Üslup

Üslup

 

‘Üslûb-i beyan aynıyla insandır.’ (Anlatım üslûbu insanın aynısıdır)

Ülkemizde 14 Mayıs 2023 Tarihinde gerçekleşen 13. Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri sürecini hepimiz oldukça yakından takip ettik. Kâh gerildik Kâh sevindik. Yeri geldi üzüldük yeri geldi tepki gösterdik fakat günün sonunda bireysel çabanın bir yere kadar sonuç verdiğini, kitleleri etkilemek konusunda geçici olduğunu ve pek bir fayda sağlayamadığını, sadece kendi içimizde veya yakın çevremizde bir paylaşım gerçekleştirebildiğimizi gördük.

Televizyon ve sosyal medya gibi platformlar üzerinden gördüğümüz siyaset kurumunda aktif rol alan siyasetçilerin mitinglerde yaptıkları gündeme dair konuşmaların, kullandıkları siyasi üslupların, takındıkları tavırların ve hareketlerin kitleleri kendine çekmek açısından oldukça önemli olduğu kadar uzaklaştırmak konusunda da ne denli etkili olduğuna şahit olduk. Süreç devamında çark misali işledi.

Halkın kendini temsil etmesi amacıyla seçtiği liderlerin tavrı, konuşması halkta iyi ya da kötü her zaman bir tesir oluşturur. Günümüz siyasi seviyesinin irtifa kaybettiği oldukça açıktır. Oysa unutulan en mühim şey siyasilerin halkın aynası olması gerektiği ve halkı temsil ettiği noktasıdır. Seçmen oyu ile makam, mevki sahibi olan kişiler temsil ettiği seçmene ve muhalif kesime eşit mesafede olmalı, aynı dilde konuşmalı, üslup ve nezaket konusunda hiçbir şekilde ayrım yapmamalıdır. Ahlaki açıdan çöküşünü gördüğümüz siyaseti biraz daha yakından inceleyecek olursak; hak ve görev bakımından adımıza hareket etmesi için seçtiğimiz kişilerin yer yer sinirlerine hâkim olamadıklarını, yer yer argoya başvurduklarını ve daha da ötesine giderek sözlü ve fiziksel şiddete kadar ulaştıklarını görüyoruz… Peki, bu “insanlık hali” midir? Bu tarz davranışlar sergileyerek halkı bir şekilde kutuplaştırmak, bölmek, fanatikleştirmek doğru mudur? Bu davranışların halka nüfuzu nasıldır?

Yunus Emre:

“Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.”

Siyasilerden tabii ki hatasız olmalarını beklemek, polyannacılık olacaktır. Bu da insan doğasına aykırı bir tutumdur. İnsan olduklarını kabul ederek işe başlamak en doğru yaklaşım şekli olacaktır. Ancak bu, günümüz siyasetinin geldiği noktayı kabul edilebilir kılmaz. Vatandaş kimliği bir yana dursun siyasi kimlikleri ile karşımıza geldiklerinde normal bir vatandaş gibi davranmamalı, vatandaşın düşebileceği hatalara düşmemeli hatta onlardan farklı düşünmeleri gerekir. Kendini gelişen ve değişen dünyaya, kültür ortamına, siyasete ve özellikle de gençlerin ilgi alanlarına, ihtiyaçlarına adapte edebilme kabiliyetine sahip olmalıdır. Bunları yaparken de tabandan kopmadan halkın sesine kulak vermek, ötekileştirmeden siyaset yapmak, bağlayıcı ve birleştirici olmak, şeffaf, saygılı ve dürüst kalmak bizi temsil etmesi için seçtiğimiz kişilerin baş sorumluluğudur. Demokrasi gereği halkın seçimiyle gelen siyasi aktörler yapılan iş ve işlemlerin neticesinde takdir ve eleştiriyi kabullenmeli, hataları var ise gerektiğinde özür dilemeyi bilmeli, ağzından çıkan her sözün bağlayıcı olduğundan bahisle sorumluluk bilinci içerisinde gereğini yapmalıdırlar. Kendilerini olabildiğince açık bir şekilde ifade etmeli, halkın dilini kullanabilmeli, halktan kendilerini üstün görmemeli, hedeflerini kesin bir şekilde belirlemeli ve aktarabilmelidirler. Üstünlük duygusu ve beraberinde gelen kibir, aslında bir bakıma sorunun ayak sesinden başka bir şey değildir.

