Hakikat Sonrası

Hakikat Sonrası

Kişisel duygularımız veya çıkarlarımız hakikati geri plana itip silikleştirebilir mi? Peki kişisel duygu ve çıkarlarımız kamuoyunu etkileyebilir mi?

İşte bu durumu açıklayan çok güzel bir kavram var: Hakikat Sonrası, yani Post-truth…

Peki gerçekten nedir bu Post-truth?

Türkçe karşılığı “hakikat sonrası” olan bu kavram, kamuoyunun bir konuda karar verirken ya da bir konu hakkında kanaat getirirken doğruları belirlemesinde ortak nesnel deliller yerine birtakım kişisel duygu ve inançların etkili olduğu ortamı ifade eder. Hakikat sonrası kavramı, bireyin ya da toplumun hakikati öğrenmek ya da sorgulamaktansa inanmak istediği gerçeğe inanma eğilimine vurgu yapar.

Hakikat sonrası, hakikat ötesi, gerçeklik ötesi gibi Türkçe karşılıklara sahip olan bu kavram, nesnel gerçekliği kendince silikleştirerek kamuoyu dediğimiz kitleyi etkiler. Artık sorgulamak ve gerçeği arayıp onun peşinden gitmek yerine bizlere gelen ham bilgileri düşünmeden ve sorgulamadan kabul ederiz. Bilgi yalan dahi olsa hakikatmiş gibi önümüze sunulur, yalan olduğu görmezden gelinir ve savunulur.

Post-truth’ta hakikat reddedilmez, yalnızca silikleştirilir, gereksiz hale gelir ve kişisel duygu ve çıkarlar hakikatten önde tutulur. Bu noktada kamuoyuna ya yalan bilgiler sunulur ya da doğru bilgiler yanıltıcı bir şekilde sunulur ve yalan bilgiler, yalan olduğu ispatlansa dahi hakikat olarak kabul edilir. Üstelik hakikat sonrasında, yani Post-truth’ta bu durum artık normalleşmiştir de. İnsanlar yalan bilgileri, nesnel gerçeklikten daha önemli hale gelen kişisel duygu, çıkar ve inançları hakikat olarak benimser. Hatta zamanla bunları inanç sistemi haline getirebilirler. Kamuoyu yanlış olduklarını bildiği bilgileri kabul eder, bu konuda umursamaz davranır.

Aslında hakikat sonrasına kitle iletişim araçlarından oldukça aşinayız. Günümüzde herhangi bir sosyal medya mecrasında yığınla yalan bilgi dolaşıma sokulmakta ve bu bilgilerin yalan olduğu ispatlansa dahi etkileşimine devam edilmektedir. Böylece hakikat önemsiz hale getirilir ve aslında kamuoyu da bu yönde şekillenmeye başlar.

Post-truth’ta önemli bir nokta da lider konumundaki kişilerdir. Bu lider bir politikacı olabileceği gibi sözüne güvenilen, kamuoyu tarafından onaylanıp desteklenen biri de olabilir. Üstelik bu kişinin bilimle ilgilenmesi ya da bir konuda uzman olması da önemli değildir.

Örneğin bir kişi X’te bir paylaşım yapar ve bu kişinin sözüne güvenildiği ya da kamuoyu tarafından kabul gördüğü için yaptığı paylaşım direkt doğru kabul edilebilir. Kişinin paylaştığı bilginin doğruluğu araştırılmaz ya da umursanmaz, böylece hakikat çarpıtılmaya başlar.

Elbette hakikatin önemsizleştirilmesi, çarpıtılması tehlikelidir. Halkın yanlış bilgilendirilmesi, yanlış bilgilerin dolaşımda kalması, nesnel gerçeklerin arka plana atılarak silikleştirilmesi gibi durumlar ciddi toplumsal tehditleri de beraberinde getirir. Üstelik hakikatin önemsizleştirilmesine yönelik gerçekleştirilen haber, yorum ve mesajların karşısında hakikati görmek ve ona ulaşmak da olabildiğince zorlaşmaktadır. Çünkü biz hakikate ulaşmak için çabalarken yalan bombardımanıyla, kaynağı araştırılmamış verilerle karşılaşırız ve bu noktada hakikati takip etmemiz de güçleşir. Tabii bu duruma sosyal bölünmeler ve bilgi kirliliği de eşlik eder çünkü aslını irdelemediğimiz, yalnızca referansla paylaştığımız bilgiler gün geçtikçe artmaya devam eder.

Peki hakikati araştırmak yerine iddialarla hareket edip yalanı hakikat yapmak demek hakikati çarpıtmak, önemsizleştirmek demekse bu durum toplumsal kutuplaşmaları yaratıp yeni bir tehlikeyi de gün yüzüne çıkarmış olmaz mı?

 

Yorum gönder