Taşınmaz Kültür Varlıklarına Hukuki Bakış
Kültür Varlığı Tanımı
Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır uluslararası hukuk tüm insanlığa ait kültürel ve manevi değeri olan mirası (tarihsel anıtlar, sanat yapıları, ibadet yerleri) koruma altına almaktadır. İnsanlığın ortak mirasını korumak, uluslararası hukuk düzenlemelerine de konu olmuştur. 1954 Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasına Dair La Haye Sözleşmesi, 1970 Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili UNESCO Sözleşmesi, 1985 Kültür Varlıklarıyla İlgili Suçlar Hakkındaki Avrupa Sözleşmesi vs. bunlardan bazılarıdır. Kültür varlığı kavramı açıklanırken belirtilmesi gereken bir husus da, bir nesnenin korunması gerekli kültür varlığı sayılması için onun eski olması zorunluluğu bulunmaması ve nesnenin korunmasında kamu yararı bulunmasıdır. Gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla korunan kültür varlıklarını tanımlarken bu duruma engel teşkil edebilecek zaman sınırlamaları yersiz olmaktadır ve bu koruma tüm kuşakların yararına olacaktır.
Taşınmaz Kültür Varlıkları
Taşınmaz Kültür Varlıkları, ‘olduğu yerde’ korunması gereken, bir yerden bir yere nakli mümkün olmayan varlıklardır; kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, ören yerleri, kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler, kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları, sarnıç ve kuyular tarihi yol kalıntıları, sunaklar, tersaneler, rıhtımlar, bedestenler, kapalı çarşılar, sinagoglar, bazilikalar, külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları ve benzeri taşınmazlar, taşınmaz kültür varlıklarına örnek olarak gösterilmektedir.
Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu md.6’da; korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar, sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılmış evler, şeklinde belirtilmektedir.
Uluslararası alanda taşınmaz nitelikli kültür varlıklarının korunması, kültür varlıkları ile ilgili düzenlemelerle birlikte özellikle 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde yerini bulmuştur. İnsanlığın ortak mirası kavramının belirginleştiği bu sözleşmede, doğal veya insan eliyle ortaya çıkmış belirli nadide yapıtların, tek bir devlete ait olmanın ötesinde, ayrı bir önem taşıdıklarının kabulü söz konusudur. Sözleşmeye 16 Mart 1983’te taraf olan Türkiye, bu sözleşmeye göre kendi toprağı üzerindeki kültürel varlıkları korumayı, insanlığın ortak mirası olarak gelecek kuşaklara aktarmayı kabul etmiştir. Yani, Türkiye Safranbolu Evleri’ni, Eskişehir Odun Pazarı konaklarını veya İstanbul’un tarihi dokusunu korurken, aynı zamanda Efes Harabeleri’ni, Sümela Manastırı’nı veya Akdamar Kilisesi’ni de koruyacaktır. Bu anlayış devletlerin insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekliliği ile şekillenmektedir. Türkiye’de koruma, yasal yaptırımlarla kamu yararına gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Hukuki Bakış
Cumhuriyet öncesinden başlayarak, Türkiye’de koruma incelenecek olursa, koruma anlayışının başlangıcı olarak, taşınabilir eserlerle sınırlandırılmış bir koruma da olsa Müze-i Hümayun’un kuruluşu gösterilebilmektedir. 1840’lardan itibaren yabancılara arkeolojik kazı izinleri verilmiş ve eski eser fikri gelişmeye başlamıştır. Benzer gelişmelerden sonra yasal düzenlemelere gidilmiştir. İlk yasal düzenleme 1869’da yürürlüğe konan Asar-ı Atika Nizamnamesi’dir. 1874 yılında nizamname geliştirilerek ilk kez eski eser tanımı ve sınıflandırılması yapılmış ve günümüze kadar süren eski eserlerin devlet malı olduğu hükmü geliştirilmiştir. Bir taraftan da 19. yüzyılın ortalarında müzecilik çalışmaları başlamıştır. 1912 yılında yayınlanan Muhafaza-i Abidat Nizamnamesiyle, Osmanlı İmparatorluğu’nda koruma ile ilgili yayımlanan yönetmelikler son bulmuştur. Cumhuriyetle birlikte koruma konusunda yeni ve çağdaş ilkeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Hars Müdürlüğü’nün kurulmasının bu sürecin ilk adımı olduğu, 1930 ile 1935 yılları arasında Osmanlılar’dan kalan mevzuatın değiştirildiği aktarılmıştır. Kültür varlıklarının korunması, 1961 Anayasası’nda ‘Öğrenimin sağlanması’ , 50.maddede, “Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar” şeklinde yer bulmuştur. 1982 Anayasası’nda ise, XI. Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlığı altında, 63. maddede, “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” şeklinde ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir. Türkiye; 20 Mayıs 1946 tarihli 4895 sayılı kanunla, UNESCO Sözleşmesi’ni tanıyan ilk yirmi devletten biri olmuştur. 2 Temmuz 1951 tarihinde yürürlüğe giren 5805 sayılı “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Teşkiline ve Vazifelerine Dair Kanun”la Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu (GEEAYK) kurulmuştur. GEEAYK’nin kurulması özellikle taşınmaz kültür varlıklarının korunması açısından büyük bir adım olarak nitelendirilmektedir . Kültür ve Tabiat Kanunu’nun bazı maddelerinde 1987’de, 3386 sayılı kanunla değişiklik yapılmıştır. 2004 yılında çıkarılan 5226 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile uluslararası normlara uygun bir kanun oluşturulmaya çalışıldığı belirtilmektedir.
