İnsan Haklarının Hukuki Gelişimi
İnsan Nedir?
İnsan, biyolojik bir varlık olmasının yanı sıra toplumsal da bir varlıktır. Canlı bir varlık olan insanın yapısı organizmalardan oluşmaktadır. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için bir arada toplumca yaşaması gereklidir. İnsan birçok fonksiyona ve kabiliyete sahip bir varlıktır. Bu farklılık topluma zenginlik katar. Akıl yürütme kabiliyeti sayesinde engelleri aşabilme becerisine sahiptir. Ancak insan, her ne kadar en gelişmiş canlı olsa da ilk doğduğu anda bakıma muhtaçtır. Eğitilerek gelişimini sürdürür ve yetişkin bir birey olduğunda topluma uyum sağlayan bir kişi olur. Kişi yapacağı eylemlere özgür bir şekilde kendi karar verebilse de toplumun kurallarına uyması gereklidir. Böylece toplumun bir parçası olarak ve eğitilerek demokratik, eşitlikçi, hoşgörülü vesaire bireyler oluşur.
Hak Nedir?
Haklar, kişinin toplumdan talep edeceği veya kullanabileceği yetkilerdir. İnsanlar toplumca yaşamadan önce özgür bir varlıktı. Sonrasında birbirlerine ihtiyaç duyması sonucu toplumca yaşamaya karar verdiler. Böylece kişiler kendi haklarını ve özgürlüklerini devlete teslim ettiler. Devlet ise güvence sağlamakla görevlendirildi. İnsan hakları geliştikçe devletin gücü azaldı ve bireyler daha özgür oldu. Elbette hak kavramına zaman içerisinde farklı anlamlar da yüklendi.
İnsan Hakları
İnsan, düşünebilen, akıl yürüten, ahlaklı davranan, devlet kurabilen, üretebilen bir varlıktır. Her insan bu özelliklere sahiptir. Bu özellikler insanı diğer varlıklardan ayıran ve onu değerli kılan özelliklerdir. Bu hakları koruma ihtiyacından dolayı insan hakları kavramı doğdu. Yakın Çağ’da başlayan “demokrasi” ile insan haklarının değeri anlaşılmış ve uygulanmaya başlandı. Devletler demokratikleştikçe yönetimde vatandaş rol oynadı. Anayasalara temel hak ve hürriyetler başlığı altında haklar tanındı. Bunları, insan haklarının bir parçası olmasının yanında birincil ve vazgeçilmez insan hakları olarak da söyleyebiliriz.
Tarihsel Gelişim Süreci
İnsan haklarının tohumu Antik Yunan’da atıldı. Antik Yunan’daki sofistler insana değer verdiler. Gezgin öğretmenler diye bilinen sofistler, insanların kendisini geliştirmesi için bilgi aktardılar. Böylece insanların, daha huzurlu, gelişime açık ve özgür olacaklarına inanıyorlardı. Aynı çağda yaşayan Sokrates, Platon ve Aristoteles de insana önem vermiş ve bunu aktarmaya çalışmış kişilerdi. Aynı zaman diliminde kölelik de olsa insan haklarının gelişmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Orta Çağ’a baktığımızda ise insan haklarına dair bir gelişme görmemekteyiz. O dönemdeki yöneticilerin gücü tanrı temelli olduğu için monarşik bir anlayış benimsenmişti. Ancak 13. yüzyılda da İngiltere’de Magna Carta Anlaşması sayesinde kralın yetkileri bir nebzede olsa sınırlandırılarak insan haklarına göz kırpıldı.