Aristo:

“Bir kimsenin ne söylemesi gerektiğini bilmesi yeterli değildir; nasıl söyleneceğini de bilmesi gerekir”

Aktif bir diyalog süreci ve yapıcı tutum oldukça önemlidir. Yıkıcı eleştiriler her zaman beraberinde sorun getirir. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır, dolayısı ile bu iş birliğini doğurur. Kişisel tartışmalardan kaçınıp halkın refahı, devletin bekası ve konunun hakikati için çalışmak, farklılara saygılı olup mantık çerçevesinde hareket etmek ise her zaman olumlu sonuç getirir. Siyaset arenasında kazanan; Daha yüksek sesini çıkarabilen değil, daha çok çalışıp halkın refahı ve geleceği için ürettiği projeleri hayata geçiren olmalıdır.

Üslup doğru kullanıldığında hedefe ulaşmakta, insanları etkilemekte, kitleleri harekete geçirmekte, saygınlık kazanmakta, dikkat çekmekte önemli bir silahtır, toplumun algısını belirler. Yanlış kullanımı ise kötü bir intibaa, güvensizlik ve muhalefet doğuracaktır. Ulusal ve uluslararası çevrede iletişim yollarını tıkayacaktır, kişisel çıkarları göz önüne serecektir.

Olaylara yaklaşım ve çözüm noktasında ortaya atılan düşüncelerin birbirinden farklı olması demokrasinin gereği olarak faydalı iken icraata geçiş aşamasında kullanılan üslup ve yöntemler saygı çerçevesinin dışına taşarsa başlı başına çözümsüzlüğün ana kaynağı olarak karşımıza çıkar.

Sadi Şirazi:

“Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.”

Her siyasetçinin kendine özgü bir üslubu vardır. Halk tarafından da “en güzel” her zaman farklı olacaktır. Fakat şu nettir, kavgacı değil sakin ama dozunda ses tonu kullanmak, net olmak, kendini güzel ifade edebilmek, iletişimde halkın gözünü korkutacak hareketlerden kaçınmak, her yaşa her kesime hitap etmek daha etkileyici değil midir? Bütünleştirici olmak, halkı sarıp sarmalamak, kendinden olanı da kendinden olmayanı da eşit derecede savunmak bir siyasetçinin asli görevi olmalıdır.

Bütün bunlardan bahsettikten, hatta dert yandıktan sonra görüyoruz ki siyasette birçok şeyin düzeltilmesi, asıl zeminine oturtulması vakti gelmiştir. Bedeli halk tarafından ödenen bu davranışlar neredeyse hepimizin kanayan yarası haline gelmişken bizi neden kimse kulak kabartmıyor? Ya da neden kimse sesini çıkarmıyor? Çünkü her şeyi normalleştirmeye başladığımız gibi bu da bizim için bir “normal” haline geldi. Siyasilerin, liderlerimizin dili halka yansıdı ve özdeşleşti. Bu da siyaset ahlakının değişmesine yol açtı. Piyasa sektöründe olduğu gibi prim yapan neyse o tercih edilmeye başlandı. Ve burada prim yapan maalesef ki kirli üslup oldu. Düşman haline gelen siyasetçilerimiz, karşıt görüş nedeniyle çıkan kavgalarımız günümüz siyasetinin en büyük sorunlarından biri haline geldi. İdeal siyaset artık çok uzaklarda ve bu mesafeyi kısaltmak konusunda kamuoyuna düşen görev çok ciddi. Prim vermemek ve değişim gücü bizim, yani halkın elinde. Siyaset hiçbir zaman kavgaya, ayrıma hizmet etmemeli. Siyasette hasmane tavırlar sergileyerek tabana kötü örnek olmak yerine nezaketi ön plana çıkarıp saygı çerçevesinde gerçekleşen bir siyaset ortamı oluşturulmalı. Karşıt görüşte de olsak ikililik de yaşasak ülkenin geleceği söz konusu olduğunda en iyiyi, en doğruyu bulmak için tartışıp günün sonunda uzlaşarak el sıkışabilmeli ve kazanan yine biz olmalıyız.  Saygı devlet büyüklerinden başlar ve Ahmet Ağa’ya, Fatma Teyze’ye iner. Bugün halk arasında siyaset dili oldukça çirkinleşti ve fikrini açıkça demokratik bir şekilde beyan edenin lince maruz kalacağı bir ortam oluştu. Linç kültürünün hâkim olduğu bir toplumda demokrasiden bahsedemeyeceğimizi ne zaman anlayacağız merak konusu…Sizden bizden kavgası sebebiyle bu ülke nice gençlerini açmamış tomurcuk iken kaybetmedi mi? Bunun bir sonuca varmayacağını görmemiz için daha başımıza ne gelmesini bekliyoruz?

