KÜLTÜREL MİRASIN BEŞİĞİ: ÜSKÜDAR

KÜLTÜREL MİRASIN BEŞİĞİ: ÜSKÜDAR

Suriçi’nin kıyılarından Boğaz’ın karşı yakasına bakıldığında, günbatımının altın ışıkları Üsküdar’ın dik yamaçlarını sarar. Bu ihtişamlı manzaranın, Antik Çağ’da kente “Khrysopolis” (Altın Şehir) adının verilmesine ilham verdiği rivayet edilir. Tarihî mimariye ve ahşap evlere renk katan bu altın ışıkların yanı sıra Üsküdar, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini toprağında taşır. Nitekim Bizans döneminde semt, deri kalkan üretimiyle özdeşleşmiş ve “Scutari” olarak adlandırılıp askerî üs olarak kullanılmıştır. Tarihî kaynaklarda varlığını sürdüren bu izler, önemli arkeolojik keşiflerden biri olan Marmaray kazılarında somut karşılığını bulmuştur. Bu keşiflerle Üsküdar’ın tarihî hafızası gün yüzüne çıkarılmış, yüzlerce yıllık eşyalar ve dükkân kalıntıları semtin kadim geçmişine ışık tutmuştur. Fetih sonrası yeni bir kimlikle şekillenen Üsküdar, köklü tarihin üzerine inşa edilmiştir.

Osmanlı’nın Üsküdar ile ilişkisi fetihten oldukça önce Orhan Gazi dönemine dayanır. Diplomatik ve ticari ilişkilerle yoğun etkileşimde bulunulmuş, zamanla lojistik ve askeri üs olarak stratejik önem kazanmıştır. Fetih döneminde uzun savaşlar nedeniyle yağmalanan ve ihmal edilen kent, Osmanlı ile birlikte yeniden doğmuştur. Fetihten sonra Türk-Müslüman kimlik temelli canlandırma kapsamında şenlendirme politikası uygulanmıştır. Fatih Sultan Mehmed dönemi sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa’nın 1471 yılında kendi adına inşa ettirdiği Rum Mehmed Paşa Külliyesi ile bu planlı şenlendirme politikası başlamıştır. Camii, imarethane, medrese gibi birçok yapıyı bünyesinde barındıran külliyenin çevresine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilen nüfus yerleştirilmiş; böylece semt kısa sürede toplumsal ve mekânsal canlılık kazanmıştır.

Anadolu’ya açılan kapı niteliğindeki gözde liman kenti, yoğun ticari faaliyetlerin gerçekleştiği, kervanların uğrak noktası olarak lojistik öneme sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nda manevi geleneklerin gerçekleştirildiği her yıl Mekke ve Medine’ye gönderilecek olan kutsal hediyeleri ve yardımları taşıyan surre alayları ile hac kafilelerinin uğurlama noktasıydı. Şehrin manevi öneminin yanında her sokağıyla estetik Osmanlı mimarisi öne çıkar. Her yapı döneminin ruhunu öylesine taşır ki çeşmelerin, camilerin, sarayların üzerindeki kitabeler kentin tarihini satır satır anlatır. Üstelik Üsküdar’ın mimari kimliğinin şekillenmesinde saray kadınları yani kadın baniler de önemli bir rol üstlenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına Mimar Sinan tarafından inşa edilen Mihrimah Sultan Camii İskele Meydanı’nda görkemli yapısıyla ziyaretçilerini karşılar. II. Selim’in eşi Nurbanu Sultan’ın yaptırdığı Atik Valide Külliyesi içinde aşevi, medrese, tekke, darüşşifa bulundururken Osmanlı vakıf kültürünü yansıtan muazzam bir sosyal merkez olarak dikkat çeker. Yine Kösem Sultan’ın yaptırdığı Çinili Camii İznik çini süslemeleriyle klasik dönem Osmanlı sanatını yansıtır. Dönemin ruhunu, sanat anlayışını ve manevi değerlerini yansıtan pek çok mimari eser, adeta kadın banilerin eliyle işlenerek Üsküdar’ın estetik dokusunu şekillendirmiştir.

