İmparatorluktan Ulus Devlete Geçiş

Bu makalemde devletin nasıl oluştuğunu anlamak amacıyla; tarihsel olarak devletin oluşum sürecine bakacağız.
İmparatorluktan Ulus-Devlete Geçiş Aşaması
Öncelikle, olayları daha iyi açıklamak için sizi geçmişe bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Ulus devletlerden önce tarihin sahnesinde imparatorluklar vardı. İmparatorlukların genel özelliği, elit aileler tarafından kurulmaları ve soylar arasında merkezî bir yönetim şeklinin bulunmasıdır. Bazı inançlara göre, bu aileler Tanrı tarafından seçilmiş insanlar olarak kabul edilir. İmparatorluk döneminde sürekli seferler düzenlenirdi. Bunun sebebi, geçmişte ne kadar fazla toprağa sahip olursanız, o kadar güçlü olmanızdı. Bu yüzden her imparatorluk, istisnasız olarak, bir genişleme politikası izlemiştir. Örneğin, Roma İmparatorluğu, Britanya İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Moğol İmparatorluğu ve daha fazlası. Ana hedef, dünyaya hükmetmek ve önemli bir siyasi figür olmaktır ya da siyaset bilimi terimleriyle söylersek, hegemonik bir güç olmaktır. Günümüz uluslararası sistemine baktığımızda, geçmişten çok farklı olduğunu görüyoruz. Mesela, ekonomi, askerî yapı ve eğitim düzeyi gibi alanlarda öne çıkan devletler dünyada söz sahibidir.
Bununla birlikte, imparatorlukların bir başka özelliği, çatısı altında yaşayan insanların “tebaa” olarak adlandırılmasıdır. Görüldüğü gibi, merkezî yönetim ile halk arasındaki ekonomik bağ, düzenli vergi ödemesidir. Aslında, imparatorlukların komşu ülkelerin topraklarına göz dikmelerinin nedenlerinden biri budur. Bu sayede, insanlar elde edilerek ekonomik güçleri artar. Ayrıca, önemli kaynaklar elde ederler. Örneğin, Haçlı seferlerinin başlaması aslında dini sebeplerden ziyade kaynak odaklıydı çünkü amaç, doğunun zenginliklerinden faydalanmaktı. Bunun yanı sıra, imparatorluklar jeopolitik olarak güç kazanır. Dahası, geniş topraklara sahip olduklarından dolayı çok kültürlü bir yapıya sahiptirler. Genişledikleri her toprakta birçok milletten insanları bünyesine alır ve onları kendi topraklarına entegre etmeye çalışır. Sonuç olarak, imparatorlukların tek bir resmi dili veya dini yoktur çünkü orada birçok etnik kökenli insan yaşamaktadır. Bu yüzden, özellikle devlet dairelerinde birden fazla resmi din ve dil vardır.
İmparatorluklara Ne oldu?
Zaman ilerledikçe dünya değişti ve imparatorluklar da değişti. 18. yüzyıla gelindiğinde, Avrupa’da milliyetçi hareketlerin izleri görülmeye başlandı. Özellikle Fransız İhtilali ile birlikte birçok insan kendi ulus devletini talep etmeye başladı. İnsanlar, bilinçlerinde özerk bir devlet yapısı oluşturmaya ve yeni yönetim biçimleri arayışına girdi çünkü teknoloji ilerledikçe insan ihtiyaçları değişti. Aydınlanma Çağı’nın etkisiyle Demokrasi, İnsan Hakları, Bireysel Haklar, Rasyonalizm, Sekülarizm gibi yeni fikirler ortaya çıktı. Bu durum Fransız İhtilali’ne yol açtı. Sadece bu değil, Napolyon Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı da imparatorlukların çöküşüne sebep oldu. İlki, Avrupa’daki birçok devletin sınırlarını ve yönetim yapısını değiştirdi. Diğer bir deyişle, Napolyon Savaşları, imparatorlukların siyasi, askerî, ekonomik ve sosyal yapıları üzerinde derin ve kalıcı etkiler bıraktı. Bu çatışmalar, modern ulus devletlerin ortaya çıkışını hızlandırdı ve Avrupa’da yeni bir düzenin kurulmasının önünü açtı. İkincisi ise dünya tarihinin en önemli olayıdır. Dünya sisteminin değişmesiyle imparatorluklar yaşamını sürdüremez hale geldi. Özellikle, yeni değişimlere ayak uyduramayan imparatorluklar kısa sürede çöktü. Örneğin, çok geniş topraklara sahip olan imparatorluklar aynı zamanda önemli kaynaklar elde etmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na bakacak olursak, Orta Doğu coğrafyasında baskın bir güçtü. Bilindiği gibi, Orta Doğu zengin enerji rezervlerine sahiptir. Bazı devletler teknolojik ve sanayi bakımından gelişmiş, ham madde ihtiyacı da önemli ölçüde Sanayi Devrimi ile artmış, bu nedenle devletler ham madde yarışına, ya da diğer bir deyişle enerji arayışına girmiştir. Bilindiği gibi hiçbir savaş ideolojik değildir çoğu zaman asıl neden hammaddedir.
