KEŞKELER BELKİLER VE İYİ KİLER

KEŞKELER BELKİLER VE İYİ KİLER

Gece Yarısı Kütüphanesi Üzerine İnceleme

“Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansı sunar sana.

“Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı bazı konularda farklı davranır mıydın?”

Kahramanımız Nora Seed üst üste aldığı kararların getirdiği kötü sonuçlar üzerine düşünür. Acaba farklı yolu seçseydi daha mı mutlu olurdu? Sorular ve keşkeler düşüncelerinin etrafını sarmaya başlar, zihni öyle bulanık bir hâl alır ki yok olsam da düşüncelerimden, pişmanlıklarımdan, bu kötü sonuçlardan kurtulsam diye aklından geçirir. Tam da o anda tüm ihtimallerin eşiğindedir. Gece yarısı kütüphanesi ona hep merak ettiği hayatları deneyimleme fırsatı sunar. Şimdi karşısında yüzlerce kapı vardır. Bayan Elm ile farklı hayatların, arkadaşların, hüzünlerin, sevinçlerin, başarıların, başarısızlıkların, şehirlerin arasında dolaşıyorken bulur kendini. Bir yaşamında ünlü bir şarkıcı iken, bir diğerinde iyi bir yüzücüdür. Bir yaşamında annedir, bir yaşamında annesinin yanında küçük bir kız çocuğudur. Kendini böyle dolaşırken bulur da umduğunu bulamaz bazı yaşamlarında. Bazılarında böyle olmaması daha iyiymiş diye geçirir aklından. Bazılarında işte bu tam da yaşamak istediğim hayat diye düşünürken kaçacak yer arar o yaşamdan. Aramaya devam eder sürekli. Belki kaybettiğini düşündüğü fakat aslında onda hep var olanı…

Bu yolculukta Nora’ya ve düşüncelerine eşlik ederek biz de aynı soruları soruyoruz kendimize: “Yanlış bir karar tüm hayatımızı olumsuz etkileyebilir mi?”, “Yanlış giden her detayın sorumlusu gerçekten biz miyiz?”. Atmaya yeltendiğimiz fakat ayağımızı geri çektiğimiz o adımların sonu eğer adım atsaydık nereye çıkacaktı? Birini seçeriz yol ayrımlarında, biri hep aklımızın, gönlümüzün bir köşesinde kalır. Zaman zaman yoklar insanın zihnini, yüreğini. Yoklamakla kalmaz, kurcalar durur. Çünkü “ihtimallerin eşiğindeyiz” her ân. Türlü türlü ihtimalleri düşünürüz. Sonra keşke deriz. Keşke öyle değil böyle olsaydı, öyle değil böyle davransaydım. Ne çok emin oluruz öyle olmayanın bizi daha çok memnun edeceğinden. Emin değilizdir aslında, sadece böyle olanın daha iyi olacağını sanarız bizim için. “Pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.” diyor ya Franz Kafka Milena’ya Mektuplarında biz de sanarız ve başkalık ararız. Sonra sanrılardan kaçarız. Ve bilinmeyenin bilinenin üzerindeki esrarengiz gücünü fark ederiz.

“Nasıl biteceğini asla bilemezsin.” diye bir alıntı geçiyor kitapta. Tam da bu noktada seçtiğimiz yolun nasıl biteceğini, yolda nelerle karşılaşacağımızı bilmeyişimizin güzelliğini fark ederiz. Fakat bu farkındalık öyle kolay ve bir anda olmaz. Kimi zaman keşkeler ve ihtimaller öyle güçlü bir ağ örmüştür ki, belki dediğimiz pek çok şeyin bize ne gibi güzellikler sunduğunu fark edemeyiz. Bu ağı bozmak adına bir adım atacak olursak: Bir dere kenarında yürüdüğünüzü düşünün. Derenin sesi, kuşların cıvıltısı eşliğinde yavaş adımlarla yürüyorsunuz. Göğe bakıyorsunuz ve iç çekiyorsunuz. Sanki ilk defa görmüşçesine kokluyorsunuz çiçekleri yürürken. Gözünüzü yeni doğmuş bir bebek gibi hayretle gezdiriyorsunuz etrafta. Başınız öne eğik, adımlarınızı izliyorsunuz. Bu huzuru bir hırıltı bozuveriyor ve aniden başınızı kaldırıyorsunuz. Ardınızdan bir köpek kovalamaya başlıyor. Adımlarınız birbirini takip ediyor hiç durmadan. Nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz ve arkanıza dahi bakmıyorsunuz bu esnada. Sonra kaybolduğunu fark ediyorsunuz. Kocaman bir ormanın içindesiniz. Nefes nefese kalsanız da koşmaya devam ediyorsunuz. Artık adım atacak haliniz kalmadığında, dizlerinizin üzerine çökmüş bir vaziyette nefesinizi kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Ancak o zaman arkanıza bakacak fırsatı bulabiliyorsunuz. Köpeğin sizi kovalamayı bıraktığını anlıyorsunuz. Başınızı tekrar öne çevirdiğinizde evinize varmış olduğunuzu görüyorsunuz. Belki hayatın kendisi de bir dere kenarında yürüyüş gibidir. Huzur dolu anlar, koşuşturmaca, korku, üzüntüyle harmanlanmış süreçler ve sonunda bizi hiç ummadığımız yerlere ulaştıran adımlar… Her adım bizi bir başka ihtimale yaklaştırır. Ve sonunda kendimizi evimizde buluruz. Belki de tüm bu pişmanlıklar, ihtimaller, sonunda huzur bulmamız için gereklidir. İşte bu yolculuk aradığımızı tüm kapıları çalıp içeri girerek değil, bazı kapıların kapalı kalmasını, bazılarının açılıp yüzümüze kapanmasını, bazılarınınsa ardına kadar açık oluşunu, bazılarını çalıp sabretmemizi, bazılarının bizi yanlış yerlere götürebilecek kapılar olduğunu kabul etmekle bulabiliriz. Peki ya şimdi hangi kapıdan girdiğimiz yahut girmediğimiz için “iyi ki” diyoruz?

 

Yorum gönder