ALGORİTMALAR YASAMA MASASINDA

ALGORİTMALAR YASAMA MASASINDA

Yapay zeka son yıllarda sıradan bir teknolojik araç olmanın çok ötesine geçerek hayatımızın başrolüne yerleşmiş durumdadır. Artık sabah uyandığımız andan itibaren, en basit işlerimizi yaparken bile, hayatımızın neredeyse her alanında yapay zeka algoritmalarıyla iç içe yaşamaktayız. Yapay zekanın kullanım alanı arttıkça hukuki gereksinimlerimiz de doğal olarak artmaktadır. Öyle ki yapay zeka birçok hukuki sorunu ve yeni düzenlemeleri de beraberinde getirmektedir. Dünya’da yapay zeka ile ilgili yasal düzenlemeler yapılırken ülkemizde de hareketlilik yaşanmaktadır. Ülkemizdeki bu haraketlilik yapay zekanın getirdiği hukuki sorunların çözümüne ilişkin olmakla birlikte bu yazımızda da son dönemde yapay zeka kullanımının artmasıyla beraber 24 Haziran 2024, 7 Kasım 2025 ve 3 Aralık 2025 tarihlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan yapay zekayı konu alan kanun tekliflerini ele alacağız.

Ülkemizde bu konuda atılan ilk somut adım 24 Haziran 2024 tarihinde TBMM’ye sunulan kanun teklifidir. Bu kanun teklifini yapay zeka alanında sunulan bir çerçeve metin olarak görebiliriz. Teklifte yapay zekanın tanımına yer verilmiş olup ayrıca; sağlayıcı, dağıtıcı, kullanıcı, ithalatçı ve distribütör kavramları da ‘Yapay Zeka Operatörleri’ çatısı altında tanımlanmıştır. Ayrıca bu teklif yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanılması sırasında risk değerlendirilmesinin yapılması gerektiğinin belirtilmesi bakımından önemlidir. Kanun teklifinde yüksek risk içeren sistemler için özel güvenlik önlemleri, sürekli izleme ve denetim mekanizmaları oluşturulması gerektiğine yer verilmiştir. Yapay zeka operatörlerinin kanuna aykırı hareket etmeleri durumunda ise bazı yaptırımlar belirlenmiştir. Yasaklanan yapay zeka uygulamaları için 35 milyon TL ve yıllık cironun %7’sine kadar, yükümlülüklerin ihlali için 15 milyon TL ve yıllık cironun %3’üne kadar ve yanlış bilgi sağlanması durumunda 7.5 milyon TL ve yıllık cironun %1,5’ine kadar para cezası öngörülmüştür.

7 Kasım 2025 tarihinde verilen diğer bir kanun teklifi ise 11 maddeden oluşan bir tekliftir. 5651 sayılı ve 4/5/2007 tarihli İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele kanunun 2. Maddesine yapay zeka sisteminin tanımı eklenmiştir. Ayrıca bu teklifte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülmüştür. Yapay zekayı suç sayılan bir fiile yönlendiren kullanıcı TCK m.125 kapsamına alınarak fail sayılmıştır. Teklifin en çok ilgi çeken maddelerinden biri ise kişilik haklarına saldıran veya kamu güvenliğini tehdit eden deepfake (derin kurgu) teknolojisi kullanılarak üretilen sahte görüntü ve seslerin 6 saat içinde kaldırılması zorunluluğunu getiren maddesidir. Teklifin diğer ses getiren maddesi hiç şüphesiz yapay zeka ile üretilen görsel, işitsel veya metinsel içeriklere ‘Yapay Zeka Tarafından Üretilmiştir’ ibaresinin açık, anlaşılır ve silinemez bir şekilde konulmasının zorunlu tutulmasıdır. Bu maddeyi “Tüketicinin Korunması” mantığının yapay zekaya yansıması olarak görebiliriz. Ayrıca belirtmek gerekir ki teklifte ayrımcılık veri setlerinin kullanılması, veri güvenliğinin ihlali sayılmış ve BTK’ya kamu düzenini veya seçim güvenliğini ihlal eden durumlarda acil müdahale yetkisi verilmiştir.

