Artılarıyla Eksileriyle Hayvanları Koruma Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
Bitlis’te sokak köpeklerinin ısırması sonucu kuduz teşhisi konulan 10 yaşındaki Mustafa Erçetin, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 
Ankara’da 4. Sınıf öğrencisi Tunahan Yılmaz, Keçiören ilçesi Kafkaslar mahallesinde okula giderken sokak köpeklerinin saldırısında ağır yaralandı.
Antalya ‘nın Serik ilçesi Belek mahallesinde sahipsiz köpeklerden kaçarken kamyonun altında kalarak yaralanan Mahra Melin Pınar, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
Bu haberler, ülkemizde her geçen gün daha büyük bir tehlike haline gelen başıboş sokak köpeklerinin vücut bütünlüğüne zarar verdiği insanlardan veya aldığı canlardan sadece birkaçından bahsediyor. Bilhassa, son yıllarda artış gösteren bu tarz vakalar ve sahipsiz sokak hayvanlarının yaymış olduğu diğer tehlikeler; insanlarla ortak yaşam alanlarını paylaştıklarından dolayı bireyler tarafından hissedilir hale gelmiştir. Yukarıda yalnızca birkaçından söz edilen başıboş sokak köpeklerinin sebebiyet vermiş olduğu bu tür haberlerin yurdun dört bir yanından sık sık hatta neredeyse her gün gelmesinin ardından artık söz konusu durum, göz ardı edilemeyecek hale bürünmüş olup bunun için yetkililerin harekete geçmesi kamuoyu tarafından arzu edilmiştir. Artık Türkiye Cumhuriyeti, günümüzde bir ülkenin gelişmişlik seviyesiyle zıt durumda kabul edilen bu görünümü tersine çevirmek için yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyar hale gelmişti. Bunun üzerine hem başıboş sokak hayvanlarıyla yaşam alanlarını paylaşan insanlar ve diğer canlıların hem de sokaklarda kontrolsüzce üreyen ve kötü koşullarda barınan sokak hayvanlarının mağduriyetlerinin önüne geçilmesi amacıyla, 2004 yılında kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılması için AK Parti milletvekillerinin imzalarını taşıyan kanun değişikliği teklifi ilk kez 12 Temmuz 2024’te TBMM Başkanlığına sunuldu. Söz edilen Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 17 maddelik bir değişiklik olup 30 Temmuz’da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildikten sonra Resmi Gazete’de yayımlanarak 2 Ağustos tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizin neden böyle bir yasal düzenlemeye gereksinim duyduğu, sunulan kanun teklifinin genel gerekçesiyle büyük ölçüde açıklanabilir durumdadır. Teklifin sunulmasının zaruretinin kaynağını, genel gerekçe ışığında birkaç gruba ayırmak gerekir. Öncelikle, Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişiklikten önceki hali sahipsiz hayvanların korunmasını sağlayamaması bir yana dursun insanların ve diğer canlıların sorunlarını çözmede yeterli olmamıştır. Sahipsiz hayvanların kontrolsüzce artan popülasyonu; insanın en temel hakkı olan yaşam hakkına tehditin yanı sıra çevre temizliği, toplum sağlığı, kamu düzeni, güvenlik ve diğer hayvanlara karşı tehlikeyi de beraberinde getirmiştir. Sayılabilecek nedenlerden bir diğeri de mama lobisi olarak adlandırılan çevrelerce özellikle sosyal medya aracılığıyla sahipsiz hayvanlar üzerinden insanların vicdani duyguları sömürülmek suretiyle iyi niyetle yapılan bağış kampanyaları suistimal edilmiştir. 