik sorunu
  • Yürüklükteki kanunların gerektiği gibi uygulanmaması
  • Cezasızlık yönündeki uygulamalar
  • Dosyalama sistemi ve arşivleme
  • Mahkemelerin işleyişi ve duruşmalar

YARGI SİSTEMİNDEKİ SORUNLARIN ÇÖZÜM YOLLARI

Sayılan tüm bu sorunların elbette ki çözüm yolları da mevcuttur. Raporda sorunlar kadar çözüm yolları da tespit edilmiş ve şu şekilde sayılmıştır:

1) Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı derhal sağlanmalıdır. Yargı personelinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı sadece şekli değil maddi anlamda da garanti altına alınmalıdır.

2) Bağımsızlık ve tarafsızlığın ön koşullarından biri olan hâkimlik teminatı yasal güvence altına alınmalıdır.

3) Hâkim ve savcıların atama-terfi ve disiplin işlemleri için objektif kriterler konulmalıdır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun tüm kararlarına karşı yargı yolu açık olmalıdır.

4) Yargının bağımsız bütçesi olmalı; dava harçları, gelir ve gider kalemlerinin tüm tasarrufu yargı kurumlarına bırakılmalıdır.

5) AİHM ve AYM kararlarına açıkça uymayan hâkim ve savcılara cezai ve mali yaptırım getirilmelidir.

6) “Yargı Sistemine Güvensizlik” en önemli sorunlardan biri olarak tespit edilmiştir.

7) Liyakatsizlik yargı sistemi içinde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu problem yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile doğrudan ilişkilidir ve hukuki güvenlik ilkesine ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yargı mensupları liyakatli olma konusunda tüm toplumsal sınıflardan daha hassas olmak zorundadır.

8) Kayırmacılık ve nepotizmin toplumun sadece belli bir kesimiyle ilişkili olmadığı sosyolojik bir gerçekliktir.

9) Torba yasa uygulamalarına son verilmeli ve kanunların sık sık değiştirilmesi önlenmelidir. Yeni kanun çıkarılırken ya da kanunlarda değişiklik yapılırken yasa ve yönetmeliklerle belirlenen standartlara uyulmalıdır.

10) Yargısal süreçlerin uzaması adalete erişimi geciktirmektedir. Yargı sisteminin temel problemlerinden olan iş yükü sorunu personel, fiziki ve teknik eksiklikler giderilmek suretiyle acilen çözülmelidir. İş yükü fazlalığının temel nedenlerinden biri olan adli tatil uygulamasında değişikliğe gidilmelidir.

11) Vatandaşların adalete erişim sorunları çözülmeli, ilköğretimden başlayarak vatandaşlık hakları ve anayasal güvenceler öğretilmelidir.

12) Hukuk fakültelerindeki eğitimin kalitesi arttırılmalı ve bilimsel standartlara sahip olmayan fakülteler derhal kapatılmalıdır. Hukuk fakültelerine ait binalar gecekondu ve plaza görünümlü olmaktan çıkarılıp gerçek bir üniversite kampüsüne çevrilmelidir.

13) Avukat, hâkim ve savcıların staj dönemindeki eğitimlerinin niteliği yükseltilmeli, tüm adli personelin sürekli meslek içi eğitime tabi tutulması ve kamu hizmet etiği standartlarına uygun davranmaları sağlanmalıdır.

14) Hâkim ve savcılar aynı örgütsel yapı içinde bulunmamalı ve duruşmalar dışında aynı binada çalışmamalıdır. Hâkimler ve savcılar kurulu iki ayrı birim olarak örgütlenmelidir. Duruşma düzeni avukat ve savcıların eşit konumda olacakları şekilde yeniden dizayn edilmelidir.

15) Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerine uygun olarak kadın hâkim ve savcı sayısının artırılması gerekmektedir.

16) Doğal hâkim ilkesine aykırı bir şekilde işleyen Sulh Ceza Hâkimlikleri derhal kaldırılmalıdır.

