Kanlı Nehir: Çirmen Muharebesi

Çirmen Muharebesi

Kanlı Nehir: Çirmen Muharebesi

Battle of Maritsa

Giriş

Savaş, dünya döndükçe temel sebepleri aynı olacak şekilde varlığını koruyacak bir kavramdır. İnsanoğlu, yaratılışından bu yana savaşla o kadar iç içedir ki, farklı taktikler, sıra dışı teknikler, ve asırlar boyunca yeni savaş materyalleri geliştirmiştir. Bu teknikler ve materyallerle birlikte psikolojik savaşta ilerlemiş, bu sayede sayıların gerçekliği bazı zamanlar anlamını yitirmiştir. Bir kısmı gerçek, bir kısmı efsane olabilecek nitelikte çok sayıda muharebenin sonucu sayıların ve güçlerin dağılımına ters orantılı sonuçlanmıştır. İnsanoğlu bunun mümkün olacağını kendisinden sonrakilere aşılamak istemiş, her fırsatta az bir kuvvetin, çok bir kuvvete galip geleceğini dile getirmek istemiştir. Örnek olarak; Herodotos, Tarih kitabında Thermopylae Savaşında 1. Serhas’ın ordusu için bir gölün kenarında dinlendiğinde o gölün kuruduğundan bahsederek, 300 Spartalı olarak bildiğimiz efsanenin karşısında ne kadar devasa bir gücün olduğunu anlatır. Bir başka örnekte ise Tonyukuk yazıtlarında geçer ‘’Çoklar diye korkmadık, azız diye çekinmedik. Düşmanlarımız etrafımızda ocak gibiydi, biz de ateş idik…’’ Bu gibi örnekler insanoğlunun efsane yahut gerçek olarak sayıların üstünlüğünün kırılabilirliğini her geçen asır daha da ileriye sürdüğünü gösterir. İşte sayıların önemsiz olduğu, bazı yabancı kaynaklarda 70.000 askere karşı 800 birlikle galip gelindiği söylenilen, günlerce nehrin kan kırmızı aktığı ileri sürülen bir muharebe… Gerçeklik payını, sayıların doğruluğunu, yalnızca bir abartı ya da efsane mi, Osmanlı Devleti neden yalnızca 800 birlik ile gelmiş olabilir, Sultan 1. Murad Hüdavendigar neden ordunun başında değildi, ya da kaynaklarımız bu savaşta neden yetersiz hepsini inceleyeceğiz.

Balkanlar’da Durum

Tarihler 1354 yılını gösterirken Gelibolu’yu alarak Trakya’ya doğru genişleyen Osmanlı Devleti 1369 yılına gelindiğinde Adrianople (Edirne) ‘yi de kendilerine katmışlar ve gözlerini Balkanlara doğru çevirmişlerdi. Balkanlarda bu dönemde büyük bir kaynama, dalgalanma ve karışıklık söz konusuydu. Bu karışıklığın başrollerinden olan Sırplar kendi içlerinde savaş halindeydiler. Osmanlı Devleti Hükümdarı 1.Murad Hüdavendigar kendisine kattığı son toprak parçası olan Edirne ile birlikte Sırp lordu olan Jovan Ugljesa Mrnjavcevic’in topraklarının sınırlarına ulaşmıştı.

                                           

Mrnjavcevic Hanedanı Arması                                                Sırp İmparatorluğu (1360)

Jovan Ugljesa Mrnjavcevic

Ugljesa, Sırp Kral Vukasin Mrnjavcevic’in kardeşiydi ve kendisi Sırp topraklarının efendisi unvanıyla bilinirdi. 1355’ te ölen Stefan Dusan’ın ardından 1356’da Orta Makedonya’da bulunan Ser bölgesine hakim olmuş ardından 1365 yılında Bulgar İmparatoriçesi Helena tarafından kendisine despot unvanı verilmişti. Fikirleriyle ön plana çıkan Ugljesa yine bu fikirleri sayesinde Dusan’ın Konstantinopolis’le neden olduğu ayrılığı bastırmaya çalışarak bir arabulucu olarak görüldü. Dusan’a ve çalışmalarına karşı olarak kendisinden sonra Bizans ile ilişkilerini iyileştirmek amacı güdüyordu. Yani kendisi zeki ve oldukça fikriyatıyla ön plana çıkmış bir Sırp despotuydu.

Ugljesa’nın hayatında önemli rol oynayan eşi Jelena’nın babası Sırp asilzadelerden Dramalı Vojin’di ve 1360’da ölümünden sonra toprakları yine Ugljesa’ya miras olarak kalacaktı.