2004’te kabul edilen kanunla sahipsiz hayvanların toplanması, rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, bakımı ve bunların gerçekleştirilmesi için bakımevleri açılması görevi belediyelere verilmiş olup belediyelerin geçen 20 yıllık süreçte üzerlerine düşeni yapmamış olmaları sahipsiz hayvan popülasyonunun kontrolsüzce artmasına neden olmuştur. Valilikler tarafından yapılan bildirime göre, ülkemizde yaklaşık 2 milyon sahipsiz köpek bulunmasına rağmen şu anda yalnızca yaklaşık 105 bin hayvan kapasiteli 322 adet hayvan bakımevi bulunmaktadır. Bu popülasyonun kontrolsüz artması meydana çok çeşitli sorunlar da çıkarmıştır. Bunlardan ilki, insanların can güvenliği ve vücut bütünlüğünün olumsuz etkilenmesidir. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, yalnızca son 3 yılda 4269 köpek saldırısı gerçekleşirken bu süre içerisinde başıboş sokak köpekleri 2666 kazaya da sebebiyet vermiştir. Ayrıca, söz konusu popülasyonun bir bölgede yoğunlaşmasından dolayı insanların sosyal hayatı kısıtlanmış ve yaşam standartları düşmüştür. Sahipsiz hayvanların kamusal alanda bakılması ve beslenmesi toplumsal gerginliğe neden olduğu gibi bu hayvanların gerçekleştirdiği saldırı haberlerinin medyaya yansımasıyla toplum nezdinde kamu kurumlarına olan güven azalmıştır. Bu popülasyon; koyun, inek, kümes hayvanları gibi ekonomik değeri bulunan hayvanlara saldırarak maddi kayıplara da sebep olmuştur. Kontrolsüz popülasyon artışının etkilediği tek canlı türü insanlar değil elbette. Bahsi geçen sahipsiz hayvanlar, hem kendi türleri hem de yabani diğer hayvanlarla birlikte doğa için de tehdit unsuru haline gelmiştir. Söz konusu kontrolsüz popülasyon, kuduz virüsü ve zoonoz hastalıklar yayarak maddi ve manevi kayıplara neden olmuştur. Kuduza, aşısız ve başıboş sokak köpeklerinin fazla olduğu ülkelerde daha sık rastlanmaktadır. Ülkemizde de kuduz vakalarının %90’ı köpeklerden kaynaklanmaktadır. 
Türkiye’nin, DSÖ tarafından ‘Kuduz Riskli Temasın Yüksek Olduğu Ülkeler’ kategorisine alınmış olması, ülkemizin uluslararası alanda itibarı bakımından olumsuz bir izlenim yaratırken ülkemiz ekonomisi için en önemli gelir kalemlerinden biri olan turizm gelirlerinin düşmesine de neden olmaktadır. Genel gerekçede sayılan sebeplerden bir diğeri de gerçekleşen hayvan saldırılarından dolayı yerel yönetimlere tazminat davalarının açılması ve halihazırda açılmış birçok davanın bulunmasıdır. 
Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan bu değişikliğin nedenlerinden bahsettikten sonra konuyu daha iyi özümsemek için kabul edilen değişikliğin getirdiği yeniliklere maddeler halinde bakmak gerekir. Değişikliğin ilk maddesi, kanunun 1. maddesinde yer alan kanunun amaçları arasına ‘insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla’ibaresini eklemiştir. Kanun maddesine bu ibare, ortak yaşam alanlarını paylaşan insan ve hayvanların yanı sıra üzerinde yaşamlarını sürdürdükleri doğanın korunması amacıyla eklenmiş olup madde gerekçesinde insan, hayvan ve çevre sağlığının öncelikli hale getirildiği ifade edilmektedir. Değişikliğin ikinci maddesi, kanunun 3. maddesindeki tanımlar üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır. Maddenin (f) bendindeki ‘sahipsiz hayvan’ tanımı değişmiş, (j) bendindeki ‘kontrollü hayvan’ ifadesi ‘sahipli hayvan’ şeklinde değiştirilerek tanıma sahiplenilen hayvanlara yapılacak kaydın nereye yapılacağıyla ilgili ‘Bakanlık veri tabanına…’ kısmı eklenmiştir. 