17) Hâkimlik ve savcılık mülakat sınavı kaldırılmalı ya da objektif ve şeffaf bir sisteme geçilmelidir.

18) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki ücretler güncel koşullara uygun bir hale getirilmeli, bu tarifeye uyulup uyulmadığı barolar tarafından sıkı şekilde denetlenmeli ve ihlal durumunda cezai müeyyideler uygulanmalıdır.

19) Avukatlık sınavı derhal uygulanmalıdır.

20) Avukat stajyerleri ile hâkim-savcı stajyerlerinin aynı ekonomik koşullara sahip olması sağlanmalıdır.

21) İhtisas mahkemeleri yaygınlaştırılmalı, hâkim ve savcıların uzmanlaşması sağlanmalı, hemen her dosyanın bilirkişiye gönderilmesi uygulaması terk edilmelidir.

22) Devletin güvenlik mekanizması dışında, yargının emrinde, bağımsız ve adliye ortamında çalışabilir adli kolluk teşkilatı derhal kurulmalıdır.

23) Arabuluculuk ve uzlaştırma sistemi amacına ve etik ilkelere uygun biçimde yapılandırılmalıdır.

24) Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP), Adalet Bakanlığı bünyesinden çıkartılmalı, sistemin işletimi ve denetimi hâkim, savcı ve avukatlardan oluşan bir kurula bırakılmalıdır. Kamu kurumlarının tüm veri tabanları UYAP ile entegre edilmeli ve sistem güvenilirliği artırılarak belli kurallar çerçevesinde avukatların erişimine sunulmalıdır. UYAP Sistemi 113 hatasız ve defosuz bir hale getirilmeli, avukatların değişik iş ve savcılık dosyalarına sınırsız erişimi sağlanmalıdır.

25) Mahkeme ve icra dosyaları belirli bir standarda göre düzenlenmeli ve ilgililerin kolayca ulaşabilmesi sağlanmalıdır.

26) Adliyelerin, infaz kurumlarının ve kolluk birimlerinin mekânsal düzenlemeleri insani koşullara uygun hale getirilmelidir.

27) Barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Akademisi ve Hukuk Fakülteleri arasındaki iş birliği artırılmalıdır.

28) Tüm davalarda avukatla temsil zorunluluğu getirilmeli ve adli yardım müessesesinin kapsamı genişletilmelidir.

29) Avukatlar için mesleki sorumluluk sigortası zorunlu hale getirilmelidir.

30) Kamu görevlilerinin hukuka uygun olmayan fiil ve davranışları cezasız bırakılmamalıdır.

31) Dezavantajlı grupları tam anlamıyla koruyacak tedbirler ivedilikle alınmalıdır.

32) Hâkimlerin duruşmalardaki keyfi davranışlarına, savunma kısıtlamalarına ve keyfi tutuklamalara son verecek düzenlemeler yapılmalıdır. Duruşmaların belirlenen zamanda başlamaması sorunu bir an evvel çözülmelidir.

SONUÇ

Yargı sisteminin tespit edilen tüm sorunları ve çözüm yolları Rapor esas alınarak anlatılmıştır. Bu konuya ilişkin yapılması gereken ilk yorum bu sorunların ne yazık ki sadece günümüze ait sorunlar olmamasıdır. Ocak 1993 yılında yayınlanan Eskişehir Barosu Dergisi’nde mevzuatın gözden geçirilmesi, hak aramanın kolay ve ucuz hale getirilmesi, teknolojik sorunlar, yargıç ve savcıların bakanlık vesayetinde olmaması gerektiği, yargıç ve savcıların mesleğe kabul sisteminin değiştirilmesi gibi birçok sorun ve çözüme değinilmiştir.[7]

Hukuk yaşayan bir sistemdir. Çağ değiştikçe insanlar değiştikçe hukukun da değişerek topluma ayak uydurması gerekmektedir. Ancak 90’lı yıllardan bu yana hukuk sisteminin temeldeki bazı problemleri aynıdır. Bu da akıllara şu soruyu getirir: Bunun sebebi problemlerin köküne inilmemesi olabilir mi? Çünkü sorunlar tespit edilmiştir. Aslında çözüm yolları da bellidir ancak hukuk sistemi bu çözümlere ulaşamamaktadır. Ve gün geçtikçe toplumun adalete olan güveni azalmaktadır.

