Çocukluk Döneminde Travma ve Nöropsikolojik Gelişim

Çocukluk Döneminde Travma ve Nöropsikolojik Gelişim

Nur Efşan ERDEM

Yetişkinlik hayatımızın en büyük belirleyicilerinden beri çocukluk çağı yaşantılarımızdır. Her gelişim evresinden nasıl geçtiğimiz, büyüdüğümüz ailenin yapısı, yetiştirilme şeklimiz, bulunduğumuz sosyal çevre ve birçok farklı etken yetişkin kimliğimizin yapı taşıdır.

Çocukluk dönemi insan beyninin en hızlı gelişip dış etkenlere en açık olduğu zaman dilimidir. Bu dönemde sinir hücreleri oluşur ve bağları gelişir; çocuğun bilişsel, duygusal, sosyal becerilerinin temeli atılır. Bu süreçte yaşanılan her türlü deneyim bu gelişim sürecini etkiler. Erken dönemde yaşanılan travmalar ise bu gelişimi olumsuz etkileyerek bilişsel, duyusal ve sosyal işlevlerde kalıcı bozukluklara yol açabilir. Örneğin; erken dönemde karşılaşılan ihmal ve istismar yaşantıları, HPA aksını aktive ederek hafıza ve duygu kontrol mekanizmaları üzerinde olumsuz etki oluşturmakta, gelişmekte olan beynin depresyon, anksiyete ve disosiasyona yatkınlığını arttırmaktadır. Çocukluk çağında yaşanan olumsuzluklar nörolojik etki sebebiyle duygu, düşünce ve davranış boyutlarında kişinin farkına varma, değerlendirme, yanıt verme gibi farklı boyutlarda gelişiminin aksamasına neden olduğu sonucuna varılmıştır (Van Dijke ve ark., 2011).

Travma yaşayan çocuklarda amigdala aşırı aktif hale gelir. Bu aşırı aktivite çocukta sürekli olarak tehdit içinde hissetme ve tetikte kalma davranışı ile nükseder. İleriki yaşlarda bu durum anksiyete ve türevi hastalıklara yol açabilir. Hafıza ve öğrenme becerileriyle ilgilenen hipokampüste küçülme gözlenebilir. Bu durum öğrenme kapasitesi ve bellek becerilerini olumsuz yönde etkiler. Prefrontal korteks olarak geride kalabilir, bu durum çocuklarda dürtüsellik, dikkat dağınıklığı ve problem çözmede güçlük gibi problemlere yol açabilir.

Çocukluk döneminde travmaya maruz kalan çocuklarda sadece bilişsel/psikolojik rahatsızlıklar değil aynı zamanda fiziksel; özellikle stresle tetiklenen kalp, diyabet gibi hastalıklar da daha sık görülür.

İnsan doğuştan getirdiği özellikleri ve büyüdüğü sosyal çevresinden öğrendikleriyle yoğurulur ve ileriki dönemlerinde bu ilişkiye paralel özellikler gösterir. Bu çizginin yönündeki olumsuz yaşantılarsa yetişkinlik döneminde birçok fiziksel ve ruhsal hastalığa sebep olur.

Teicher ve arkadaşlarına (2004) göre çocukluk çağı travmatik yaşantıları zamanla psikopatolojiye evrilir. 5 aşamadan oluşan bu evre yoğun strese maruz kalıp tepki sistemlerini harekete geçirerek moleküler değişime yol açmasıyla başlar. Bu durum nöron ve sinaps gelişim değişimlerine sebep olur. Üçüncü ve dördüncü aşamalar ise beynin genetik, cinsiyet ve gelişim hızının farklı gelişim göstermesini; sağ ve sol hemisferlerin iletişimlerinde azalma, sol hemisferin gelişiminde gerilik, limbik sistemde elektriksel uyarılmanın artması ve serebellar vermis işlevlerinde azalmaya sebep olmasıdır. Tüm bu değişimler sonrasında ise beşinci aşama olarak depresyon, travma sonrası stres bozukluğu çoğul ve sınır kişilik bozuklukları, madde kötüye kullanımı gibi psikiyatrik hastalıklar için risk etmeni oluşturmasıdır (Teicher ve ark., 2004). Fiziksel ve biyomoleküler araştırmaların sonucunda çocuğun bu travmatik yaşantılardan gelişimsel olarak sinir sisteminin, endokrin ve immün sisteminin değişimi sebebiyle bilişsel, sosyal ve duygusal işlevselliğinde bozulmaya neden olduğu bulunmuştur (Danese ve McEwen, 2012; Pechtel ve Pizzagalli, 2011). Bu bozulmalar sonucunda bireyin fiziksel aktivasyon, obezite, sigara/alkol kullanımı, özbakım ve ruhsal sağlık alanlarında çocukluk çağı travmaları yaşamayan insanlara kıyasla yüksek oranda problem yaşadıkları bulunmuştur (Hughes ve ark., 2017).

Çocukluk çağı yaşantısı bireyin gelecek yaşantısı için en önemli evredir. Bilinçli ebeveynlerin bilinçli ve fiziksel/ruhsal sağlıklı çocuklar yetiştirmesi gelecek nesiller için en önemli şeydir. Önceki nesiller kültür, din, mezhep, dünya görüşü ve daha pek çok etken ardına sığınılarak onlara sunulan travmatik çocukluk dönemini ister istemez kendilerinden sonra gelen nesillere de aktarmıştır. Günümüz bilgi ve iletişim çağındaysa artık ebeveynler bu “geleneksel travma” aktarımına dur demeyi daha iyi öğrenmişlerdir. Her çocuk huzurlu, sağlıklı, güvenli ve kendisini kabul edilmiş hissettiği bir çevrede büyümeyi hak eder.

Kaynakça

Sümeyra Özdemir, Çocukluk Çağı Travması, Duygu Düzenleme Becerileri Ve Somatizasyon Arasındaki İlişkinin İncelenmesi: Üniversite Öğrencileri Örneklemi (2020)

Ahmet Gül , Hesna Gül , Nurper Erberk Özen , Salih Battal, Çocukluk Çağı Travmaları Zemininde Depresyon Anksiyete Ve Dissosiasyon Semptomları İlişkisinin Araştırılması (2016)

Arş. Grv. Dr. Hilal Yavuz, Obsesif Kompulsif Bozukluk Hastalarında Çocukluk Çağı Travması, Üst Biliş Ve Silik Nörolojik Belirtiler Arasındaki İlişki (2019)

Buse Mamur, Yetişkin Bireylerin Çocukluk Çağı Travmaları, Nesne İlişkileri Ve Yaşam Doyumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

 

Yorum gönder