3. maddenin (k) bendindeki ‘hayvan bakımevi’ tanımı, sahipsiz hayvanlarla ilgili değişiklikten sonraki süreçte izlenecek yola uygun olarak revize edilmiş, burada yapılan değişiklikle bakımevlerinin sadece rehabilite yapılan yer değil, artık sahiplendirilinceye kadar sahipsiz hayvanların bakıldığı yer haline gelmiştir. Madde gerekçesine göre sahiplenilen hayvanlanların Bakanlık veri tabanında kayıt altına alınması bir zorunluluk olduğundan dolayı sahipli ve sahipsiz hayvanların ne olduğu açıklanmış ve ayrımı net bir şekilde yapılmıştır. Ülkemizde uygulanan; kontrolsüz popülasyon artışının ve hayvan saldırılarının önüne geçmede etkili olmayan yakala-kısırlaştır-sal metodundan vazgeçildiği için (k) bendindeki düzenleme yapılmıştır. Değişiklikteki 3. maddeyle kanunun 4. maddesinin (b) bendi kaldırılmış olup bu madde, sahipsiz hayvanların da tıpkı sahipli hayvanlar gibi yaşamlarının desteklenmesini düzenliyordu. (d) bendinde ‘bakmak’ ifadesi ‘sahiplenmek’ olarak değişikliğe uğramıştır. Bu noktada ‘sahiplenmek‘ kavramı, ‘bakmak’ kavramından daha kapsayıcı görünmektedir. Aynı maddenin (j) bendinde bakımevlerine dair yapılan değişiklikle artık bakımevleri dışında bir hayvana bakabilmenin tek yolunun o hayvanı sahiplenme olduğu düzenlenmiştir. Buna göre, artık sokaklarda veya parklarda kısacası yaşam alanlarında hayvanlara bakılamayacaktır çünkü hepsinin bir gerçek veya tüzel kişinin himayesi ya da bakımevi gibi barınacak bir yeri olacaktır. Değişikliğin 4. maddesinde madde 6’nın ilk fıkrasında değişikliğe gidilmiş; sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanların öldürülmesi için çizilen sınır 3258 sayılı kanunda öngörülen durumlar’dan ‘kanuni istisnalar’ haline gelmiştir. Dördüncü fıkrada bakımevleriyle ilgili yapılan değişiklikle rehabilite edildikten sonra sahiplendirilecek hayvanlara yalnızca köpekler dahil edilmiştir. Madde gerekçesine göre bu noktada, bugüne kadar uygulanan yakala-kısırlaştır-sal metodundan vazgeçilerek yeni bir yaklaşım getirilmiştir. Genel olarak bu maddedeki değişikliklerde kanunun amacına uygun olarak ‘insan ve çevre sağlığı’ öncelenmiştir. Değişiklikteki 5. maddeyle kanunun ikinci kısım dördüncü bölüm başlığında, madde 13’ün başlığında ve madde 13’ün ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ‘öldürme’ ibaresi ‘ötanazi’ şeklinde revize edilmiştir. Madde 13’e eklenen fıkralarla bakımevine alınan köpeklerden, fıkrada belirtildiği gibi ’’… insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlara…’’ şartlarını taşıyanlara 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 9. maddesinin 3. fıkrasında belirlenen tedbirlerin uygulanması yasal hale gelmiştir. Buna göre, tıpkı madde 6’da belirtildiği gibi hayvanların ötanazisi kanuni istisnalara bağlı olacaktır. Bu hükmün yalnızca köpekler için geçerli olması ayrıca dikkat edilmesi gereken bir husustur. Aynı maddeye eklenen ikinci fıkraya göre yerel yönetimler, bu konuda ötanazi de dahil gerekli tedbirleri almaya yetkili kılınmış ve bu yetkinin kaynağını da Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi oluşturmuştur. Değişikliğin 6. maddesiyle hayvanlarla ilgili yasakları düzenleyen madde 14’teki (h) bendine ‘kanuni’ ibaresi eklenerek popülasyonun kontrolü için yapılacak müdahalelerin yalnızca tıbbi değil kanundan kaynaklanan bazı nedenlerle de yapılabileceğini hüküm altına almıştır. Aynı maddeye eklenen (o) bendiyle, yerel yönetimler aracılığıyla toplanan hayvanların bakımevi haricinde bir yere terk edilmesi ya da bakımevinde bakılan sahipsiz hayvanların bakımevi haricinde bir yere