Modernleşme Batı Modernleşmesine Tepki Doğu Modernleşmesi

Modernleşme Batı Modernleşmesine Tepki Doğu Modernleşmesi

Modernleşme, ekonomik, politik ve kültürel değişimi kapsayan yeni tipte bir toplumsal gerçekliğe, yani olandan daha farklı bir perspektife ulaşmaya imkân veren süreçtir. Farklı çeşitleri de olsa modernleşme Sosyoloji bilimine göre 4 türü ön plana çıkmaktadır. Siyasi partilerin, parlamento yapısı, seçimlerde kullanılan oy kullanma şekilleri gibi ülkenin yönetiminde baz alınan türlerden olan siyasi modernleşme, değişime müsait ortam bulunan toplumda insanların uyması veya uyması gerektiğini inandığı ve insanların günlük hayatta uyguladığı, sekülerlik ve toplumun bağlı olduğu ideoloji bağlılığın üretildiği kültürel modernleşme , ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanımı, yabacı sermaye veya ülke içindeki sermayenin kullanımı ilgilendiren ve ülkede yaşayan insanların hayat kalitesini belirleyen tüketici toplumlarda üretim ve tüketimi ilgilendiren ekonomik modernleşme ve toplumda bulunan insanların okuma yazma durumları, köyden kente göçün süreci ve geleneklerin gelişmesi veya zayıflaması gibi toplumun genelini etkileyen toplumsal modernleşmedir. Modernleşme kavramı ilk olarak 20.yy toplumlararası ilişkilerin batı tarafında ağırlıkta olduğu dönemde batı devleti olarak nitelenmeyen devletlerin batı ülkelerine toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel olarak attığı adımlara ve değişime karşılık gelmektedir. Batıdan olağan toplumsal duruma değişiklikler tarih sahnesinde ilk olarak Magna Carta anlaşmasında kendini göstermektedir. Magna Carta da krala karşı İngiltere de toprak sahipleri olan derebeyliklerin kral Joan’un hegemonya kurma girişimlerine kayıtsız kalmayıp Kral John’un girişimleri ile iyice idare edilemez bir hal aldı. Bunun üzerine kral, bütün gücünü derebeylerine karşı kullandı. Baronlar 1215’te kral ile görüştüler. Görüşmenin sonunda isteklerini ileriki zamanlarda cevaplandıracağını söyleyen kral sözünde durmadı. Bunun üzerine baronlar krala karşı ayaklandılar. İngiltere’nin mühim yer ve şehirlerini ele geçiren baronlar kralı anlaşmaya mecbur ettiler. 1215’in Haziran ayında imzalanan Magna Carta ile kral hakimiyetinin “baron” adı verilen toprak sahipleri adına kısıtlanmasını kabul etti. O tarihlerde mutlak bir güç olan kralın yetkisi tanrı tarafından doğrudan ona verilmiş bir görev olduğu inancı yaygındı. Magna Carta ile bu görüş yıkılmış, kralın yanında lordlardan oluşan bir parlamento kral ile hüküm vermeye başlamıştır. Bu süreç kilisenin de gücünün azalmasına yol açmıştır. Bu durumlar sonucunda insanlar kralların ilahi bir güçle hareket etmemesi gerektiği inancı yaygınlaştı ve toplumdaki insanlar arasında daha bağlayıcı yaşam olabileceği inancı oturmaya başladı. Bir süreklilik sağlanmasa da bu konu da ileride toplum hareketlerin altyapısına katkı sağlamıştır. Modernleşme kavramı birbirini takip eden yıllarda özellikle sanayi devrime kadar üstüne koyarak devam etti. Sanayi devrimi dünya tarihinde dönüm noktası olması toplumun yapısı değiştirmekle beraber insanların modernleşme dengelerini de değiştirdi. Sanayi devriminden önce modernleşme kavramı savaşlar üzerinde kurulan hegemonya, devletlerin egemen olduğu toprakları genişletmesi, egemenlik sahasında yaptıkları imar çalışmaları yerine sanayi devrimi ile gelişen üretim sahasının sürekliliği insanların düşüncesel olarak modernleşme kavramını değiştirdi. Sanayi devrimin bu denli önemli değişikliklere sebebiyet vermesi ve sanayi devrimin İngiltere gibi bir ülkede ortaya çıkması diğer ülkelerin “İngiltereleşme” düşüncesini doğurdu.

