Türkiye’de ve Dünyada Çocuk Hakları
ÇOCUK HAKLARI
Çocuk hakları 20. yüzyıla kadar üzerine önemli çalışmalar olmamış bir alan olmasına rağmen 20. yüzyıldan sonra bu konuda adımlar atılmaya başlanmıştır. Verilmesi gereken önem geç olsa da insan olmanın doğası gereği zorunluluk taşıdığı ortadadır. Çocukluk çağının farklı bir dönemi kapsadığının kabulü ile kendine has bazı hakları da taşıdığı gündeme gelmiştir. Bu bağlamda çocuk haklarından bahsedebilmek için önce çocuk kavramını iyice tanımalıyız. Her toplumun kendine münhasır bir kültürü olduğu için tek bir çocukluk kavramından bahsedemeyiz. Çocukluk kavramı daha çok modernitenin bir eseri olmakla beraber çocukluğa hiç yer vermeyen topluluklarda olmuştur. Aslında bu durum toplumsal gelişimi yansıtmaktadır. Hakeza çocukluğa yapılan yatırım ve tanınan haklar gelecek bireylerin inşasını oluşturduğundan bir toplumun krokisini gösterdiğini söyleyebiliriz. Çocukluğa verilen önem aslında adaletle çokça ilgilidir. Çünkü çocuk güçsüz ve savunmasız olduğundan, onu koruyacak ve değerini atfedecek adımların atılması gereklidir. Bunun aksine genelde onu yönetme ve hükmetme dürtüsü baskın gelmiştir. Çocuğu korumak ve haklarını tanımlamak da hukuku her zaman ilgilendirmiştir.
Çocuğun ne zaman çocuk kabul edileceği tartışma konusu oluştursa da devletlerin kendilerine göre uygulamaları bulunmaktadır. Genel olarak on sekiz yaşına kadar bireyler çocuk olarak kabul edilmektedir. Bu yaşa kadar çocuk kabul edilen bireylerin korunması ve haklarının sağlanması gibi yükümlülükler devletin görevindedir. Bu görev, “Çocuk Hukuku “nu doğurmuştur. Çocuğun onuru, değeri, aile yaşantısındaki yeri ve haklarını kapsayan Çocuk hukuku ile toplumun sürekliliği sağlanmış olur. Ancak bu durum, sistemin kusursuz olduğunu veya kusursuz işlediği anlamlarına gelmemektedir(ilerleyen başlıklarda değinilecektir). Nitekim Çocuk hukukunun ortaya çıkması ve toplumun sosyolojik açıdan gelişimiyle çocuk haklarının olgunlaşması sağlanmıştır.
TÜRKİYE’DE ÇOCUK HAKLARI
Hukukun en önemli işlevlerinden birisi toplumdaki düzeni sağlamasıdır. Toplumun bir parçası olan çocukların da bundan ayrı düşünülememesi hasıl olmuştur. Bu haliyle çocuk; özel korunmaya alınan, kendine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan, “küçüktür”(Taşkın,2006).
Çocuk hukukunun bazı kısımları özel hukuku ilgilendirse de bazı kısımları da kamu hukukunu ilgilendirir. Hatta dar anlamıyla da anne ve babayı ilgilendirecek şekilde çekirdekleşir. Türk Hukuk Sistemi’nde çocuk kavramı hukukun kendi içerisindeki alanlara göre farklılaşabilir. Örneğin çocuğun yaşının medeni hukuk ve ceza hukukunda farklılaşabilmesi…
Çocuğun hakları konusunda Türk hukukuna baktığımızda ise Anayasa’nın 41. maddesinde “Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet ailenin huzuru, refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” diyerek çocuğun hukuki statüsüne bir güvence sağlamaya çalışılmıştır. Ayrıca Türk hukuk sisteminde çocuğun hakları, başlangıcı ve sona ermesi gibi esaslar Türk Medeni Kanunu’yla düzenlenmiştir.
