Ayşe Tatile Nasıl Çıktı?

Ayşe Tatile Nasıl Çıktı?

Ayşe Tatile Nasıl Çıktı?

KIBRIS

Tarih boyunca stratejik, ticari yolların üzerinde, Doğu Akdeniz’in incisi…

Öyle bir konuma sahip ki Kıbrıs’a sahip olan, dünya ticari hacminin yarısından fazlasının ulaşım yolu olan deniz yolunun Akdeniz’in doğusundaki, Ortadoğu’nun dünyaya açılan kapısındaki anahtara sahip olmuş.

Çok önceleri Fenikeliler’in Akdeniz boyunca mantar gibi türemiş, elleri ve kolları her yere uzanacak şekilde bir ahtapot gibi ticari güzergahları sardığını elbet biliyoruzdur. Fenikelilerin ana karası olan şimdiki Filistin İsrail Lübnan topraklarının doğu Akdeniz’deki yakın hedefi bir ada olarak ticaret yollarının çoğu zaman ilk hedefi olmuş.

Kıbrıs coğrafyasının tarihinde bir takım dini-ideolojik olaylara da şahit olduğunu söyleyebiliriz. Misalen Kenan illerinde yaşayan Yahudi toplumunun, Kıbrıs’tan göç eden Filistin toplumuna dair Zebur’da menkıbeleri bulunan tarihçesinden öte günümüze kadar süren birçok ideolojik akıma da öncülük etmiş olaylar, Kıbrıs menşeilidir. Aslında Kıbrıs menşeli ideolojik tetikleyiciler için çok uzağa gitmeye gerek de yok. Yakın tarihimizde gerçekleşen ihtilaller, sömürgeden kurtuluş hareketleri sonrasında etnik temizlik, diplomasi yürüten kalemler ve kalemin de mürekkebi bittiğinde kanı kesmek için kanatların, paletlerin ve paraşütlerin devreye sokulması… zamanında yaşamış olanların bilebileceği bizim ise yalnızca ders çıkarabileceğimiz hadiseler…

DEVLETLER VE PARMAKLARI

Tarih boyunca ticari hacme sahip olmak isteyen devletlerin deniz yollarında stratejik konuma sahip adaları ellerinde tutmaya çalıştıklarını görüyoruz. Karadeniz’de yer alan nadir adalarda bile halen Ceneviz izleri görebilir, okyanusun uzak köşelerinde İngilizce konuşulduğuna şahit olabiliriz. Venedik, Ceneviz, İngiltere, Hollanda ve İspanya geçmişe bakıldığında anakarası yüzölçümüyle küçük ama etki alanı dünya çapında olabilecek derecede güçlü olmuş devletler. 17. Ve 18. yüzyıllarda başlayan okyanus ötesi furyasıyla günümüzdeki gözle de görebileceğimiz üzere özellikle İngiltere ve İspanya sadece ekonomik değil kültürel olarak da Amerika kıtasına tümden etki etmiş.

SEÇMECE REFERANDUM

Ama Kıbrıs’ta durum böyle değil. Kıbrıs halihazırda kendi kültürüne uzun zamandır sahip bir memleket olarak uzun da bir süre tek idareci olarak Osmanlı sancağı altında yaşamış. İngiltere’nin kültürel emperyalizmi ile Osmanlının işleri nasıl yürüttüğünü burada kıyaslamayacağız ama farklar olduğunu siz de biliyorsunuz.

İşte tam bu sebeplerle Osmanlı’da istikrarla yaşayan Kıbrıslılar mevcut idare yerine idareyle kendini özdeşleştirdikleri yollar aramaya başladılar. Kıbrıs’taki 1/3 nüfusa sahip Türk kesimin on yıllardır isteği yüzyıllarca kendilerini ve komşuları olan Rumları korumuş ve adaletle hükmetmiş olduğunu düşündükleri, Akdeniz’in kuzeyinde yer alan Türk hakimiyetinin adaya barışı ve istikrarı getireceği iken, aynı zamanda Rumları kışkırtan birtakım odaklar da adanın yönetiminin Yunanistan’a bağlanması gerektiğini ve adanın Rum adası olduğunu savunuyorlardı. Adadaki Türk ve Rum halkının kutuplaşmalara maruz kalmamış insanlarının, anlatacağımız tüm bu süreçlerde komşularıyla uyum içerisinde yaşama isteği tarih ve sosyoloji okumaları yapan herkesçe görülecektir.

