Özgürlüğün Yeni Hapishanesi: Performans Toplumunda Modern İnsan

Özgürlüğün Yeni Hapishanesi: Performans Toplumunda Modern İnsan

Modern toplumun en büyük paradokslarından biri, bireyin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar özgür olduğunu düşünmesine rağmen kendisini her geçen gün daha yorgun, daha kaygılı ve daha yetersiz hissetmesidir. Sanayi toplumunun katı hiyerarşilerinin, disiplin mekanizmalarının ve görünür otoritelerinin büyük ölçüde geride kaldığı düşünülmektedir. Ancak özgürlüğün genişlediği iddia edilen bu yeni dönemde bireyin üzerindeki baskı ortadan kalkmamış, yalnızca biçim değiştirmiştir. Modern insan artık dışarıdan gelen emirlerle değil, kendi içselleştirdiği başarı idealleriyle yönetilmektedir. Bu durum, çağdaş toplumun en önemli dönüşümlerinden biri olan performans toplumunu anlamayı gerekli kılmaktadır.

Michel Foucault, modern iktidarın yalnızca yasaklar ve cezalar aracılığıyla işlemediğini, aynı zamanda bireylerin davranışlarını şekillendiren disiplin mekanizmaları ürettiğini ortaya koymuştur (Foucault, 1977). Okul, fabrika, kışla ve hapishane gibi kurumlar aracılığıyla bireyler belirli normlara uygun hale getirilmiştir. Ancak günümüzde iktidarın işleyiş biçimi farklılaşmıştır. Artık bireyleri kontrol etmek için katı disiplin mekanizmalarına ihtiyaç duyulmamaktadır. Çünkü bireyler sistemin beklentilerini kendi arzuları haline getirmiştir.

Zorunluluk yerini gönüllülüğe bırakmış, baskı görünmez hale gelmiştir.

Bu dönüşümün en dikkat çekici analizlerinden biri Byung-Chul Han tarafından ortaya konulmuştur. Han’a göre disiplin toplumunun yerini performans toplumu almıştır (Han, 2015). Disiplin toplumunda bireye “yapamazsın” denilirken, performans toplumunda birey “yapabilirsin” söylemiyle karşı karşıya kalmaktadır. İlk bakışta olumlu ve özgürleştirici görünen bu söylem aslında çok daha etkili bir tahakküm mekanizması üretmektedir. Çünkü sınırları belirlenmiş bir yasakla mücadele etmek mümkündür; ancak sınırsız başarı vaatleri karşısında birey sürekli olarak kendisini aşmak zorunda hissetmektedir. Böylece birey, dışarıdan baskı gören bir özne olmaktan çıkarak kendi kendisini sömüren bir özneye dönüşmektedir.

Günümüz çalışma kültürü bu dönüşümün en görünür örneklerinden biridir. Başarı, verimlilik, kişisel gelişim ve sürekli ilerleme kavramları modern yaşamın merkezine yerleşmiştir. İnsanlar yalnızca mesleklerinde başarılı olmaya çalışmamakta; aynı zamanda daha fit, daha üretken, daha bilgili, daha girişimci ve daha görünür bireyler olma baskısı altında yaşamaktadır. Dinlenme bile verimliliği artıran bir araç olarak değerlendirilmekte, boş zaman dahi performans mantığının dışında düşünülememektedir. Böyle bir ortamda bireyin değeri, insan olmasından değil, ortaya koyduğu performanstan türetilmektedir.

Dijital teknolojiler ve sosyal medya platformları performans toplumunun en önemli taşıyıcıları haline gelmiştir. Sosyal medya başlangıçta bireylere kendilerini ifade etme imkânı sunan demokratik alanlar olarak görülse de zamanla görünürlük ekonomisinin temel araçlarına dönüşmüştür. İnsanlar artık yalnızca yaşamakla yetinmemekte; yaşadıklarını sürekli olarak sergileme ihtiyacı duymaktadır. Gezilen yerler, okunan kitaplar, yapılan sporlar, kurulan ilişkiler ve hatta gündelik deneyimler bile paylaşılabilir içeriklere dönüşmektedir. Böylece bireyin yaşamı giderek bir performans alanına benzemeye başlamaktadır. Kişi yalnızca ne yaptığıyla değil, yaptıklarının nasıl göründüğüyle de ilgilenmektedir.