Yeni Çağ’a geldiğimizde ise 14. ve 16. yüzyıllarının Avrupa’sında Rönesans Dönemi’yle insanın değeri yeniden keşfedildi. Sonrasında gelişim devam ederek dünyaya yayılmaya başladı ve bunun sonucu olarak hümanizm(insancılık) düşüncesi ortaya çıktı. Böylece insanın en önemli varlık olduğu kazanımı elde edildi. Ayrıca insanın doğuştan bazı haklara sahip olduğu kabul edildi. Jean-Jacques Rousseau, “Toplum Sözleşmesi” adlı eseriyle bu düşünceyi güçlendirdi. İnsanlar, devlete bazı haklarını devrettiler ve bunu koruma sorumluluğunu da devlete yüklediler. 1976’da yayınlanan Virginia İnsan Hakları Bildirisinde ” Tüm İnsanlar Doğuştan Eşit Derecede Özgür ve Bağımsızdır” ilkesi de bu gelişmelerin bir sonucudur. Akabinde yaşama hakkı, eğitim hakkı, düşünce özgürlüğü gibi birçok temel hak ortaya çıkmıştır.
20. Yüzyılda insan haklarına baktığımızda ise bireysellikten toplumsallığa doğru evrildiğini söylemek mümkün. Öncesinde belli bir gruba hitap eden insan haklarının; zamanla tabana yayılarak herkese eşit bir şekilde uygulanması gerektiği anlaşıldı. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı esnasında insan haklarının göz ardı edilmesi sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetti. Bunun sonucunda insan haklarının olmazsa olmaz olduğu fark edildi ve gelişim hızlanarak küresel bir boyut kazandı. İnsan haklarının ulusal sınırların ötesinde olduğunun anlaşılması, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın imzalanmasına ve 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilmesine yol açtı. Daha sonrasında uluslararası alanda insan haklarına saygı gösterilip gösterilmediğini denetleyen sözleşmeler yapıldı. Sözgelimi 1950 yılında Roma’da “İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme “si imzalandı. Denetleme mekanizmasına sahip bu sözleşmeye Türkiye 1954 yılında katıldı. İnsan Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Mahkemesi ve Bakanlar Komitesi kuruldu. Gelişmeler devinim halinde günümüze kadar gelmiştir.
İnsan Haklarına Sahip Çıkmak
İnsan haklarının korunması, yalnızca ulusal düzeyde sağlandığında yeterli değildir; dünya üzerindeki tüm insanların haklarının korunması gereklidir. Demokratik yönetimlerde haklar belirli düzeyde korunurken, baskıcı rejimlerde bu haklar genellikle kısıtlanır ya da yok sayılır. Uluslararası hukuk, savaş suçluları ve insanlığa karşı işlenen suçlarla mücadeleye başladı. Bazı ülkelerde hala baskıcı yönetimler devam etse de, uluslararası antlaşmalar bu ülkeleri insan haklarını korumaya zorlamaktadır. İnsan haklarının korunması ancak demokrasi ve hukukun üstün olduğu devletlerde tam anlamıyla gerçekleşebilir. Önce ulusal düzeyde sağlanması için önemli atılımlar yapıp denetimi elden bırakmayacağız, sonrasında uluslararası düzeyde sağlanması için hem örnek bir ülke olacağız hem de denetimin ve hukukun üstün olacağı sözleşmeleri hedefleyeceğiz. Ancak bu şekilde insana insan olduğu için değerin verildiği demokratik bir hukuk devleti olabiliriz.
Kaynak
Çüçen, A. K. 2003, ”İnsan hakları düşüncesinin gelişimi ”, Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2, 27-35.
- Merhaba saygıdeğer okuyucular ben Nurullah Kadıcık, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde son sınıf öğrencisiyim. Hukuk eğitimi alırken, yazmaya olan tutkum beni edebiyat ve toplumsal meselelerle de iç içe olmaya yönlendirdi. Öteyandan, kendimi bildim bileli düşünmeyi ve araştırmayı sevmişimdir. Dergide, hukuk kategorisinde yazılar kaleme alıyorum. Yazılarımda hukuku daha anlaşılır kılmayı ve farklı bakış açıları sunmayı hedefliyorum.

Yorum gönder