Batılılıkların Modernleşme kavramını batıya benzeme düşünceleri bu sebeplerden dolayı oluşmuştur. Peki batı da bu denli gelişmeler yaşanırken doğulu olarak addedilen devletler nasıl bir durumdaydı? Geleneksel yaşam tarzlarından yüzyıllarca oturmuş düzenleri nasıl etkilendi? batıya bağımlı olmamak için nasıl bir çaba sarf edildi? Doğulu devletlerin batı da gelişmeler yaşanırken geleneksel yapılarından oturmuş düzenlerini değiştirme tahmin edileceği gibi sancılı bir dönem olarak karşımıza çıkar. Örnek olarak yukarıda bahsettiğimiz modernleşme konusunun saç ayağı olan kültürel modernleşmenin en önemli konusu olan okuma yazma durumu doğulu diye sınıflandırılan devletlerin o dönem en güçlü ve doğunun en görünen devleti olan Osmanlı devletinde Johannes Gutenberg’in 1440’lı yıllarda bulduğu matbaa tekniği batı da fikirlerin yayılmasında önemli bir yol olmuştur Gutenberg’in bulduğu matbaa tekniği önce Avrupa’da, sonra tüm dünyada yayıldı. Osmanlı’da ilk matbaa kurma hazırlığı 1726 yılında gerçekleşmiş, bir yıl sonra tüm hazırlıklar tamamlanmış, 1729 yılında ise ilk basım gerçekleşmişti. Bu matbaa Yirmisekiz Çelebizade Sait Mehmet Efendi ile İbrahim Müteferrika adlı iki ortağa aitti. Sait Mehmet Efendi, Osmanlı’nın Fransa sefiri babası Yirmisekiz Çelebi Mehmet ile birlikteyken Paris’teki matbaaları tetkik etmiş ve kendi memleketinde de böyle bir girişimde bulunmaya karar vermişti. İstanbul’a döndüğünde matbaa projesini gerçekleştirmeye çalışan Sait Efendi, Osmanlı Sarayında görevli, asıl şöhretini matbaacılıkla kazanan İbrahim Müteferrika ile çalışmalara başladı. Bu gelişmeler Osmanlı toplumunun önemli bir kısmını oluşturan ve toplum tarafından değer verilen hattatlar tarafından hoş karşılanmadı. Bunun sebebi bir eser için hattatlar tarafından verilen emeği hiçe sayılacağı düşüncesiydi. Böyle bir durumda bir devlette sevgi ve saygı gösterilen dahası devletin ekonomisinde büyük bir dilimde olan bir iş kolu için yeni gelişme iyi olabilir mi ? daha da geçmişe gittiğimiz de gelişmenin, modernleşme şeklinin yeni topraklar kazanma olduğu dönemde Osmanlı devletinin hükümdarı Yavuz Sultan Selimin doğu seferinde o zamanın devrinde en büyük modernleşme göstergesi olan savaş sanatında o ana kadar doğu da görülmemiş olan döküm toplarının amansız ateşi Memlüklülerin sonunu getirmişti. Bunun sebebi Memlük devletinde ateşli silahların dini açıdan hoş karşılanmaması durumudur.

Modernleşme aşamasında farklı farklı düşünce ve yorumlamalar bir devletin sonun ya da istikbalini gösterir. Dünya da ilerleyen yıllar da olan Fransız ihtilali, sanayi devri bunların getirdiği güçler çatışması sonun da bir dünya savaşının çıkacağının habercisiydi. Tüm ülkeler kendine güç tarafı ararken doğu devletlerinin paylaşılması gündemdeydi. Doğunun paylaşılması durumu doğunun bilinmeyen yer altı kaynakları ve dünya da emperyalist devletlerin kendi modernleşmesini tamamlamak için elde etmek istediği topraklar bunun sebebi kendinden olanı daha iyi yönetilebilme durumu olmasıdır. Böyle bir durumda doğu devletlerinin bazıları modernleşme kavramını batıya benzemek kavramından çıkartıp kendi kültürel yapısından yola çıkarak batıyla yarışır bir ortam hazırlamaya çalışken bazıları batıyla direkt koordineli bir şekilde toplumunu modernleşme çalışması yapmıştır. Batılı devletlerinden örnek alarak yapmaya çalışan devletlerin ana sebebi hızlı bir şekilde kendi kültürlerini her gün gelişmekte ve ilerlemekte olan dünya düzenine ayak uyduramayacağı düşüncesidir. Bu düşünce kısa zaman diliminde güzel bir yol olarak görülse de kendi toplumunda karşılık bulamamakta ve işin sonunda toplumun bu değişiklileri kabul etmeyerek yönetenler ve yönetilenler arasında köprülerin yıkılması anlamına gelmektedir. Kendi kültüründen yola çıkarak bir gelişme modernleşme stratejisi geliştiren toplumlar kendi toplum dinamiklerinden batının modernleşme hegemonyasına karşı bir duruş bir alternatif sunmaktadır.

Osmanlı devletinde tanzimat ve ıslahat fermanı batılıların devletin iç işlerine karıştırmamak için kendi toplumunda bulunan gayrimüslimlere bazı haklar tanımıştır. Osmanlı da bu düşüncenin en büyük sebebi Fransız ihtilalinden sonra batı modernleşmesinin sac ayaklarından olan milliyetçilik akımının Osmanlı devletinde daha fazla yayılmasını istememesiydi. Batının belli bir dönemden sonra modernleşmeyi bir kalkan olarak kullanarak doğu toplumlarına yaymaya çalıştığı ve kendi ülkelerinde bulunmayan yeraltı kaynaklarını doğu da ülkelerden elde etme çabaları birçok devletin yüzyıllarca sömürülmesine ve gelişememesine sebebiyet verdi. Doğu medeniyetlerinin yüzyıllarca devam eden kültürel geleneklerini yeni dünya düzenine batılı devletler gibi entegre olma çabası kendi toplum kültüründen uzak kalmasına sebebiyet vermiş ve işin sonunda geri dönülemez bir toplumsal kargaşaya sebebiyet vermiştir.

Doğu modernleşmesi ve batı modernleşmesinin birbirinden farklı anlamlandırılmaları özellikle milli kimliğini tam oluşturamamış devletler için çözülemez bir sarmaşık gibi olmuştur. Bu kimliği oturtabilen devletlerin ise batılı devletlerin güdümünde olmadan, kendi iç işlerine karıştırmadan onların yapmaya çalıştığı iyi şeyleri onların söz hakkı olmadan yapabilmiştir ve halen yapmaktadır. Bunun en büyük örneği emperyalist Avrupa’ya karşı kurtuluş savaşı vermiş olan Türkiye Cumhuriyeti bunun en büyük örneğidir.

 

Yorum gönder