Sistemler bir çarklının dişleri gibi birbirine bağlıdır. Ekonomi sistemi, sanayi sistemine; sanayi sistemi, teknoloji sistemine; teknoloji sistemi, eğitim sistemine ve en temelde hepsi hukuk sistemine bağlanmaktadır. Hukuk sistemi de diğer sistemlere… Unutmamak gerekir ki, toplumda güvenin ve huzurun sağlanması adaletin sağlanmasına bağlıdır.[8] Kendini güvende hissetmeyen toplum verimli olamaz, sistemler işlemez, durur ve en sonunda çöker. Buradan da anlamak gerekir ki hukuk bir toplumun bel kemiğidir. Aslında evrensel toplum düzeninde tüm sistemler toplumun bel kemiğidir. Eğitimi hukuktan, hukuku teknolojiden, onu da diğerlerinden ayırmak pek mümkün değildir. İşte hukuk sistemindeki sorunlar da tam olarak böyledir. Biri diğerini doğurmakta, biri diğerinin sebebi, biri diğerinin sonucu olmaktadır. Hukuk fakültesinde güzel bir binada nitelikli hocalardan nitelikli eğitim almamış, uygulama eğitimini eksik almış ya da hiç almamış bir öğrencinin, avukat olduktan sonra dilekçe yazmayı öğrenmiş, belki hakimlik savcılık sınavına girmiş derece yapmasına rağmen atanamamış bir öğrencinin, kendisinin yerine liyakatsiz insanların atandığı bilen bir öğrencinin, liyakatsiz hakim savcının, sistemde iyi sonuçlara yol açması beklenemez. Müvekkillere nitelikli bir yargı yolu sunulması, liyakatsiz hâkim savcı veya mesleğini yaparken daha ikinci yılında yıpranmış, para bile kazanamayan avukatlarla mümkün değildir. Tüm bu sorunlar birbirine bağlanmaktadır. Dolayısıyla çözüm tek bir noktada kalmamalıdır. Raporda çözüm önerileri arasında yer alan avukatlık sınavı Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) 2024 Eylül ayında ilk kez uygulanmıştır ve sonuçlarını görebilmek için biraz vakite ihtiyaç vardır. Ancak şu söylenebilir ki müfredatlarda değişiklikler yapılmadan, binalar iyileştirilmeden, fakültelerin gereksiz olanları kapatılıp öğrenci sayısı düşürülmeden, personel liyakatiyle sayısı iyileştirilmeden ve yürütmenin yargı üzerindeki eli kaldırılmadan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile kalitesine ilişkin sorunlar son bulmayacaktır. Avukat sayısındaki yığılma ve nitelikli avukat sorunu HMGS ile kısa bir süreliğine çözüm bulsa da bu durum tek çözüm yolu olarak uygulanmaya devam edildiğinde kısa sürecektir. Hatta sınavın yapılması, sınava giren öğrenci sayısında yığılma, fazladan sınav yükü ve masrafı gibi başkaca sorunları zaman geçtikçe beraberinde getirecektir.