Bu durum bireyin psikolojik dünyasında da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Modern insanın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri başarısızlık korkusudur. Performans toplumunda başarısızlık artık dışsal koşullara değil, bireyin kendisine atfedilmektedir. Eğer kişi istediği başarıya ulaşamamışsa bunun nedeni sistem değil, yeterince çalışmamış olması olarak yorumlanmaktadır. Böylece toplumsal sorunlar bireyselleştirilmekte ve yapısal eşitsizlikler görünmez hale gelmektedir. Başarı tamamen kişisel çabanın sonucu olarak sunulurken, başarısızlık da bireyin omuzlarına yüklenmektedir. Bu nedenle günümüzde depresyon, tükenmişlik sendromu, kaygı bozuklukları ve kronik yorgunluk gibi sorunların yaygınlaşması tesadüf değildir.

Performans toplumunun yarattığı en önemli yanılsamalardan biri özgürlük yanılsamasıdır. Birey kendi kararlarını verdiğini, kendi hedeflerini belirlediğini ve kendi hayatını yönettiğini düşünmektedir. Oysa çoğu zaman bu hedeflerin ve arzuların önemli bir kısmı toplumsal sistem tarafından şekillendirilmektedir. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla görünür olmak neredeyse evrensel başarı ölçütleri haline gelmiştir. İnsanlar kendi hayatlarının öznesi olduklarını düşünürken, aslında belirli performans normlarını yeniden üretmektedir. Bu nedenle günümüzün iktidar biçimi geçmiş dönemlere kıyasla çok daha görünmez fakat çok daha etkili bir karakter taşımaktadır.

Modern insanın yaşadığı yorgunluk yalnızca fiziksel bir tükenmişlik değildir. Bu yorgunluk aynı zamanda varoluşsal bir yorgunluktur. Sürekli daha iyi olma zorunluluğu bireyi hiçbir zaman tamamlanamayacak bir yarışın içine sürüklemektedir. Başarıya ulaşıldığında bile yeni hedefler ortaya çıkmakta ve tatmin duygusu kısa süre içerisinde yerini yeni eksikliklere bırakmaktadır. Böylece birey, kendi performansının hem yöneticisi hem denetçisi hem de mağduru haline gelmektedir.

Belki de çağımızın en önemli sorularından biri şudur: Sürekli daha fazlasını yapabilme kapasitesine sahip olmak gerçekten özgürlük müdür? Performans toplumunun dayattığı sonsuz üretkenlik ideali karşısında durabilmek, yavaşlayabilmek ve insanın kendi sınırlarını kabul edebilmesi giderek daha değerli hale gelmektedir. Çünkü özgürlük yalnızca seçim yapabilmekten ibaret değildir; aynı zamanda sürekli performans göstermeye zorlayan görünmez baskılara karşı mesafe koyabilme yeteneğidir. Günümüz insanının yeniden düşünmesi gereken şey, daha fazla üretmenin yolları değil, insan olmanın sınırlarını ve anlamını yeniden keşfetmenin imkânlarıdır.

Kaynakça

Foucault, M. (1977). Discipline and punish: The birth of the prison (A. Sheridan, Trans.). Pantheon Books. (Original work published 1975)

Han, B.-C. (2015). The burnout society (E. Butler, Trans.). Stanford University Press.

Han, B.-C. (2017). Psychopolitics: Neoliberalism and new technologies of power. Verso.

Rosa, H. (2013). Social acceleration: A new theory of modernity. Columbia University Press.

Sennett, R. (1998). The corrosion of character: The personal consequences of work in the new capitalism. W. W. Norton & Company.

 

 

Yorum gönder