bırakılması fiilleri yasaklanmıştır. Bunun nedeni, sahipsiz hayvanların kabul edilen düzenlemeye göre ya bakımevinde ya da gerçek veya tüzel bir kişinin sahipliğinde barınabilecek olmasıdır. Değişiklikteki 7. maddeyle kanunun 16. maddesindeki (b) bendiyle ilgili değişikliğe gidilerek sahipsiz hayvanlardan kaynaklanan sorunları belirlemek ve bunlarla ilgili çözümler üretmek İl Hayvanları Koruma Kurulu’nun görevleri arasına alınmıştır. Madde 18’ de düzenlenen ‘yerel hayvan koruma görevlilerinin sorumlulukları’ başlıklı madde ilga edilmiştir. Buna bağlı olarak da 16. maddede düzenlenen İl Hayvanları Koruma Kurulu’nun görevleri arasından da ‘yerel hayvan koruma gönüllülerinin müracaatlarını değerlendirme’ çıkarılarak maddenin (f) bendi kaldırılmıştır. Değişiklikteki 8. maddeyle kanunun 19. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine eklemeler yapılmış olup buradaki düzenleme; insan, hayvan ve çevre sağlığını muhafaza etmek amacıyla ameliyathaneler kurmak, ilaç ve gerekli ekipmanları sağlamak ile bakımevlerinde barındırılan hayvanların sahiplendirilmesi için yürütülen faaliyetlerin teşvik kapsamına alınmasına, başta yerel yönetimler olmak üzere görevli diğer kurum ve kuruluşlara Bakanlık tarafından mali destek sağlanmasına yöneliktir. Değişikliğin 10. maddesi, madde 28’e dair çeşitli revizeler yaparak özetle, sahipli bir hayvanın sahibi tarafından terk edilmesi üzerine verilecek para cezası caydırıcı olması adına artırılmış ve bakımevinde barındırılan hayvanı bakımevi haricinde bir yere bırakmak kabahat olarak düzenlenmiş, ayrıca ilk kez idari yaptırıma tabi tutulmuştur. Değişikliğin 13. maddesi kanunun ek 1. maddesinde değişikliklere giderek esasen yapılan tüm bu değişiklikleri anlamlı hale getiren madde olmuştur. Buna göre; madde başlığı, olmayan belediyeler de düşünülerek ‘belediyelerin sorumluluğu’ şeklinden ‘yerel yönetimlerin sorumluluğu’ haline getirilmiştir. Yerel yönetimlere hayvan bakımevleri kurmak ve kanunun düzenlemeleriyle rehabilite, kısırlaştırma, sahiplendirme gibi kendilerine verilen görevleri gerçekleştirmek için geçici madde 4’te belirtilen bütçeleri ayırmaması, bu bütçenin ayrıldığı amaç için sarf edilmemesi ya da başka bir amaç için sarfedilmesi suç olarak düzenlenmiş; belediye başkanı ve belediye yetkilileri için hapis cezası şeklinde bir cezai yaptırım öngörülmüştür. Değişikliğin 14. maddesiyle geçici madde 4’te revizeler yapılmış ve bir önceki maddede söz edilen bütçelerin yerel yönetimler tarafından ayrılması ve gerekli tedbirlerin alınması için geçiş hükmü konulmuştur. Maddeye göre, yerel yönetimlerin kanunun kendilerine vermiş olduğu bu görevleri 31/12/2028 tarihine kadar gerçekleştirmeleri gerektiği düzenlenmiştir. Ayrıca aynı maddeyle , kedi ve köpek sahibi olanlara hayvanlarını en geç 31/12/2025 tarihine kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırma zorunluluğu getirilmiştir. Bahsedeceğimiz son madde olan değişikliğin 15. maddesi ile 5,17 ve 18. maddelere ilişkin düzenleme getirilmektedir. Değişiklikle birlikte artık sahipsiz hayvanlar ya ‘bakımevlerinde barınan’ ya da ‘sahiplenilen’ hayvanlar olacağı için 5 ve 17. maddelerde bazı ibareler kaldırılmış ve buna yönelik uyum düzenlemesi yapılmıştır. Ayrıca sokaklarda artık sahipsiz hayvan bulunmaması amaçlandığından dolayı yerel hayvan koruma görevlilerine ihtiyaç kalmayacağı için az önce bahsedildiği gibi madde 18 kaldırılmıştır.