Türkiye, “Çocuklar için Dünya Zirvesi’nde Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, ilk imza atan devletler arasında yer almıştır. Ancak mecliste onaylanması 1994’te tamamlanıp 27 Ocak 1995’te iç hukuk kuralına dönüşmüştür. Her ne kadar iç yürürlük haline gelse de yapılan çalışmalarda ve düzeltmelerde aksamalar olmuştur. Hızlı yapılması gereken değişiklikler yavaş yapılmıştır. Ülkemizin çocuk istismarı, eğitimsizlik, şiddet gibi konularda düşük bir karneye sahip olmasının akabinde sözleşmede yer alan kuralları uygulamaya geçirmekte sorun yaşamıştır.
Ülkemizde, çocuk haklarının suistimali ve çocukların kötü işlere bulaştırılması üzücü bir tablo oluşturmaktadır. Çünkü henüz bunlara kalıcı bir çözüm bulunamamıştır. Fuhuş, kapkaç , organize çete suçları gibi kirli işlerde çocukların kullandırıldığı bir gerçektir. Aynı zamanda çocukların akran zorbalığı, aile içi şiddet gibi tehlikelere karşı da güvenliğini sağlayamama sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun nedenlerine bakarsak en belirgin olarak yoksulluğu görmekteyiz. Uluslararası araştırma raporları istatiksel olarak incelendiğinde anlaşılacaktır ki Türkiye, en yoksul ülkelerin çok ilerisinde değildir. Hal böyle olunca çocukların beslenmesinden kişisel gelişimine katkı sağlayacak imkanlardan uzak kalması söz konusu olmaktadır. Olgunlaşmamış çocuğun, imkânsızlık dolayısıyla kirli işlere bulaşması ne yazık ki muhtemel gözükmektedir.
DÜNYADA ÇOCUK HAKLARI
Çocuk hakları kavramı 21. yüzyılda batı dünyasında gündeme gelmiştir. Fransız ihtilali ve insanı merkeze alan düşüncelerle gün yüzüne çıkmasına katkı sağlanmıştır. Ailenin çocuğu korumada yetersiz kaldığının kabulü ve akabinde bunun devlet sorumluluğuna verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Çocuk haklarında, 19. yüzyıldaki kanunlaştırılma hareketlerine kadar Roma hukukunun etkisi olmuştur. Roma hukukunda ise çocuğa bakış açısı iş gücü bağlamında olmakla birlikte köle olarak satılması ve öldürülebilmesi durumları da söz konusuydu.
Modern hukuka baktığımızda ise Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen çağdaş hukukun oluşturduğu ebeveyn çocuk ilişkisinde gelişme görülmüştür. Böylece velayet sadece annenin haklarını değil aynı zamanda çocuğun da haklarını koruyan bir sistem olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Milletler Cemiyeti tarafından çıkarılmış olan “Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi” ile bu alandaki ilk belge kabul edildi. Aynı zamanda 1931 yılında Atatürk’ün de kabul ettiği uluslararası bir sözleşmedir. Daha sonra 1989 yılında “Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” kabul edilmiştir. Türkiye’nin de 1994 yılında kabul edip 1995 yılında kanun olarak yürürlüğe koyduğu bir sözleşmedir. Sözleşmeye göre çocuklara “hayatta kalma hakkı”, “gelişme hakkı”, “korunma hakkı” ve “katılma hakkı” şeklindeki bu 4 grup hak tanınmıştır. Bu sözleşme ile çocuklara karşı haklar tanınmış olup aileye ve topluma hatta devlete belli sorumluluklar yüklenmiştir.
Ancak tarihsel gelişim sürecine baktığımızda çocuk haklarına yapılan ilk yatırımların batılı ülkeler tarafından atılmasına karşın çok da temiz bir gelişim gösterdiğini söyleyemeyiz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ihtiyaç duyulan işgücü neticesinde yoksulluk içinde olan ülkelerden insan alımı yapılmıştır. Yoksul olan hane halkları, bulunduğu durumdan ötürü küçük yaştaki çocukları da göndermiştir. Bu tarihsel süreç bizlere, o dönemde çocuk haklarının gelişmekte olmasından ötürü sekteye uğradığını gösteriyor. Ayrıca uluslararası boyutta bakıldığında çocukların madde kullanımı, fuhuşta kullandırılması, suça sürüklenen çocuk durumunda olmaları da ne yazık ki yaygındır.
