Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet

Şiddet

Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet

AİLE İÇİ VE KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN SOSYAL VE KÜLTÜREL YORUMU

Şiddet, günümüz dünyasında en büyük küresel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile gibi toplumun temelini oluşturan bir kurumda şiddetin olması oldukça can sıkıcı bir durumdur. İnsanlar dünyaya geldiği andan itibaren ölene kadar aile kavramıyla bağlantı içerisinde olurlar. Aile birliği içerisindeki bireyler hukuken ve kültürel olarak yükümlülükler taşımaktadır. Bu sorumluluk bilinci aynı zamanda aileyi ayakta tutmaktadır. Bireylerin; aile birliği içerisinde sevgi, şefkat, saygı, dayanışma gibi insanın temel duyguları gelişmektedir. Ancak aile kurumunun tüm bu dinamiklerine rağmen şiddet ve benzeri davranışların da ne yazık ki çokça meydana geldiğini görmekteyiz. Bu husus aile içi huzuru yok etmekle birlikte şiddete uğrayan bireylerin psikolojik olarak sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Aile kurumundaki bu bozukluk çok fazla görülmesi hasebiyle ve zamanla ülkeyi toplumsal bir çöküşe doğru sürüklemektedir. Aile içindeki ve kadına yönelik şiddetin sosyal ve kültürel dinamikleri birçok nedene dayalı olmakla birlikte birbirleriyle bir sarmaşık gibi iç içedir. Söz gelimi kadınların sosyo-ekonomik durumu, toplumun ataerkil yapısı, eğitim düzeyi gibi durumların da sosyal ve kültürel yönleri etkileyeceği açıktır.

Kadına yönelik şiddet çok kapsamlı ve altında birçok faktörü barındırmaktadır. Bu faktörlerin önüne geçilmesi için devlet tarafından ve toplumsal olarak bilinçli bir hareketlenmenin olması bilhassa gereklidir. Devlet için durum pek iç aydınlatıcı olmamıştır. Şiddetin önlenmesi istense de aile kurumu mahrem ve özel alan olarak görüldüğünden devletin bu alana pek yoğunlaşamadığını söyleyebiliriz. Bu alandaki gelişmeler küresel anlamda da geç başlamıştır. Öyle ki aile içi ve kadına yönelik şiddetin ayrımcılık biçimi, uzun yıllarca insan hakları ihlali ve suç olarak tanımlanmaması söz konusu olmuştur. Oysaki şiddetin toplumsal sorunlara yol açacak boyutta tehlikeli olması kamusal bir sorun da teşkil etmektedir. İnsan Hakları’nın gelişimi ve herkesin hukuk önünde eşit olduğunun kabulü ve bazı pozitif ayrıcalıklar gibi adımlarla farkındalık oluşmaya başlamıştır.

ŞİDDETE KARŞI KANUNİ ZEMİNİN HAZIRLANMASI

Birleşmiş Milletler “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women, (CEDAW) “ 1981’de yürürlüğe girerek uluslararası hukukun toplumsal cinsiyete duyarsızlığını sona erdiren önemli bir adım atılmıştır. Türkiye, 1985’te sözleşmeye taraf olarak kadın hakları alanında ciddi bir sorumluluk üstlendi. 1993’te DEVAW ile kadına yönelik şiddet, küresel gündemin merkezine taşındı ve akabinde 1995 Pekin Konferansı ile somut eylem planları belirlendi. Türkiye, bu süreçlerde aktif bir şekilde rol alarak 1998’de 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’u yayımladı. Nihayetinde, 2011’de İstanbul’da imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, CEDAW’ı bölgesel düzeyde tamamlayarak kadına yönelik şiddet ile mücadelede yeni bir dönemi başlattı.

Türkiye’de aile içi ve kadına yönelik şiddete karşı çalışmalar başlanmıştır. Bireyin mağduriyet durumunda hızlı bir şekilde yardım alabilmesi ve mağduriyet yaşamış bireyin tekrardan mağduriyet yaşamaması için önlemlerin alınması gibi hedefler belirlenmiştir. Bu boşlukların doldurulması amacıyla 2012 yılında 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Daha sonra da uygulama yönetmeliği yayımlanmıştır.

HUKUKEN KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Kadına yönelik şiddet, kültürel normlarla meşrulaştırılarak sıradanlaştırılan, cezasızlıkla sonuçlanma eğiliminde olan ve kadınların temel haklarını ihlal eden ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Şiddet; kadınların yaşam, eşitlik, özgürlük, sağlık, eğitim ve çalışma gibi pek çok temel hakkını ihlal ederken, fiziksel ve duygusal zararlarla sonuçlanmaktadır. Bu durum, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, CEDAW ve DEVAW gibi uluslararası belgelerle tanımlanan yükümlülüklerin önemini ortaya koymaktadır. CEDAW hükümleriyle madde madde devletin yükümlülükleri sayılmıştır.

2012’ de yürürlüğe giren 6284 sayılı Kanun ile aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül ve çok faktörlü bir bakış açısı benimsenmiştir. Buna bağlı olarak koruyucu ve önleyici hizmetler tanımlanmaktadır. Bilakis 6284 sayılı Kanun, uluslararası sözleşmelerin ve bağlı olarak ortaya çıkan yükümlülüklerin bir yansımasıdır. Mağdurlara insan hakları temelinde ve kadın-erkek eşitliğine duyarlı hizmetler sunulmasını sağlamaktadır. Ayrıca şiddeti önleyici tedbirlerin ayrımcılık olarak görülmeyeceği vurgulanmıştır. Uygulamada ceza sisteminin etkililiğinin kritik bir rolde olduğunu belirtilmektedir. Kanun aile içi şiddetin tüm fonksiyonlarını kapsasa da, bu durum kadına yönelik şiddette etkili olduğu anlamına gelmediğini unutmamak gerekir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Aile içi ve kadına yönelik şiddet, toplumsal ve kültürel dinamiklerin iç içe geçtiği, karmaşık bir sorundur. Bu dinamiklerin sorgulanması, şiddetin önlenmesi için kritik öneme sahip olmaktadır. 6284 sayılı Kanun, uluslararası yükümlülükler doğrultusunda koruyucu ve önleyici hizmetler sunmayı amaçlasa da uygulamada yaşanan hak ihlalleri sorunun ne kadar temel ve derin olduğunu göstermektedir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarının incelenmesi sonucunda çoğunlukla şikayet edilen erkeklerin gerekçeli karar hakkı, masumiyet karinesi gibi haklarının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu durum, şiddetle mücadelede yeni hak ihlallerine yol açmamak adına, kanunun, bilhassa titizlikle ve vakaya özgü tedbirlerle uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Burada devlet mekanizmalarının hızlı ve etkin müdahale sağlaması, belge ve delillerin geciktirilmeksizin toplanması, mağdurun haklarını korurken diğer temel hakların ihlal edilmemesi açısından hayati önem taşır. Sonuç olarak; insan hakları odaklı bir yaklaşımla, şiddeti doğuran kültürel yapının yeniden inşa edilmesi ve hukuki çerçevenin uygulamada güçlendirilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

  • Sarıtaş, S. (2023). AİLE İÇİ KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN SOSYAL VE KÜLTÜREL DİNAMİKLERİ. Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 16(44), 1688-1700. https://doi.org/10.12981/mahder.1379787
  • Küçüker, A., & Özkaya, Ö. (2023). ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI ÇERÇEVESİNDE AİLE İÇİ VE KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE ÜZERİNE BİR İNCELEME. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(49), 353-406.

 

Yorum gönder