Osmanlı Anayasal Gelişmeleri ve Cumhuriyet Dönemine Etkileri
Anayasa Nedir?
Anayasa, devletin temel yapısını ve bu yapının başlıca işleyiş kurallarını gösteren belgedir. Öte yandan anayasa öbür yasaların üstünde ve onlardan daha temelli, daha geniş kapsamlı neredeyse onları doğuran onlara analık eden, dayanak olan bir kanunlar bütünü olmaktadır. Anayasalar yalnız devletlerin ana yapılarını örgütlenişlerini ve işleyiş kurallarını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda çıkarılacak yasaların “uymak zorunda oldukları temel ilkeleri de gösteriyor. Bu yüzden bütün anayasalardaki temel ilkeler, amaç edinilen, vatandaşların haklarıyla ve özgürlükleriyle ilgilidir. Kısaca anayasa kişilerin temel haklarını ve özgürlüklerini koruyan güvence altına alan belge durumundadır
Osmanlı Dönemi Anayasa Gelişmeleri
Osmanlı Döneminde ilk anayasa gelişmeleri dediğimizde işe ilk başta 1808 tarihinde ilan edilen Sened-i İttifak ile başlamalıyız. II. Mahmud döneminde, Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanan Sened-i İttifak, merkezî otoriteyi taşrada hâkim kılmak için Rumeli ve Anadolu âyanları ile Osmanlı Devleti arasında 29 Eylül 1808’de imzalandı. Osmanlı’da Sened-i İttifak ile Türk tarihinde ilk defa devlet iktidarı sınırlandırıldığından, bu belge Türk tarihinde ilk “anayasal belge” kabul edilmektedir.
Osmanlı döneminde anayasacılık gelişmelerinin dönüm noktası olarak Tanzimat Fermanı’nı dikkate almalıyız. II.Mahmut’tan sonra tahta geçen Sultan Abdülmecid, 3 Kasım 1839 tarihinde Mustafa Reşid Paşa’ya hazırlattığı, batılı hukuk kurallarına geçişin ilk aşaması olan Tanzimat Fermanı’nı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) Gülhane Parkı’nda ilan ettirdi. Fermanın ilan edildiği sırada padişah, nazırlar, devletin asker ve sivil üst yöneticileri, Rum ve Ermeni patrikleri, Yahudî hahamı, esnaf teşkilâtı temsilcileri ve elçileri dinleyici olarak bulunmuşlardır.[24] Ferman, bazı zümrelerin baskı ya da halk ayaklanması sonucu ilan edilmemiştir. Fransız İhtilali ile Avrupa’ya yayılan inkılap hareketlerinin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk tepkisini temsil eden Tanzimat Fermanı, hukuki açıdan ceza hukuku, idare hukuku ve ticaret hukuku gibi çeşitli hukuk dallarında küçümsenmeyecek gelişmelere öncülük etmiştir. Fermanda devletin iyi bir şekilde idare edilmesi için yeni kanunların çıkarılması gerektiği belirtilmektedir. Şart şart ya da madde madde bir içeriğe sahip olmayan bu ferman, Osmanlı halkına birçok temel hak ve özgürlük getirmesinin yanı sıra devlet iktidarının kullanılmasına ve sınırlandırılmasına ilişkin birçok ilkeyi de içinde barındırmıştır.
Tanzimat Fermanı’nın tamamlayıcısı ve pekiştiricisi olan Islahat Fermanı, Abdülmecid tarafından 1856 yılında “ferman” olarak ilan edildi. Fermanın amacı, Osmanlı tebaası arasında eşitlik sağlamaktır. Kırım Harbi’nde Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin tarafında olan İngiltere, Fransa ve Avusturya, bu desteğin bedeli ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa devletleri bir takım şartlardan oluşan Islahat Fermanı’nın maddeleri, Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı ve Sultan Abdülmecid tarafından onaylandı. Ferman, içerdiği hükümler ile müslüman ve gayrimüslim halk arasında hukukî olarak birçok alanda eşitlik sağlamıştır. İbadethane, kendi okulunu açma, ekonomik yükümlülükler, mal-mülk dokunulmazlığı, memur olma ile ilgili uygulamalar bu eşitliği göstermektedir. Ferman,içeriği itibarıyla Tanzimat Fermanı ile birlikte Kanun-î Esasi’ye önemli bir dayanak sağlamış ve Tanzimat Fermanı’nı Kanun-î Esasi’ye bağlamıştır.