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA ÇOCUK HAKLARI SORUNLARININ ÖNLENMESİNE DAİR
Bu kısımda çocuk haklarının önlenmesi ve değerin verilmesiyle alakalı bir değerlendirme yapacağım. Çocukların da her yetişkin gibi birer birey olduğunu kavramamız gerekir. Onlara tanınan hakların aslında korunmaya muhtaç olana karşı yapıldığının farkına varılmalı. Atılan her adım ve sorunları engelleyecek her bir önlem, ülkemiz açısından gelecek vaat eden bir adım olacaktır.
Türk Hukuk Sistemi’ne baktığımızda genel itibariyle Uluslararası metinlere olumlu yaklaşan bir duruş sergileyerek iç hukuka da yansıtmaya çalıştığı söylenebilir. Bu amaç itibarıyla çok daha iyi duruma yükselmek mümkündür. Tablonun kötü olması değil iyi olmayacak durumda olması fenalık oluşturur. Bu alandaki çalışmaların artması ve bilinç seviyesinin toplumca yükselmesi önemli bir atılımdır.
Çocukların çalıştırılmasıyla alakalı uluslararası alanda ILO, UNESCO gibi kuruluşlar bu sorunlara çözüm sunacak çalışmalar yapmaktadır. Türkiye’de ise ILO-IPEC programı bağlamında çalışmalar başlanmış olup bu sorunla ilgilenilmektedir. Aynı zamanda TISK, TÜRK-İŞ VE TKV gibi kuruluşlarda çalışmalar yapmaktadır.
Bu sorun belli başlı kuruluşların çalışmalarının yanında topyekün bir uğraşı gerektirmektedir. Bilakis devlet’e, işverenlere, meslek kuruluşlarına ve çocuklara belirli görevler düşmektedir. Sözgelimi devlet denetimlerinin hızlı ve sorunsuz ilerlemesi amaçlanarak, yeni gelişmelerin hızlı bir şekilde uygulamaya geçirerek ve toplumu bilinçlendirme amaçlı atılımlar yaparak sorunların önüne geçilebilir. İşverenlerin ise mevzuata hâkim olmaları ve eksiksiz uygulamaya geçirmeleri, denetimi elden bırakmamaları ve çocukların haklarını bilip gereken hakları sağlaması gibi adımları atmaları gerekmektedir. Ailelere ise aslında sosyal sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun kazandığı paradan ziyade çalıştığı koşullarla ilgilenmeli ve çocuğun kim tarafından eğitildiğini, denetlendiğini bilerek hareket etmelidir. Çocuklar ise kendi haklarının farkında olmaları, iş güvenliğine önem vererek eğitimleri almaları ve iş kurallarını bilerek hareket etmeleri gereklidir.
Çocukların maruz kaldığı diğer tehlikelere karşı da topyekün bir bilinç seviyesi oluşturulması amaçlanmalıdır. Çocukların gelişimi, öncelikle insan olmasından kaynaklanan bir gerekliliktir, sonrasında ise ülkemizin geleceği için bir zorunluluktur. Öyle ki gelişmiş ülkelere baktığımız zaman çocuk haklarının gelişmişliğiyle doğru orantıda olduğunu görmekteyiz.
Yazar: Nurullah Kadıcık
KAYNAK
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/195168
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/211075
https://www.researchgate.net/profile/Durdane-Oeztuerk/publication/321651752_Hukukta_cocuk_kavrami/links/6523c51afc5c2a0c3bc5f617/Hukukta-cocuk-kavrami.pdf
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/607131
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90144
https://www.ajindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423939533.pdf
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/66935
- Merhaba saygıdeğer okuyucular ben Nurullah Kadıcık, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde son sınıf öğrencisiyim. Hukuk eğitimi alırken, yazmaya olan tutkum beni edebiyat ve toplumsal meselelerle de iç içe olmaya yönlendirdi. Öteyandan, kendimi bildim bileli düşünmeyi ve araştırmayı sevmişimdir. Dergide, hukuk kategorisinde yazılar kaleme alıyorum. Yazılarımda hukuku daha anlaşılır kılmayı ve farklı bakış açıları sunmayı hedefliyorum.
Yorum gönder