Sınırlar yeniden şekillenmeye başlıyordu ve yeni bir dünya haritası oluşuyordu. Birçok imparatorluk tarih sahnesinden silinmiş olsa da, onların varisleri küllerinden yeniden doğarak yeni bir devlet kurmayı başardılar. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bununla birlikte, üç kıtada hüküm süren büyük bir imparatorluğun çöküşüyle yaklaşık 45 ülke ortaya çıkmıştır. Devam edecek olursak, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi yeni ulus devletler ortaya çıkmıştır. Bir yandan, Çarlık Rusya, Bolşevik Devrimi sonucunda çökmüştür. Bu devrimle birlikte, komünizmin ideolojik yapısını benimseyen Sovyetler Birliği kurulmuştur. Diğer yandan, Alman İmparatorluğu’nun yerine demokratik Weimar Cumhuriyeti kurulmuştur. Böylece, bu gelişmelerle birlikte ulus inşa süreci başlamıştır. Bu önemli gelişmelerle birlikte, imparatorluktan ulus devlete geçişe tanık olduk. Dünya tarihi yeni bir siyasi sayfaya geçiş yapmaktadır…
Ulus Devlet İnşa Süreci
Devlet kavramını daha iyi anlamak için bazı örnekler üzerinden gitmek istiyorum. Ancak önce “Devlet nedir?” sorusunu yanıtlamak gerekirse; devlet, egemen bir kurumdur ve belirli bir toprak parçası üzerinde insan nüfusuyla bir organizmadır. Evet, devletler yaşayan bir organizmadır. İbn Haldun’a göre “Devletler insanlar gibidir; doğar, büyür ve ölürler.” Bu düşünceye kesinlikle katılıyorum, çünkü her devletin doğum, gelişim-büyüme, yaşlanma ve çöküş gibi insan hayatına benzer bir süreci vardır. Devlet kavramına bir başka ünlü sosyoloğun gözünden bakacak olursak, Max Weber’e göre “Devlet, belirli bir toprak üzerinde meşru fiziksel güç kullanımının tek yetkisini elinde bulunduran insan topluluğudur.” Bu bakış açısıyla, devlet otoritesini korumak adına fiziksel güç kullanma yetkisine sahip tek kurumdur. İlerlersek, insan ve devlet arasındaki ilişkiye bakacak olursak, Aydınlanma Çağı’nın en önemli isimlerinden Thomas Hobbes’un “Toplum Sözleşmesi Teorisi”ne odaklanmamız gerekir. Bu teoriye göre, insanlar ilkel zamanlarda, yaşam veya yasal güvenliğin neredeyse olmadığı anarşik bir yapıda yaşarlardı. Hobbes’a göre bu aşamaya “Doğa Durumu” denir. İnsanların hiçbir kısıtlamasının olmaması, her şeyi yapmalarına yol açmış, bu nedenle kaos görülmüştür. Bunu önlemek için insanlar, rasyonel bir varlık olarak hayali bir sözleşme imzalamışlar ve buna “Toplum Sözleşmesi” denmiştir. Burada insanlar bazı özgürlüklerinden vazgeçerek devletin koruması altına girmiştir. Karşılığında, devlet onlara yasal güvence verecektir. Bu noktada insan-devlet ilişkisini gözlemleyebiliriz.
Ulus-devlet inşası, bir devletin ulusal kimliğini oluşturma sürecidir ve uzun soluklu bir olaydır. Bazen yukarıdan aşağıya doğru, bazı seçkin kişiler bu ulus-devleti oluşturmaya yardımcı olurlar. Örneğin, yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, eski Osmanlı subaylarından oluşan seçkin bir grup tarafından inşa edilmiştir. Ya da aşağıdan yukarıya doğru görülebilir. Önemli olan, her devletin geçmişine göre tarihinin farklı olmasıdır, dolayısıyla özgün bir ulus inşa süreci gözlemlenir. Ortak olarak söyleyebilirim ki, bir devletin resmi dili, para birimi, kültürü, geleneği, hukuk kuralları, ortak tarihi, normları vb. ulus inşa sürecinde paylaşılır. Bu özellikler, bir ulusu bağlayan, birlik ve dayanışmayı sağlayan unsurlardır. Ayrıca bir kimlik duygusu inşa edilir ve böylece milli bilinç oluşur. Özellikle, devlet ile bireyler arasındaki bağ, vatandaşlık statüsünden gelir. Devletin görevleri olduğu gibi vatandaşların da vergi ödeme, yasalara uyma ve oy kullanma gibi görevleri vardır. Bu, karşılıklı bir ilişkinin göstergesidir. Benedict Anderson’a göre, o ülkenin tüm vatandaşları birbirini tanımasa bile, ortak bir kimlik ve paylaşılan değerler sayesinde bir ulus olarak birliktedirler. Anderson bu kavrama “Hayali Cemaat/ Topluluk” diğer bir deyişle, “hayal edilmiş siyasal bir topluluk/ cemaat” adını vermektedir.
..


Yorum gönder