II. Abdülhamid’in tahta çıktıktan sonra 23 Aralık 1876’da ilan ettiği Kânûn-ı Esâsî, ilk Osmanlı Anayasası’dır. II. Abdülhamid’in gözetimi altında Mithat Paşa’nın başkanlığını yaptığı “Cemiyet-i Mahsusa” adındaki bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Türk toplumunun ilk yazılı anayasası olması bakımından 1876 Kanun-i Esasi tarihte bir dönüm noktası sayılabilmektedir. Kişi hak ve hürriyetleri ilk kez klasik esaslara uygun şekilde oldukça geniş bir liste şeklinde bu anayasada yer almıştır. Kişi güvenliği, ibadet hürriyeti, basın hürriyeti, dilekçe hakkı, konut dokunulmazlığı, eğitim hürriyeti, kanun önünde eşitlik, devlet hizmetine alınmada eşitlik, mülkiyet hakkı, angarya ve işkencenin yasaklanması, tabii hakim ilkesi ve kanunsuz vergi konamayacağı ilkesi Kanun-i Esasi’nin içinde barındırdığı hak ve hürriyetlerdir. Her ne kadar bu ilkeler, çağdaşlarıyla denk gibi görünse de, anayasa anlamında asla tatmin edici değildir. Dahası padişah anayasada sorumsuz ve kutsal addedilmiştir. Kurulan mekanizma, anayasal ve demokratik bir sistemin işlemesi için kesinlikle uygun değildir. Türk tarihinin ilk anayasası olan ve 12 bölüm ile 119 maddeden oluşan Kanun-i Esasî’nin 113. maddesi gereğince, padişah olağanüstü durumlarda Anayasa’yı askıya alabilirdi. II. Abdülhamid, 1877 yılında Rus Savaşları’nı (93 Harbi) neden göstererek Anayasa’yı askıya aldı. 1908 yılındaki askeri ayaklanma sonucu II. Abdülhamid, 1876 Anayasası’nı tekrar yürürlüğe koydu ve böylece II. Meşrutiyet Dönemi başladı. 1909 yılında 31 Mart Vakası’nın meydana gelmesinden sonra tahttan indirilen II. Abdülhamid’den sonra 1909 yılında Anayasa’da önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerle 1876 Anayasası, meşruti bir parlamenter monarşi anayasası haline geldi.
Cumhuriyet Dönemi Etkileri
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla birlikte, devletin kurucuları ve fikir adamları kökleri Tanzimat Dönemi’ne hatta Fransız Devrimi’ne kadar indirilebilecek bir hürriyetçilik düşüncesiyle iş başına gelmişlerdir. Uzun süren savaşlar ve dış baskılara rağmen çok önceden ateşlenmiş anayasacılık meşalesini söndürmeden taşımış ve bugünün Türkiye’sinin insan hakları ve demokrasi açısından olduğu yere gelmesinin önünü açacak temel anayasal hareketleri hayata geçirmişlerdir. Cumhuriyet döneminde 1921-1924-1961 ve 1982 Anayasaları yapılmıştır. Osmanlı Devletinde 19.yüzyılın başında başlayan Anayasacılık hareketleri Cumhuriyet Dönemini de etkilemiş ve bu anayasaların oluşmasında etkili olmuştur.
KAYNAKÇA
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/835939
2004 yılında İstanbulda doğdum.İlk,Orta ve Lise eğitimini İstanbulda tamamladım.Aslen Malatyalıyım.2023 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladım.Birçok hukuk etkinliğinde ve Meclis Simülasyonlarının organizasyonunda ve kanun yazımların da aktif rol aldım.İKÜ Hukuk Kültürel Değerleri Koruma Kulübü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevimi sürdürmekteyim.Manifesto Dergisinde Hukuk yazarlığı yapmaktayım.Her zaman araştırma yapmayı seven ve okuyan biriyim.Ayrıca Tarih alanına da ilgiliyim ve bu alanda çalışma ve araştırmalarımı sürdürmekteyim.
Yorum gönder