GÖLGE OYUNLARI

1878 ‘den 1950’deki ENOSİS (yunan idaresini savunan fikir) kapsamındaki, Yunanistan’ın adadan almak istediği enformasyon ve adada yunan çıkarlarının korunması adına din görevlisi adı altında görevlendirdiği Yunan piskopos Makarios eliyle, Birleşik Krallık ve birçok hukuki otoritece geçerliliğinin tarafsızca oylanmaması sebebiyle sorgulanacak bir plebisit olarak nitelendirilen ve adadaki Türk halkının seçimin resmiyetini tanımamak adına katılmamayı tercih ettiği referanduma kadar süren katıksız İngiliz idaresi, referandum sonrasında dünya çapında da sorgulanmaya başlandı. Geçerliliği sorgulanan bir plebisit referandum olma iddiası seçimin iç güvenliği, sayım usulleri ve belli coğrafyalarda gerçekleştirilmesiyle, katılan kesimlerin veya katılacak düşünce tarzlarının mevcudiyetiyle yönlendirilen bir referandum olmasından kaynaklanmış olduğu düşünülmekte ve gerçekten de neticesinde alınan, neredeyse 1/3 oranındaki Türk ve Türk idaresi destekçisinin bulunduğu adada yapılan bir referandum olmasına rağmen, %96 oranında ENOSİS yani Yunan İdaresine katılmanın desteklenmesi sonucu seçimin sağlığını sorgulatmaktan da öte seçimin sağlıksızlığını gözler önüne sermektedir.

Bu çalışmalar sonucunda adadaki İngiliz varlığı uluslararası camiada sorgulanmaya başlamış, İngiltere’nin Kıbrıs içerisinde yer alan karışıklıklarla mücadele etmenin bir süre sonra yararının kalmadığını düşünerek, Kıbrıs’ın kendi halkının ve uluslararası camianın da baskılarıyla Kıbrıs’ta faaliyetleri halen devam eden iki adet üs bırakarak çekilmiş ve Türkiye’nin adada bulunan Türk halkının can ve mal güvenliğini, egemenlik hakkını korumak üzere taraf olduğu Kuruluş, İttifak ve Garanti adında üç adet sözleşme imzalanmıştır. Buna göre az önce belirttiğimizin de resmi dayanağı olarak görülebilecek şekilde parlamentonun 1/3’ü Türk halkının temsilcilerinden oluşacak ve devlet dairelerinde veto yetkisine sahip olacaklardır.

ASILSIZ DÜŞMANLIK

Adada yaşayan yüzbinlerce Türk’ün, komşuları olan Rumlarla barış içerisinde yaşamaları için yüzyıllarca bir sebep olmamıştı. Ki 1959’da imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla da yeni kurulan ve Türkiye’nin de garantör ülke olduğu bir devlet yapısında hiçbir tarafın düşmanlaşması için de bir sebep yoktu. Ama Yunan idaresinin adanın stratejik öneminden dolayı gözünü adaya dikmesi, bir Piskopos aracılığıyla Yunan ENOSİS’ini temel gaye edinen ve yasadışı yollarla bu gayeye hizmet etmek üzere kurulmuş EOKA ve uzun vadede uyguladıkları AKRİTAS PLANI çerçevesinde, sadece İngilizlere karşı ayaklanma kapsamında uyguladıkları silahlı saldırılarla kalmayıp, İngilizlerin çekilmesi ve imzalanan sözleşmelerle bağımsız bir cumhuriyet haline gelmiş olan Kıbrıs’ta bu sefer de Rumları, kendilerinin, akrabalarının ve çocukken birlikte oyun oynadıkları komşuları olan Türklere karşı kışkırtması, zamanın sosyolojik düzeninde de görülebileceği üzere bir düşmanlık oluşturmuştur.

YAŞAMAK VE SİYASET

Tüm tarihi gerçeklikler okunduğunda da anlaşılacaktır ki dönemin kıbrısında, b u düşmanlığın aşılanması taraflardan birine Yunanistan’a bağlanma vaadi sonucunda bir siyasi hedef verirken diğer tarafı, oluşturulmuş hukuki düzenin delik deşik olması ve emniyetin tek tarafça kontrol edilmesiyle oluşan saldırıların sonucunda bir hayatta kalmak veya soykırıma uğramak meseleleri arasında tercih yapmaya itmekteydi.

