KADIN VE HUKUK

KADIN VE HUKUK

Toplumun bir süjesi olarak birey, hukukun oluşumunda ve şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Birey kavramının toplumda kadın ve erkek cinsi üzerine tanımlanması bu iki farklı kişiliklerin konumlarının da farklı yorumlanması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle Türk hukukunda kadının anlaşılması için öncelikle onun toplumdaki yerinin ve toplumun ona bakış açısının incelenmesi gerekir. Elbette ki tarihsel süreç içerisinde değişen ve gelişen tanımlamalar stabil olmamakla birlikte, kimi zaman akıl ve mantık ekseninden uzaklaşarak kimi zaman buna çok yaklaşıp pozitif anlamda varolan gerçeklerin kaçırılması sonucu yargılanan, yadırganan, eleştirilen fikirler ortaya atılarak günümüze ışık tutan verilerin oluşması sağlanmıştır.

Kadının toplumdaki konumu kültürle doğrudan ilişkilidir. Türk kültüründe kadının konumu İslamiyet öncesi dönemde mevcut töre kurallarına göre belirleniyor ve erkekten farkı da bu kurallara göre ortaya koyuluyordu. Temelde kadın ile erkek arasında herhangi bir ayrım olmamakla birlikte sorumluluklar açısından dengeli bir dağılım vardı. Kadın evin genel idaresinden ve çocukların bakımından sorumluyken erkek ise ailenin fiziki olarak korunması, ihtiyaçların sağlanması için kaynakların oluşturulması, ülkenin güvenliğinin sağlanması gibi daha çok beden gücüne dayalı işlerden sorumluydu. Hukuk alanında haklar bakımından ise iki tür de eşit görülmüştü. Örneğin tarih sahnesinde bir dönem için çok uzak durulan seçme seçilme, hem babanın hem kocanın mirasından pay alma, boşanma, şahsi mülkiyet hakkı gibi haklar daha henüz sistemik bir yerleşim benimsememiş ilk Türklerde erkeğin hakları karşısında kadına tanınmış haklardandı. Ayrıca kadına devlet yönetiminde de yer verilmiş, mevcut hukukun uygulanmasında desteklenmiş, ve hatta en başta hükümdarlarla evlenecek kadınlar bu yönde kendini geliştirenler arasından seçilmesi kriter olarak belirlenmişti.

Daha sonraları İslamiyet etkisinde gelişen Türk kültüründe Türkler İslam dini kurallarıyla kendi törelerinin karmaşası arasında kadınlar açısından olumlu ve olumsuz birçok durum yaşamışlardır. Özellikle bu süreçte alışılagelmiş kurallarından çoğu zaman taviz vermeyerek kadının toplum içindeki yeri önceki dönem Türk kültürüyle benzer özellikler göstermiştir. Örneğin Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in karısı Altuncan Hatun’un Tuğrul Bey’in isteği üzerine Bağdat’a gidip oradaki düzeni sağlarken eşi Tuğrul Bey’in diğer taraftan kardeşi İbrahim Yınal’ı mağlup etmesinde dolaylı olarak etkide bulunmuştur. Tuğrul Bey bu davranışıyla aslında Türk kültür geleneğinden tamamen kopulmadığını, İslam dini etkilerinin hala çok yaygın ve baskın olmadığını göstermiştir. Bu süreçte kadının siyasi aktör olarak devlet yönetimi gibi önemli kademelerde yer alması diğer örnekler de göz önünde bulundurulduğunda toplumun geçmişten gelen anaerkil yapıyı bütünüyle reddetmediği ve kadının toplum içerisinde hala kıymet verilen, saygıdeğer bir varlık olarak yaşamını sürdürüyor olması gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Osmanlı dönemi Türk kültüründe kadının yeri devletin ömrünün uzunluğuna bağlı olarak her dönem için farklılık göstermiştir. Bu gelişimin farklılık göstermesinde İslam’la birlikte Arap kültürünün etkileri, daha fazla toprak kazanımıyla farklı milletlerin mevcut toplumla kaynaşması süreci, padişahların ideolojileri etkili olmuştur. Fakat ortak anlayış kadın ve erkeğin dünyalarının ayrı ama tamamen kopuk olmamasıydı. Özellikle bu noktada harem kültürünün Osmanlı’yla birlikte Türkler de yerleşmiş olması bu farklılıkta üzerinde durulması gereken husustur. Çünkü harem kadınlara ayrılmış bir dünya olup bu dünyanın içerisinde olup bitenden erkeklerin genelinin uzak oluşu, kadınların genel olarak bir kısıtlamaya tabii olmaları, geçmiş döneme kıyasla kadınların özgürlük alanlarının daraltıldığı gerçeği toplum dinamiklerinin büyük ölçüde değiştiğinin göstergesidir. Bu durumda kadının toplum nezdinde ikinci plana atıldığı ve bu nedenle aktif olduğu siyaset ve hukuk alanlarında eskisi kadar yer almadığı söylenebilir.

Cumhuriyet dönemi ve sonrası dönemde Türklerde kadına bakış dünya siyasi durumuyla yakından ilgili ilerlemiştir. Özellikle önceleri varolan tarıma dayalı toplum yapısı yerini sanayi ve bürokrasiye bırakınca bu değişim toplumun bütünün günlük, sosyal ve siyasal hayatını etkilemiştir. Kimi zaman medya araçlarının kullanımıyla kimi zaman siyasiler üzerinden yapılan eleştirilerle kadınlar toplumda varolmaya çalışmışlardır. Ancak bu uğurda gerçek anlamda kazanım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını ( ve daha birçok hakkı…) tanımasıyla olmuştur. Üstelik bunun kadına tanınan bir ayrıcalık değil, toplumun eşitliği ve Türk kadının hakkının olduğu düşüncesini benimsemiş olması esasında önceki dönemde kısıtlanmış, baskılanmış, sınırlandırılmış Türk kadını için umudun yeniden yeşermesine olanak tanımıştır. Bu sayede siyasi arenada ve hukuk alanında etkinliğini önceki dönemde kaybetmiş kadınlar, artık kendilerine tanınan bu haklar sayesinde tekrardan aktif rol almaya başlamışlardır. Önce küçük yapılanmalarla elde edilen statüler daha sonrasında muhtar, belediye başkanı, başbakan gibi daha üstün konumları beraberinde getirmiştir ve kadınlar elde ettikleri bu başarıyla toplumda tekrardan saygınlık kazanmışlardır.

Günümüzde ise bu dönemden beri süregelen kadının hakları ve korunması olumlu olarak devam etmiş ve kadınlar artık sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta tüm dönemlerin üzerinde bir başarıyla yer edinmektedir. Her ne kadar zaman zaman yaşanılan olay ve olguların öğrettiklerinin aksine düzenlemeler gündeme gelse de genel olarak kadın toplumdan ayrıştırılan bir varlık olmayıp, aksine toplumla iç içe ve her alanda kendini geliştiren, değiştiren, düzenleyen ve yenileyen bir kişilik olarak varlığını sürdürmektedir.

Yorum gönder