Neden Klasiklerden Vazgeçemiyoruz?
Edebiyat, bir toplumun nabzını tutmakla beraber geçmişi günümüze taşır. Edebiyatın estetik kaygılar dışında eğitim amaçlı kullanılmasının sebebi budur. Yazarların birikimleri gelecek toplumlara aktarılır ve bu birikimler o dönemi şekillendirmek için kullanılabilir. Tabii ki her edebi eser eğitim amacıyla kullanılamaz. Burada “klasik eser” olarak adlandırdığımız eserler devreye girer. Klasik eserlere olan bağlılığın sebebini açıklayabilmek için, bir eserin “klasik” olduğuna nasıl karar verildiğini öğrenmek gerekir.
Klasik, “Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser.” tanımıyla TDK sözlüğünde yer alır. Bu tanımdan yola çıkarak bir eserin klasik olabilmesi için değerli olması gerekir. Bir eserin değerli olabilmesi için gerekli nitelikleri Ahmet Mithat Efendi şöyle sıralar:
- Klasik bir eserin konusunda temizlik ve doğruluk olmalıdır.
- Yazma biçimi ve üslubuyla güzel ve açık olmalıdır.
- Anlatılmak istenen kolay ve anlaşılır olmalıdır.
- Üzerinde durulan düşünce bakımından bir değer taşımalı, çoğunluk tarafından değer verilen dinî, tarihî ve ahlakî normlara aykırı olmamalıdır.
- Bütün bu nitelikleriyle gelecek nesillere bırakılabilecek ve insanlığın faydalanabileceği sevilen, beğenilen eserler olmalıdır. (Kaplan,1998:235)
Bu kriterlere uyan, hem bizim edebiyatımızda hem de dünya edebiyatında binlerce eser vardır. Okullarımızda MEB 100 Temel Eseri, yayınevlerinde Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi gibi birçok klasik kitap dizisi vardır. Baktığımızda bu kitaplar insana bir ömür yetecek gibi gözükür ve genelde başka bir yere bakmayız. Belli başlı klasik yazarları, kitapların ele aldığı belli başlı konuları görmeyince kitaplar ilgimizi çekmez. Bir kesim insana kitaplar sadece eğlence aracı olarak gelirken, bazıları da kitaptan sadece bilgi öğrenmek isteyip daha ağır ve emek isteyen kitaplara yönelir ve kitap okumak bir hobi olmaktan çıkar. Bu iki uç yaklaşım da insanı kitap okumaktan soğutabilir. Bizim ele alacağımız konu ise edebiyat konusunda geçmişte takılı kalanlardır.
Klasik eserler, eğitsel amaçlarının dışında kişisel okumalarda da insanın ufkunu açacak konuları ele alır. Aynı zamanda yazarların kalemi, insanı kendine ustaca çeker. Bu yüzden bu kitapların insan üzerinde bir ağırlığı vardır. Bir kitapçıda alışılageldik bir Dostoyevski’ye, Sabahattin Ali’ye yönelmek çağdaş bir yazarın yeni kitabına yönelmekten daha kolay gelebilir. Bunun sebebi insanların yeni çıkan kitapları beğenmemesiyle sınırlı değildir. Kitap okuduğunu hissetmek istemesindendir. Herkesin bildiği klasik kitaplar, insanın kitap okuma serüvenini daha değerli kılacak gibi gelir. Bu yanlış bir yargı olmasa da tamamıyla doğru da değildir.
Bildiğimiz çoğu klasik eserin yazar profili ve yazılma koşulları günümüzden çok daha farklıdır. O zamanların siyasi zemini, toplum yapısı kitaplarda bambaşka açılardan ele alınır. Savaş, batılılaşma, ahlaki çatışmalar Türk klasik eserlerinde sıklıkla yer alan konulardır. Bu eserler genellikle üzerlerinden belli bir süre geçtiğinde klasikleşir. Kurtuluş Savaşı romanları, savaştan çok daha sonra okutularak sonraki nesillerin savaş konusundaki eğitimleri için kullanılmıştır. İstanbul’daki yalılarda yaşayan zenginlerin entrikalı hayatları o zaman yalıda yaşayanların değil şimdi apartmanlarda yaşayan bizlerin ilgisini çekmiştir. Günümüzde de dünyada savaş vardır fakat bu konuda yazılan bir kitap okumak şu an ilgimizi çekmeyebilir.