Tarih boyunca su yolları ve su kültürüyle de öne çıkan Üsküdar’ın çeşmeleri mimarinin ayrılmaz parçasıdır. Evlerde musluk olmadığı için çeşmeler önünde bir araya gelen Rum, Ermeni, Yahudi ve Müslüman tebaa burada selamlaşır, kaynaşır ve çok kültürlü mahalle yaşamını yansıtırdı. Bu kozmopolit yapı semtin karakterini şekillendirmiş, yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan farklı inançlara mensup topluluklar Osmanlı İmparatorluğu’nun millet sistemi içerisinde kendi dini ve kültürel geleneklerini koruyarak özgürce yaşamlarını sürdürebilmişlerdir. Dinî ve etnik çeşitliliğin önemli örneklerinden olan Üsküdar’da her cemaat kendi mahallesini oluşturmuş, semtin farklı bölgeleri bu çok kültürlü yapının izlerini günümüze kadar taşımıştır. Merkezde camiler, tekkeler ve hanlar etrafında Osmanlı-İslam kimliğinin izleri görülür. Selamsız, Bağlarbaşı ve Yenimahalle İstanbul’un en eski Ermeni yerleşimlerindendir. Surp Garabet ve Surp Haç gibi kiliselerin etrafında canlı sosyal hayat hakimken Kuzguncuk ve Dağ Hamamı’nda Yahudi cemaati için sinagoglar ve sivil mimari örnekleri göze çarpar. Farklı milletlerin estetik anlayışını ve inançlarını yansıtan Üsküdar sokakları bu yapıların içindeki canlı çok kültürlü yapıyı da gözler önüne serer. Göklere yükselen ezan sesinin yankılandığı Üsküdar’da camiler, kiliseler ve sinagoglar yüzyıllar boyunca bir arada varlık göstermiş; farklı inançlara mensup topluluklar ibadetlerini özgürce yerine getirmiştir.

Gayrimüslim tebaa, ticaretle ekonomik yapıyı canlandırırken üstlendikleri görevlerle de güvenilir konuma sahip olmuştur. Semtin can damarı olan vakıf, külliye ve çeşme sularının bakımı ile tamiratı Yahudi suyolcularına emanet edilmiştir. Su yollarının temizliği ile aziz vakıf sularının bakımı Osmanlı’nın güvendiği Yahudi suyolcuları tarafından yürütülmüştür. Böylece önemli kamu hizmetleri inanç ayrımı gözetmeksizin titizlikle yürütülürken semtin adalet mekanizması da aynı hassasiyetle işliyordu. Bunun en somut örneklerinden biri 18. yüzyılda Kuzguncuk’taki Ermeni ve Yahudi cemaatleri arasında yaşanan mezarlık sınırlarının birbirine karışması üzerine çıkan ihtilaftır. Olayın Üsküdar kadısına taşınması üzerine her iki tarafın din adamları ve mahalle eşrafları ile olay yerine gidilerek tanıklar dinlenmiş, nihayetinde adil bir sonuca varılmıştır. Dinî ayrım gözetmeksizin vefat eden halkın dahi haklarının korunduğu imparatorlukta kadıların adil ve eşit muamelesiyle tebaa huzur içinde yaşamını sürdürmüştür. Tarihî mimarisi, renkli ahşap evleri, farklı inançların estetik anlayışıyla göze çarpan semtin kültürel yapısının izleri dönemin arşiv kayıtlarında, şer’iyye sicillerinde (mahkeme kayıtları) ve vakıf kayıtlarında somut karşılığını bulmaktadır.

Kültürel zenginliğinin yanında semtin sahip olduğu bu köklü toplumsal düzen ve kurumsal yapı Osmanlı idaresi içerisinde Üsküdar’a ayrıcalıklı bir konum kazandırmıştır. Eyüp ve Galata ile birlikte Üsküdar; Bilâd-ı Selâse (Üç Belde) kazalarından biri olarak özel bir idari ve hukuki statüye sahip, kadı tarafından yönetilen bir bölge olmuştur. Yüzyıllarca şekillenen köklü tarihi ve kültürel mirası Üsküdar’ın kimliğini günümüzde de belirlemeye devam etmektedir.

Sanat dünyasındaki yeriyle de hafızalara kazınan Üsküdar, Yeşilçam filmlerine ev sahipliği yapmış; Boğaz manzaralı sahiliyle, dar sokaklardaki mahalle hayatının nostaljik atmosferini sinema dünyasında gözler önüne sermiştir. Şimdilerde muhafazakâr yaşam kültürünü yansıtan Üsküdar, camileri, yalıları, çeşmeleri ve köklü mirasıyla ziyaretçilerini hayran bırakmaya devam etmektedir.

Kaynakça

Çeçen, Kazım. İstanbul’un Vakıf Sularından Üsküdar Suları. İstanbul, 1991.

Haskan, Mehmet Nermi. Yüzyıllar Boyunca Üsküdar. İstanbul: Üsküdar Belediyesi Yayınları, 2001.

Konyalı, İbrahim Hakkı. Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi. İstanbul: Türkiye Kızılay Cemiyeti Yayınları, 1976.

Özgül, İrfan ve Murat Çetin. “Üsküdar’ın Bir Osmanlı Kenti Olarak Şekillenmesinde Rum Mehmed Paşa Camisi’nin Etkisi.” IX. Üsküdar Sempozyumu Bildirileri. İstanbul: İSAM Yayınları, 2019.

Üsküdar Belediyesi Arşivi. Osmanlı Üsküdar’ında Toplumsal Hayat: Şer’iyye Sicillerine Göre Müslim-Gayrimüslim İlişkileri.

 

 

Yorum gönder