Türk Hukuk Tarihi
Türk Hukuk Tarihi
İslamiyet’ten Önce Türk Hukuku
Birinci dönem, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’da, İslamiyet’i kabul etmeden önce geçirdikleri devirdir. Hun, Göktürk ve Uygur hukuk sistemi bu tarihi dönemi teşkil eder, ayrıca bu kısımda kendinden önceki Türk hukuk sisteminden etkilenmesi ve kendinden sonraki Türk hukuk sistemine tesir etmesi nedeniyle Moğol hukuku da Türk hukuk sistemi ve tarihi için önem arz etmektedir.
Eski Türkler’ de törenin cezai hükümleri, suçlar ve cezalar konusunda elimizde doyurucu, yeterli bilgiler bulunmamaktadır. Bununla birlikte, çağdaş ve muahhar yabancı (Çin tarihleri, özellikle sülale yıllıkları, seyahatnameler, elçilerin ve elçilik heyetlerinin gezi raporları, İslam müelliflerinin kaleme aldıkları coğrafi eserler vb. ve yerli kaynaklarda (epigrafik ve arkeolojik kaynaklar-kitabeler, siyasetnameler, ansiklopedik eserler, hukuki-vesikalar vb.) dağınık olarak yer alan birtakım kayıt ve bilgiler, bu hususta az çok bir fikir vermektedir. Bunlara göre, Türkler’ de suç oluşturan ve cezayı gerektiren mi ve hareketler pek çok olup, bazıları şunlardır: Zulüm, haksızlık, yaralama, darp (dövme, vurma), insanın uzuvlarından herhangi birisine zarar verme, katı, kız kaçırma, hırsızlık, ‘ırza tecavüz, tabulara tecavüz, haram sayılan yerlere ve eşyalara saygısızlık, zina, hukuki anlaşmaları ihlal etmek, bunlara aykırı davranmak, görevden kaçınmak, görev ihmal, başkalarına kötülük yapmak yalancılık, müfterilik, casusluk, saygısızlık, devlete veya devlet görevlilerine hakaret, hilekarlık, sahtekarlık, rüşvet, askerlikten kaçmak, askeri görevde başarısızlık, devlete isyan, vatana ihanet, soygunculuk, eşkıyalık (gasp), töreye aykırı davranmak, beylere karşı gelmek, devleti çeşitli biçimlerde aldatmak, cana kast, emire itaatsizlik vs.
Bu suçlar, hafif ve ağırlıklarına göre değişen, birbirlerinden farklı, çeşitli münferit veya bileşik cezaları gerektirmişlerdir. Esas itibariyle diğer devirlerdekilerden pek farklı olmayan bu cezalar, başlıca dayak, işkence, organ kesimi, sakatlama, ölüm vb. gibi bedeni hapis gibi özgürlüğü bağlayıcı, sürgün gibi özgürlüğü kısıtlayıcı, tazminat ve müsadere gibi malvarlığına yönelik, ihtar, tektir, tahkir-teşhir gibi onur kırıcı manevi cezalardır.
Bazı suçlar diğer toplumlarda da gördüğümüz; idam, yakarak öldürme. Ancak hemen belirtelim ki, bu suçlar dolayısıyla söz konusu olan cezalar ile bunların infaz şekilleri, zamana, mekân şartlarına göre değişiklikler gösterebilmiştir. Bir suç ve cezası, bir Türk kavim veya topluluğunda çok ağır telakki edilip, ölümle cezalandırılırken bir başkasında bundan daha hafif olan cezalar verilebilmiştir.
Türklerde siyasi ve sosyal hayatı düzenleyen yazısız olan hukuk kurallarına “Töre” denir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi Töre yazısızdır. Yazısız (sözlü) olan Hukuk kuralları Türklerde ilk kez Uygur devletinde yazılı bir hal almıştır. Türklerin yaşamlarının temelini oluşturan Töre nesillerden nesille aktarılmıştır. İslamiyet öncesi Türk devlerinde ilk yazılı hukuk kuralları Uygur devletinde rastlanmıştır. Uygurlar yerleşik hayata geçmeleri ile ticari faaliyetleri artmış, Ticari faaliyetlerde çıkabilecek sorunları önlemek için yazılı kurallar koymuşlardır. Bu kuralları borçlar ve eşya hukuku içinde sayabiliriz.