EOKA’nın adadaki Türklere uyguladığı sistematik yıldırma politikası zamanla soykırım derecesinde bir etnik temizlik haline gelmiş dönemin Türk siyasilerince uluslararası camiada diplomatik yollarla çözüm bulmak adına birçok çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Bu diplomatik çalışmalar çerçevesinde Türk siyasi tarihine damga vurmuş isimlerden Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan kilit roller oynamış, Yunanistan’daki darbeyle başa gelen cuntanın olumsuz tutumlarına rağmen barışı sağlamak için Zürih ve Londra anlaşmalarındaki garantör devlet statüsünün hukuki dayanağı ile, İngiltere ve Yunan taraflarıyla birçok görüşmeler gerçekleştirmiş, aradan aylar ve yıllar geçmesine rağmen bahsedilen anlaşmaların barışı sağlamak adına diğer devlet yetkililerine bir dayanak teşkil etmediği ve ENOSİS düşüncesinin ve özellikle EOKA’nın adadaki Türklere karşı sistematik soykırımına engel olmadığı görülmüştür.

Tarihi incelemelerde Türk tarafının bu diplomasi trafiğinde karşılarında bir diplomasi yeteneğine sahip taraf olarak sivil idareyi görmek yönündeki beyanları ve komşusu Yunanistan’da var olan cuntanın yerini sivil yönetime bırakmasını istediğinin görülmesi oldukça dikkate değer.

HAKKINI KORUMAK

Tabii hiçbir millet kendisine açıkça soykırım uygulanırken sessiz kalmak gibi bir zorunluluk altında değildir. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırpların uyguladığı sistematik soykırıma karşı Boşnak halkı hukuki değerlerini, yaşama hakkını nasıl ki Alija İzzetbegovic önderliğinde korumak için mücadele ettiyse, Kıbrıs meselesinin uluslararası anlaşmalar, insani değerler ve yaşama hakkı çerçevesinde Türkiye tarafından çözüme kavuşturulma sürecinde aktif rol oynamış ve sonrasında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Rauf Denktaş da, adada artık bir güç gösterisi haline gelen soykırım girişimlerinin arifesinde “bölünme, ayrılma” anlamına gelen “taksim” ifadesiyle, “ya taksim ya ölüm” hareketiyle, adadaki Türk varlığını korumak üzere EOKA gibi birçok terör organizasyonuyla, imkan bulunabildiği kadarıyla ve imkan bulunamadığında o imkanı yaratarak sürdürülen mücadeleye önderlik etmiştir.

Ya taksim ya ölüm” zamanla bir slogan haline gelmiş ve Türk kamuoyu, güneydeki soydaşlarının terör organizasyonlarında uğradığı işkenceye karşı ayaklanmış ve bu düşünce Türk siyasetinin gündemini tamamen ele geçirmiştir.

MÜREKKEP TRAFİĞİ

İşte bu süreçlerde kurulmaya çalışılan diplomatik bağlantılar Yunan tarafınca zedelenmeye çalışılmış olsa da İngiltere’nin de diplomasi trafiğine dahil olmasıyla birçok görüşmeler meydana gelmişti. Bahsettiğimiz gibi Yunan Cuntası, EOKA ve ruhani liderleri Makarios gerçekleşen onca diplomatik trafiğe rağmen sorunun çözülmesi adına bir girişimde bulunmamış, Başbakanlık konutunun koridorlarında artık masa başında bu sistematik soykırımın durdurulamayacağının anlaşıldığı konuşulmaya başlanmıştır.

Herkes bu sorunun, yıllardan beri devam ettiği gibi daha da devam edeceğini düşünürken EOKA, Kıbrıs radyolarında garantör ülke olan Türkiye’nin soydaşlarını yalnız bıraktığını ilan etmek için “Bekledim de gelmedin” adlı şarkıyı çalıyordu.

CUNTADAN EMİR

Yunan Cuntası 15 Temmuz 1974 günü bir emirle Kıbrıs adasının anlaşmalarla tayin edilen emniyet birimi Kıbrıs ulusal muhafız birliğinin komutanına darbe yapıp Yunan subayların bu birliğin başlarına geçerek adadaki kontrolu sağlamak için harekete geçti. Lefkoşa’daki saray basıldı ve Yunanistan uzantısı olmasına rağmen adanın Yunanistan’dan da bağımsız Rum adası olması gayesine inanmaya başlayan Makarios görevden alındı.

BAŞBAKANLIKTA HAREKET HAKİM

Bu gerçekten de garantör bir devletin kabul edemeyeceği bir hamleydi. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit ve başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan Kıbrıs üzerinde artık diplomatik bir çözüm bulunamayacağını ve çözümün mutlaka bir harekatla gerçekleştirilebileceğini anlayıp planlarını çizmeye çoktan başlamışlardı.