Yukarıda bahsedilen kanun değişikliğine Meclis’te muhafelet olan milletvekilleri ve tepki gösteren vatandaşlar, çözüm önerisi olarak kısırlaştırmayı sunmuştur. Burada kaçırılan nokta şudur ki; halihazırda zaten ülkemizde ek başka bir önlem olmadan yakala-kısırlaştır-sal metodu uygulanmaktaydı ancak bu yöntem tek başına, sahipsiz hayvan popülasyonunu kontrol altına almak için sahipsiz hayvan sayısı az olan ülkeler için bile beklenen sonucu vermeye yeterli bir uygulama değildir. Sahipsiz hayvanların kontrolsüz artışını kontrol altına almak için popülasyonun %70’inin kısırlaştırılması gerekirken ülkemizde bu oran yaklaşık %8.5 ile oldukça yetersizdir. Öte yandan bu yöntem, halihazırda artmış olan popülasyonun verdiği zararları engellemek için yeterli değildir çünkü sürüler şeklinde yaşayan sahipsiz hayvanların kısırlaştırılmasının saldırgan davranışları azaltmadığı, saldırgan davranışlar üzerinde bir etkisi olmadığı hatta bazen saldırgan davranışların arttığını gösteren bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Bu noktada yakala-kısırılaştır-sal metodunu tek başına uygulamaya devam etmek için Türkiye fırsatı kaçırmıştır. Bu kanun değişikliğine salt duygusal perspektiften bakılarak ‘hayvanlar hiçbir koşul aranmaksızın öldürülecek’ düşüncesiyle hareket edilmemelidir. Zira kanun değişikliğinde yukarıda da açıklandığı üzere hayvanlara ötanazi yapılması için öncesinde pek çok süreç geçirilecek ve şartlar aranacaktır. Bu durumda artık ötanazi yapılacak hayvanlar daha doğru ifadeyle sokak köpekleri artık bir şekilde geri kazandırılamayacak olanlardır. Ülkemizin böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyacı olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. 
Kanaatimce, bu amaçlarla yapılan yasal düzenlemelere olumsuz eleştiriler yöneltirken sokak hayvanlarına gösterilen merhametin bir kısmı da bedeni parçalandığı için hayatından yıllar çalınan çocuklara ya da bahçesinden bir şeyler toplarken parçalanarak ölen 85 yaşındaki bir kadına da gösterilmelidir.
Kaynakça
https://apps.who.int/neglected_diseases/ntddata/rabies/rabies.html
https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/71e4d42f-a1be-4bfc-bb60-999f63b7c860.pdf (Kanun Teklifiyle İlgili TBMM Komisyon Raporu)
https://www.aa.com.tr/tr/gundem/aydinda-sahipsiz-kopekler-20-koyunu-telef-etti/2847450
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/08/20240802-5.htm
Kırışık F, Öztürk K (2021), Şiddet Haberlerinden Hayvan Haklarına, Sahipsiz Köpek Sorunu, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 69, 360-388; 2021
Tandoğan O (2022), Kentleşme Bağlamında Sokak Hayvanlarının Değişen Statüsü, Kent Akademisi Dergisi, 15(4):1884-1905.
2003 yılında İstanbul’da doğdu, ilk ve ortaöğretimini aynı şehirde tamamlamış olup halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitimine devam etmektedir. Yazarlığa olan ilgisi ilkokul yıllarından beri kendini göstermektedir. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli deneme, kompozisyon, şiir ve hikaye yarışmalarına katılarak, lise yıllarında okul dergisinde yazarlık yaparak ve düşüncelerini kağıda dökerek bu ilgisinin üzerine gitmiştir. Lise ve üniversite eğitimi sırasında birbirinden farklı kulüplerde aktif rol almış olup halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi bünyesindeki Modern Araştırmalar ve Strateji Kulübü’nün hukuki çalışmalar komitesi başkanlığını yürütmektedir.
Yorum gönder