İlk Türk Devletlerinde Ağır Suçlar:
Ağır suçlar dışında tüm suçlar hafif suç olarak sayılırdı. Hafiler suçlarda; yalan, hırsızlık, kavga çıkarma vb. vardı. Hafif suçlara para cezası, mala el koyma, hapis cezası gibi cezalar verilirdi.

İslamiyet’ten Sonra Türk Hukuku
Karahanlı Devletinde, Türklük ön plandaydı; hükümdarları Han, karar organı Kurultay idi. Karahan’ılar, İslamiyet öncesi Türk Hukuk düzenini devam ettirmişlerdir. Selçuklu Devletinde ülke, hükümdar ve ailesinin ortak malıydı ve hükümdarın adı Sultandı. Sultan Mansur’dan başlayarak hükümdarlık Halife’den alınmaya başlanmıştır. Ayrıca devlet yönetiminde Vezirlik Kurumu oluşturulmuştur. Karar organı Divandır. Divanda devlet meseleleri görüşülür ve halkın sorunlarına çözümler aranırdı.
Osmanlı Devleti’nde yönetim, merkeziyetçi, teokratik monarşiydi. Ülke hükümdar ve ailesinin ortak maliydi, ancak Fatih Sultan Mehmet zamanında çıkartılan Kanunname-i Ali Osman ile bu usul kaldırılmıştır. Hükümdara Sultan, Padişah, Hünkar, Han, Hakan, Bey, Gazi denilmiştir. Padişahların siyasi otoritelerinin yanı sıra, Yavuz Sultan Selim zamanından itibaren Halifelik kurumunun Osmanlı Hanedanı’na geçmesi ile dini otoriteleri vardı. Siyasi otoriteyi Sadrazam, dini otoriteyi Şeyh-ül İslam kullanırdı. Otorite, Kuruluş Döneminde zayıfken, Yükselme Döneminde, özellikle Fatih Sultan Mehmet ile, mutlak hale gelmiştir. Padişahın mutlak gücü l9. yy. ferman olarak yayımladığı Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı ve Kanun-i Esasi ile kısıtlanmıştır. Ancak hiçbirinin denetlenme olasılığı olmamış ve merkezi otoritenin gücünü yeniden kazandığı hallerde hükümsüz kalmıştır.
Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra irili ufaklı 100’e yakın devlet kurmuşlardır. Bunlardan en önemlileri İslam Hukuku’nu benimseyen ilk devlet olan Karahanlılar ve bu hukukun üç kıtaya yayılmasını sağlayan Osmanlı Devleti’dir. Bu dönemde Türkler’ in İslam Dinin ’den etkilendikleri açıkça ortadadır. Dönemin hukuk kuralları arasında İslam Dinin ’in emir ve yasaklan görülmektedir. Anadolu’da kurulan bir diğer önemli Türk Devleti olan Selçuklular ise “İslamiyet sonrası Türk Hukukunun gelişiminde önemli bir yeri vardır. Selçuklu Sultam Melik Şah tarafından hazırlattırılan Nizamülmülk (Siyasetname veya Siyeru’l-mülk), İslam Hukuku açısından hazırlanan ilk resmi hukuk kodu olarak tarihe geçmiştir. Üçüncü olarak karşımıza “Tanzimat’ın İlanından Sonraki Dönem” çıkar. 1839 yılında Sultan Abdülmecit’in Gülhane’de okuduğu ferman ile devletin hukuki, iktisadi ve içtimai yapısı değişmiştir. Bu dönemde Türkler, batı kültürünü kabul etmekle birlikte İslam kültüründen de vazgeçmemiştir. Bu etkileşim kendini hukuk metinlerinde de göstermiştir. Tanzimat Dönemi’nde hazırlanan “Mecelle”, batılılaştırılmış hukuk metinleri ile şeriat hükümlerini bir arada barındıran İslam Dünyası’nın ilk modern hukuk metni olmuştur.
YAZAR
Faruk Er
Yorum gönder