Günümüzde Türk vatandaşları, sosyal medyalar aracılığıyla adalet aramaktadır. Yaşanan kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet olayları, çocuğa karşı şiddet ve taciz- tecavüz olayları, hayvanlara karşı şiddet ve istismar olayları ve daha niceleri sosyal medya platformlarında gündem olmakta ve insanlar adalet arayışına çıkmaktadır. Bu arayış çoğu zaman propagandaya kadar gidebilecek bir tepki halini almaktadır. Sebebini anlamak çok basittir. Çünkü vatandaşlar tepki gösterilmeden adaletin yerini bulabileceğine inanmamaktadır. Türkiye’nin her gün her köşesinden toplum vicdanını rahatsız edici, dehşet verici olaylar duyulmakta ve bu her olay için ayrı ayrı yaşanmaktadır. Toplum soruşturma ya da kovuşturma aşamasıyla, haksız tahrik indirimiyle, etkin pişmanlık hükümleriyle ilgilenmemekte sadece suçlunun, failin, sanığın, şüphelinin cezalandırılmasını istemektedir. Failin takım elbiseyle hâkim önüne çıktığında indirim alacağını, “tutukladılar da ne oldu, salarlar” anlayışının doğru olduğunu düşünmektedirler. Bunun da en temel sebebi toplumdaki hukuk kültürünün eksikliğidir. Cezalandırma istiyorlar diye onları suçlayamayız ama adalete güvenmedikleri için kendimizi düşünmeye sevk edebiliriz. Kendimizi hukukçu olarak, vatandaş olarak, toplumun bir parçası olarak sorumlu hissedebiliriz.

Yargının düzelebilmesi aslında tüm topluma bağlıdır. Çünkü insanlar aslında teoriyle değil uygulamayla ilgilenir. Bizler teorinin düzeltilip uygulamaya geçirildiğinde, iyi sonuçlar verebileceğini görebiliriz. Bunun da en önemli yolu yargının tarafsız ve bağımsız olmasıdır. Yargı bir erktir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin tam olarak uygulanması tarafsızlık ve bağımsızlık bahsinde en önemli etkendir. HSK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı organlarında yürütmenin gücünü görmek tabir-i caiz ise siyasetin elini görmek insanları bu düşünceye sevk etmektedir. Kaldı ki örneklerini görmek de mümkündür. Özellikle seçim dönemlerinde geç başlatılan soruşturmalar, sosyal medya etkisi ile verilen kararlar, uygulanmayan Anayasa Mahkemesi kararları bu konunun en güncel örneklerindendir.

Yargının iyileştirilmesi bahsinde aslında tüm topluma iş düşmektedir. Değişmek istemeyen bir toplumu değiştirmek mümkün değildir. Değişim kökten ve bütünüyle olmalıdır. Sayılan tüm çözüm yolları birden uygulanırsa sistemin, sistemlerin düzelmesi mümkündür. Çözümler de bir çarklının dişleri gibi birbirini tamamlayacaktır. Çözümü sadece hukuk sisteminde aramak da yapılan en büyük yanlışlardan olacaktır. Bu sorunların tümü aynı zamanda sosyolojik, psikolojik, kültürel ve siyasi yönleriyle de ele alınmalı, çözümler birbirini tamamlamalıdır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki “Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.”

 

Dipnot:

  1. Çapar, Asuman, Yargı Bağımsızlığı Ekseninde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Yürütme ve Yargı İlişkisi, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Nisan 2022, s.154
  2. Atay, Ender Ethem: İdare Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2019, s.163.
  3. Çapar, Asuman, Yargı Bağımsızlığı Ekseninde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Yürütme ve Yargı İlişkisi, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Nisan 2022, s.155
  4. Örneğin Fransız Anayasa Konseyi, İtalya Anayasa Mahkemesi, Avusturya Anayasa Mahkemesi gibi. KARAMAN, s.989 vd.
  5. Çapar, Asuman, Yargı Bağımsızlığı Ekseninde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Yürütme ve Yargı İlişkisi, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Nisan 2022, s.155
  6. Çapar, Asuman, Yargı Bağımsızlığı Ekseninde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Yürütme ve Yargı İlişkisi, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Nisan 2022, s.156
  7. Bolat, Mustafa Can, Eskişehir Barosu Dergisi, Ocak 1993, s. 8
  8. Bolat, Mustafa Can, Eskişehir Barosu Dergisi, Ocak 1993, s. 5

 

Yorum gönder