Edebiyatın ana konusu insandır. Bazı okumalar da insanın okuduğu eserde kendinden bir parça bulması için yapılır. İnsan kendi sorunlarını okumak, kendi dünyasından yankılar bulmak ister. Bunun için klasik eserlerin çoğu yeterli gelmeyebilir. Aşk, sevgi, kıskançlık, ölüm, üzüntü vb. duygular temelinde evrenseldir, fakat günümüzün imkanlarıyla aç kalmak, savaşta sevdiklerini kaybetmek gibi o dönemin imkansızlıklarının yol açtığı durumlar, günümüzün insanının empati kurmakta ve kendini bulmakta zorlanacağı konulardır. Postmodern eserlerde ele alınan toplumdan soyutlanmışlık durumu, kalabalık ve sürekli gelişen bir dünyada yaşamanın yol açtığı yalnızlık, günümüz insanına daha çok hitap etse de belki de çağdaş dönemde yaşamış ve bu dönemin duygularını ele alan yazarlar bizleri daha iyi ifade edebilirler. Örneğin; pandemiyle beraber insanların eve kapanması gelecek nesiller için ilgi çekici bir konu hâline gelebilecekken, günümüzde edebi açıdan pek de ilgi çekmiyor.
Edebiyatın, kitapların herkesin erişebileceği hâle gelmesi, yazarlığın ve kitap basmanın nispeten basitleşmesinden dolayı kitapçılarda nitelikli veya niteliksiz birçok eser yer alıyor. İlgi çeken eserler çoğunlukla sadece vakit geçirmek için okunabilecek eserler. İnsanların kitap okurken eğlenmesi, kitap okumanın değerini düşürmemekle birlikte kitabın bir niteliğe de sahip olması büyük önem taşır. Bir kitapçıda gezinirken insanların çağdaş eserlere ön yargıyla yaklaşmasının temel sebebi budur. Kitapların kapaklarının renklenmesi ve süslenmesiyle birlikte, içinin kalitesinin git gide düştüğünü görürler. Kitapların kapaklarına baktığımızda içeriğini tahmin etmek pek de zor değildir. Bu özellikle gençlik edebiyatı için geçerlidir. Bu kitap kategorisinde de belli başlı konular yer alır, fakat geçmişten çok farklıdır. Bunun sebebi toplumdaki değişimin edebiyata da yansımasıdır.
Sosyal bozulma, sosyolojide, genellikle bir topluluk ortamında sosyal yaşamın değişmesini, işlevsizliğini veya çöküşünü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. (Wikipedia). Bu sosyal bozulmanın edebiyata yansıması edebiyatın ele aldığı konuların ve bu konuların ele alınış biçiminin değişmesi şeklindedir. Özellikle aşk odaklı konular gençlerin eserlerinde sıklıkla yer alır. Bu eserlerin yazar profili de ele alınan konular kadar geçmiştekinden farklıdır. Genç, eğitimsiz yazarlar sırf hayal güçlerinin zenginliğini kullanarak belki de bir yetenek içeren fakat niteliksiz eserler verirler. Kalemlerinin güçlü, hayal güçlerinin geniş olması bu eserleri nitelikli yapmaya yetmez. Günümüz konularını basitçe işleyen, okunması zevkli eserler elbette vardır, fakat toplumumuza veya insan tabiatına aykırı ilişkiler, aşklar, olaylar bu kitaplarda sıklıkla yer alır. Toplumumuzdaki geleneksel değerlere, fikirlere verilen önemin azalması, toplumun sadece gündelik yaşayan ve üretmeyen insanlardan oluşması, bu insanların elinden çıkan eserlerin de sadece uçuk hayallerden ve abartı duygulardan ibaret olmasına neden olur. Bir edebiyat eserinde insanda yankı uyandıran şey sonucunda bir fikir, bir tez yer almasıdır. Örneğin toplum normlarına uygun olmayan ilişkiler veya yaşam tarzları geçmişten günümüze kadar işlenen bir konudur, fakat geçmişi günümüzden ayıran bir fikir barındırmasıdır. Günümüzdeki eserlerin çoğunun en büyük eksiği bir ana fikirden uzaklığıdır. İnsan bu fikri bulamadığı sürece geçmişte ve geçmişin ürettiklerine takılı kalmaya devam edecektir.
Yaren Altunişik
KAYNAKÇA
Kalfa, M. (2013). KLASİK ESERLER VE KLASİK ESERLERİN EĞİTSEL İŞLEVİ. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, 171(171), 105-112. https://doi.org/10.20296/tsad.04815
Ben Yaren Altunişik. 22 yaşındayım. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiyim. Küçük yaştan beri yazarlığa ilgi duyuyorum. İnternette içerik üretiyorum aynı zamanda editörlükle de profesyonel olarak ilgileniyorum. Çoğunlukla gündelik konular hakkında denemeler yazıyorum ve edebiyat dünyasıyla alakalı araştırmalar yapıyorum.
Yorum gönder