MÜREKKEP KALEMDE KURUDU

Dönemin Dışişleri Bakanı, Başbakan Ecevit ile birlikte, kendi kızının ismini içeren bir şifreyle planlama konusunu istişare etmiş, Kıbrıs radyolarında “Bu kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim” şarkısı çalınmış ve 20 Temmuz şafağında “Ayşe Tatile Çıksın” koduyla Türk paraşütçüleri adaya inmeye başlamıştı.

Adanın birçok noktasına iniş yapan paraşütçüler cephe ilerisindeki stratejik noktaları, arkadan gelen çıkartma birlikleri için ele geçiriyor, çıkartma yapan zırhlı birlikler, adadaki Türk halkına sistematik soykırım gerçekleştirmek üzere kurulmuş EOKA militanlarının merkezi noktalarına giriyordu.

PARAŞÜTÜN SONUÇLARI

Adaya yapılan Barış Harekâtı 18 Ağustos’a kadar sürmüş, 1 aya yakın bu sürede günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin sahip olduğu topraklardan olan 6 yerleşim yeri terör militanlarından temizlenmiş, adada yaşanan Türk-Rumları kışkırtan tarafların süregelen gerginliği fiziki boyuttan sıyrılabilmiştir.

1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti ismiyle resmi yönetime sahip olan devlet 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adıyla adada bulunan Türklerin ve Rumların yaşama hakkını tanımak ideolojisiyle bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

HUZUR VE ULUSLARARASI MECRA

Günümüzde KKTC Devletinin resmi statüsü siyasi çerçevede sorgulanmaktadır. Fakat unutmamak gerekir ki adada mevcut milletlerin barış içerisinde yaşatılmamaları Barış Harekatı’nın ve Taksim’in asıl sebebidir.

Daha sonraları 2004’te oylanan, dönemin BM sekreteri Kofi Annan tarafından ortaya konan Annan Planı çerçevesinde, BM güvencesiyle kurulacak olan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti referandumu, tam da az önce belirttiğimiz gibi adadaki Türkler tarafından %64,91 oranında evet oyu alarak desteklenmiştir.

Adada sağlanacak uzun vadeli barış açısından kritik öneme sahip olan bu planın Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinde kurmuş olduğu siyasi tahakkümün sonu olacağı Yunanistan tarafınca bilindiğinden, Yunan tarafınca adadaki Rum nüfusuna yönelik, GKRY içerisinde Annan Planı’nın işlemesinin mümkün olmadığı, adadaki Rum nüfusuna belli yükümlülükler yükleyeceği ve bu yükümlülüklerin Rum nüfusunun yararına olmayacağı yönünde bir takım propagandalar yapılmış, bu propagandalar tam da Yunan tarafının istediği üzere meyvelerini vermiş; adadaki Rum nüfusça, yapılan bu adanın birliğini sağlayacak, adada ne Yunan ne Türk tahakkümünün bulunmayacağı yeni bir Birleşik Kıbrıs’ın kurulmasını içeren Annan Planı referandumuna %75,38 hayır oyu kullanılarak reddedilmiştir.

Yunanistan’ın adadaki Rum nüfusuna yönelik uyguladığı, seçimlerin seyrini değiştirmek adına sosyolojik hareketleri takip etmek ve halka yönelik uydurulmuş belli tehditlerin varlığını aşılamak gibi gerçekten de seçim süreci yönetiminde ders çıkarılabilecek manipülasyonlar sonucu halen adada birlik sağlanamamış. Sahadan da aldığımız bilgilere göre adada hep var olan sınır gerginlikleri günümüzde de devam etmektedir.

BU YAZIMIZDA,

Bu tarihi gerginliğin aslında bir tarafın, siyasi menfaatleri uğruna ada halklarından birini diğerine karşı kışkırtmış olduğunu, siyasi kaynaklı başlayarak ideolojik bir akıma evrildiğini, yaşanan hukuki çözüm girişimlerinin bu siyasi menfaat odaklanınca engellendiğini ve adada barışın en azından şimdilik teminatı olan “taksim”in uluslararası camiada çözüm isteyen taraflarca da tanınması gerektiğine dair; tarihi, hukuki ve sosyolojik bakış açıları sunduk.

SON OLARAK

Güncel durumda Kıbrıs’ın hukuki statüsünün Akdeniz’de gerginlikten uzak, sıcak bir ada ülkesinde tatil yapmayı arzulayan uluslararası camiada tanınmasının ve bu yazının eline ulaştığı okuyucunun, barış ve istikrar içindeki bir Kıbrıs için bu yazıyı bir yol gösterici kabul etmesinin önemi büyüktür.

YAZAR

M. Şamil Çavuşoğlu

 

1 yorum

comments user
Badi

Elinize sağlık güzel yazı

Yorum gönder