Teknolojinin bu kadar ileri seviyede olmadığı dönemlerde insanlar birbirleri ile iletişim kurmak için bir araya gelmekte iken günümüzde teknolojinin hayatımıza bu kadar dahil olması ile birlikte her daim göz önünde olan siyasetçilerin daha tedbirli ve yapıcı tutum sergilemeleri elzem değil midir? Tahrik edici, dışlayıcı, ayrıştırıcı nitelik taşıyan her türlü siyasi içerikli anlatımın tabanda çok çabuk yayılması ve insanlar arasında etkileşimde kullanılması toplumsal yapıda gözle görülür bir şekilde gerçekleşen değişim ve dönüşümün sebeplerinden biri değil midir?

Bayramlar için diyorduk ya hani, gelin onu biraz değiştirelim ve nerede o eski siyaset? Diye hep bir ağızdan çıkışalım. Çünkü biraz geçmişe gidip konuşma üslubuna bakıldığında, eski siyasetçilerimizin siyasi tartışmalarında eleştirdiği isimler karşısında bile duruşunu koruduğunu, fikirlerini savunma konusunda gayet güzel bir Türkçe kullandığını, kızgınlıklar olsa bile bunların ifade ediliş şeklinin çok daha farklı olduğunu görürüz. O zamanlarda da yapılan tartışmaların oldukça hararetli olduğunu elbette kabul ediyoruz fakat günümüz siyasetine kıyasla çok daha farklı bir üslubun hâkim olduğunu da açıkça görebiliyoruz. Biraz daha geçmişe inecek olursak karşımıza cumhuriyetimizin ve meclisimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk çıkacaktır. Kendisinin söylemleri her zaman kulaklarımızda olacaktır. Unutmamalıyız ki bizler bir zamanlar “Efendiler!” diye hitap edilen bir halktık.

Sa’di-i Şirazî

“Hükümdar, köylünün yumurtalarını alırsa, hükümdarın adamları tavuklarını alır.”

Bizim topraklarımızda siyaset yeni bir kavram değildir. 7 kıtada at koşturmuş atalarımız tabii ki sadece savaşarak bunca başarıyı elde etmemiştir. Yeri geldiğinde savaşmadan topraklarına toprak katmışlardır. Bu da güçlü bir siyaset üslubundan ve kıvrak zekadan kaynaklanmıştır. Hazır bu kadar geçmişe inmişken konumuzla oldukça alakalı ve ne zaman aklıma gelse yüzümde tebessüm oluşturan bir kıssayı hatırlamakta fayda var. Yavuz Sultan Selim Han ve İran Hükümdarı Şah İsmail arasında geçen hediyeleşmelerin peşi sıra Şah İsmail’den Yavuz Sultan Selim Han’a gelen, içerisinde değerli eşyalar barındıran hediye sandığı padişahın huzuru karşısında açılır. Fakat bu sandıktan kötü bir koku yayılmıştır. Bu kötü kokunun nereden kaynaklandığı anlaşılması üzerine Şah İsmail’in hakaret içerikli davranışının karşılığında Padişah Osmanlı’nın şanına yakışacak bir cevap bulunması talimatını verir. Yine cevabı kendisi bulur. Ve içerisinde değerli hediyelerin yanında o zamanın en nefis gül kokulu lokumlarını barındıran bir hediye kutusu gönderir. Altında bir satırlık yazıdan oluşan “İsmail, herkes yediğinden ikram eder.” notu düşmana bile nezaketin en bariz ifadesidir. Zira bu davranış Şah İsmail’i utandırmıştır. Neticesinde herkes kendine yakışanı yapar. Düşmanca tutumun bir sonuç getirmeyeceği aksine düşmana bile saygının ve nezaketle yapılan davranışın ne denli etkili ve kabul edilebilir düzeyde hürmet getirdiğinin bir örneğidir bu hikâye. Baştan beri hep vurguladığımız gibi iç siyasette de dış siyasette de liderlerin tutumları bizi temsil etmektedir. Ülkemizde demokrasinin gelişimi her ne kadar sancılı ve uzun bir süreç olsa da siyasetin halka nüfuz etmesi her bir bireye sorumluluklar yüklemiştir ve halkı karar organı haline getirmiştir. Dolayısıyla hepimizin takınması gereken tavır ve üslup bize yakışır, milletimize yakışır bir şekilde olmalıdır.

Bundan tam 103 yıl önce kurulan meclisimize ve şu anda 100. yılını kutladığımız Cumhuriyetimize layık bir biçimde yaşayabilmek, bize ait olanı usulü dahilinde talep etmek ve yine karşılığını insan onuruna yakışır bir şekilde beklemek en büyük hakkımızdır. Sonuca giden her yol mubah mantığı ile yapılan siyasetin ömrü kısa sürelidir. Sonuç ne olursa olsun, kazanan halk olmalıdır. Yine unutmamalıyız ki, Türk milletine en çok demokrasi yakışıyor ve biz beraberken çok güzeliz.

Mustafa Kemal ATATÜRK “Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”

YAZAR

Eslem Külünk

 

Yorum gönder