Yazımızda ele aldığımız üçüncü ve TBMM’ye sunulan son yapay zeka kanun teklifi ise 3 Aralık 2025 tarihinde Meclis’e sunulmuştur. Doğrudan dezenformasyon ve manipülasyonun önüne geçmek isteyen bu teklifte yalnızca 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da Değişiklik yapılmasına yer verilmiştir. Bu kanunun 4. maddesine “İçerik sağlayıcılar, yapay zekâ araçları kullanılarak üretilen sesli, yazılı veya görüntülü iletilerin tamamında içeriğin yapay zekâ ile oluşturulduğunu görünür şekilde işaret, logo ya da yazılı metin kullanmak suretiyle belirtmek zorundadır. Bu durumu ihlal eden içerik sağlayıcılar, 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan Madde 217/A kapsamında cezalandırılır” fıkrası eklenmesi talep edilmiştir. Bu değişiklik ile yapay zekâ algoritmaları aracılığıyla oluşturulan sahte içeriklerin hem toplumsal hem de kamu düzeni açısından yarattığı olumsuzlukların önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Böylece sahte içerikleri kasıtlı olarak yayanların, doğrudan TCK 217/A kapsamında yer alan “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçu çerçevesinde hapis cezası ile yargılanmasının yolu açılmıştır.

İncelediğimiz bu üç kanun teklifi ile TBMM’nin ve dolayısıyla Türk Hukuku’nun yapay zekanın gelişimi karşısındaki yaklaşımının kısa süre içinde nasıl evrildiğini görmekteyiz. 24 Haziran 2024 tarihli ilk teklif, yapay zeka konusunda “çerçeve” çizen öncü bir adımdır. Ancak teknolojinin yarattığı somut tehlikeler arttıkça Meclis’in refleksinin de sertleştiğini görmekteyiz. Nitekim 7 Kasım 2025 tarihli ikinci teklif, deepfake içeriklere getirilen 6 saatlik silme zorunluluğu ile bir “acil müdahale” niteliği taşırken; 3 Aralık 2025 tarihli son teklif, meseleyi doğrudan dezenformasyon suçu (TCK m. 217/A) üzerinden hapis cezasıyla ilişkilendirerek “sert cezalandırma” aşamasına geçmiştir.

Sonuç olarak; yapay zeka gibi sınır aşan ve sürekli öğrenen bir teknolojiyi, mevcut kanunlarımıza sonradan eklemeler ve yaptırımlar ile yönetmek uzun vadede sürdürülebilir değildir. Nitekim Stanford Üniversitesinin raporlarına göre, dünya genelinde yapay zeka regülasyonlarının son beş yılda %300’den fazla artması bu alandaki küresel arayışı netçe göstermektedir. Bu süreçte Avrupa Birliği, parçalı çözümleri terk ederek 2024 yılında dünyanın ilk müstakil mevzuatı olan AB Yapay Zeka Yasası’nı yürürlüğe koymuş; statik yasaklar yerine risk tabanlı dinamik bir denetim modeli seçmiştir. AB bu yasa ile statik cezalar üretmek yerine, yapay zeka sistemlerini taşıdıkları risk oranına göre kademelendiren ve inovasyonu boğmayan dinamik bir denetim mekanizması inşa etmiştir. Benzer şekilde ABD ise kurduğu Yapay Zeka Güvenlik Enstitüsü (US AISI) ile hukuki süreçleri somut teknik standartlara bağlamıştır. Dolayısıyla Türk hukukunun asıl ihtiyacı; meclis tekliflerinde gördüğümüz korku odaklı veya ani refleksli parçalı düzenlemeler yerine, küresel standartlara uyumlu, şeffaf, uygulanabilir ve başlı başına müstakil bir “Yapay Zeka Kanunu”nun hayata geçirilmesidir.

Yorum gönder