Tarihî ve kültürel değeri olan geçmiş dönemlerden günümüze ulaşmış hangi eserlerin eski eser sayılacağı oldukça önemli bir konudur. “Tarihî, kazı bilimsel veya sanat değeri olup eski devirlerden bize geçen, ya da ileride böyle değerleri taşıyacağı kesin ve mutlak olan ve sayıca sınırlı mallar”, eski eser sayılmaktadır. Eski eserler hukuku, eski eserlerin ve eski eser yerlerinin, birer hak konusu ya da birer hukuksal eylem konusu olarak bağlı bulunacağı özel düzeni belirleyen hukuk kuralları ile görev gereği eski eserlerle ilgilenen kamu kuruluşlarının bu tür görevinin gerek kapsamını gerek yürütülmesi yöntemini belirleyen hukuk kurallarının tümüdür. Türk Eski Eser Hukuku, pek çok yasa kuralından, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun ve onun yerine geçen kurulların ilke kararlarından oluşan bir sistemdir. Ancak sistem içindeki en önemli parça, Türk Eski Eser Hukukunun temel yasası, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’dur. Kültür varlıklarını koruma konusunda da yasal temelimiz adı geçen kanun olmaktadır. Görüldüğü gibi, cumhuriyetin ilanından günümüze, kültür varlıklarını korumak amacıyla pek çok yasa ve yönetmelik çıkarılıp, yürürlüğe konmuştur. Bu düzenlemelerle, kültür varlıklarının bakımı, durumlarının sürekli denetim altında tutulması ve tehlikelerden korunması amaçlanmıştır. Bu düzenlemelerde ayrıca tespit ve tescil işlemlerinin nasıl yapılacağı, hak ve sorumluluklar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının onarımına katkı fonu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ve koruma kurullarının kuruluş, görev, yetki ve çalışma şekli, yasalara uyulmadığı durumlarda uygulanacak cezalar yer almaktadır.
Türkiye’de korumaya ilişkin yasal dayanaklar ele alınırken koruma mevzuatını şu şekilde özetleyebiliriz; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Çevre Kanunu,Avrupa Kültür Antlaşması, Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunması , Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması ve Avrupa Mimari Mirasının Korunması konularında imzalanan uluslararası sözleşmelerin kabulüne ilişkin Kanun ve Bakanlar Kurulu Kararları, koruma ile doğrudan ilgili kanunlar arasında yer almaktadır.
Uluslararası ortamda korumaya ilişkin gelişmeler tarih boyunca sürmüş, Türkiye de bunlarda taraf olarak yer almıştır. Bunlar arasında en önemlileri Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (1985 Granada), Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1992 Valetta) olarak belirtilebilr. Avrupa Birliği gelecekteki ortaklıklar için Avrupa devletlerinin kültürel gelişmelerinin stratejik bir zorunluluk olduğunu belirtmektedir. Kültür varlıklarının korunması da bu gelişme açısından önem taşımaktadır. Kültür varlıkları ile ilgili çalınma, yasal olmayan yollarla kaçırılma, yağma gibi nedenlerle devletlerarası uyuşmazlıklar çıkabilmektedir. Arkeolojik kültür varlıklarına karşı işlenen suçlardan taşınmaz olanlara karşı işlenenlerin taşınmazın bulundukları ülkede işlenmiş sayılması nedeniyle yargılama yetkisi açısından ülkeler arasında herhangi bir uyuşmazlığın çıkmasının söz konusu olmadığı ifade edilmektedir. Uyuşmazlıklar taşınır kültür varlıklarına ilişkin olmaktadır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu md. 65’te, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarara uğramalarına kasten sebebiyet verenler için hapis ve para cezası öngörülmektedir.
Kaynakça
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/229874
2004 yılında İstanbulda doğdum.İlk,Orta ve Lise eğitimini İstanbulda tamamladım.Aslen Malatyalıyım.2023 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladım.Birçok hukuk etkinliğinde ve Meclis Simülasyonlarının organizasyonunda ve kanun yazımların da aktif rol aldım.İKÜ Hukuk Kültürel Değerleri Koruma Kulübü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevimi sürdürmekteyim.Manifesto Dergisinde Hukuk yazarlığı yapmaktayım.Her zaman araştırma yapmayı seven ve okuyan biriyim.Ayrıca Tarih alanına da ilgiliyim ve bu alanda çalışma ve araştırmalarımı sürdürmekteyim.
Yorum gönder