Kral Vukasin Mrnjavcevic

Kral Vukasin Mrnjavcevic

Ağabeyi Kral Vukasin ise 1350’de İmparator Dusan tarafından Prilep te ilçe valisi olarak görevlendirilmiş ve hızla yükselen hırslı biriydi. Dusan’ın ölümünden sonra 1355’te en baskın sırp soylularından biri olarak görülmüştü. Dusan’ın halefi İmparator Stefan Uros tarafından Despot unvanına layık görülmüş, 1365’te ise Uros’un eş yöneticisi olarak Sırpların ve Yunanlıların Kralı olarak tacı giymişti. Prizren, Üsküp ve Prilep’i kapsayan bir bölgeyi yönetmiş kardeşi Despot Jovan Ugljesa ile iyi ilişkilere sahipti. Kardeşinin fikirlerine değer veriyor kendisine inanıyordu.

Alexandr Komnenos

Savaşın bir diğer kahramanı olduğu iddia edilen Alexandr Komnenos bugünkü Arnavutluk’un yerleşim yerleri olan Kanine ve Valona’nın Lorduydu. Muharabenin içinde olduğu ve yaşamını bu şekilde yitirdiği TAHMİN EDİLMEKTEDİR.

Lala Şahin Paşa

Osmanlı Devleti saflarına baktığımızda bizleri ilk olarak 1.Murad Hüdavendigar’ın Lalası olan Lala Şahin Paşa karşılıyordu. Lala Şahin Paşa oldukça donanımlı bir asker ve iyi bir komutandı. 1.Murad Hüdavendigar tahta çıktığında Trakya Seferine liderlik eden Lala Şahin Paşa, 1360’ta Dimetoka’yı , 1362’ de yine liderlik ettiği savaşta Edirne’yi aldı. 1364’te Bulgaristan’da Boruj ve Filibe’yi zapt eden Lala Şahin Paşa 1371’de Meriç Muharebesinde fatih bir komutan olarak Sultanı adına oradaydı.

Gazi Hacı Evrenos Bey

Osmanlı Devleti’nin bir diğer önde gelen ismi Evrenos Bey idi. Gazi Evrenos Bey Amerikalı Tarihçi Stanford Shaw’ a göre Anadoluda bir Bizans Rum feodal prensiyken Bursa’nın fethinden sonra Osmanlı hizmetine girmiş,sonrasında hem Orhan Gazi hem de I.Murad Hüdavendigar’ın hizmetinde önde gelen bir komutandır. Hammer ise Evrenos Bey’i sadece islama geçmiş bir Bizans halkı olarak görmüştür. Ailenin yunan kökenli olduğunu ileri süren Peter Sugar’a karşılık olarak İsmail Tokalak Evrenos Bey’in Türk olduğunu ileri sürmüştür.

Evrenos Bey, Bulgaristan, Teselya ve Sırbistan’da bir çok savaşa katılmış ve liderlik etmiştir. Edirne fethinden sonra Teselya’ya uç beyi olarak atanan Evrenos Bey 1363’te bölgeyi idare altına almıştır. Tarihler 1371’i gösterdiğinde Lala Şahin Paşa ile birlikte Osmanlı saflarında yer almıştır.

Osmanlı Sultanı I. Murad Hüdevendigar

 

Osmanlı’nın Balkanlarda hızla ilerleyişinden ve sınırlarına kadar ulaşmış olan Despot Ugljesa, Bizans ile aralarının düzeltilmeye yüz tuttuğu bu dönemde bir fırsat olabileceğini düşünüyordu. Bu sırada Ağabeyi Vukasin, bir başka Sırp Hanedanı lideri olan Nikola Altomanovic’e karşı savaşan akrabası Durad Balsic’e yardım etmek için ordusuyla Zeta’ya yürüyordu. Ordusu Ragusa Cumhuriyetin’den destek beklerken Skadar’daydı. Ardından kardeşi Ugljesa’dan gelen haber aklını karıştırmıştı. Haberde Osmanlı Sultanı 1.Murad Hüdavendigar’ın kuvvetlerinin büyük bir kısmını Anadoluya yönlendirdiği ve Balkanlar’da bir zayıflığın ortaya çıktığı yazıyordu. Ugljesa’nın yardım isteği üzerine büyük bir fırsatı kaçırmak istemeyen Vukasin ordusuyla Edirne’ye yürüdü. Bu büyük şansı bir daha yakalayamayacaklarını düşünen Sırplar büyük bir orduyla geliyorlardı.

Savaş

Tarihler 26 Eylül 1371 yılını gösterdiğinde Vukasin ve Ugljesa büyük Sırp Ordusuyla Edirne üzerine yürürken Meriç Nehri yakınlarında mola vermişlerdi. Büyük bir orduyu disiplin içerisinde savaştırmaktan daha zor olan bir şey varsa disiplin içerisinde tedbirli kalmalarını sağlamaktır demenin yanlış olmayacağı bir durumla karşı karşıya kalacaklardı. Karşılarında büyük bir ordu değil büyük bir askeri zeka vardı. Edirne’ye kadar bekleyerek daha küçük bir birlikle karşılık vermenin anlamsız olacağını düşünen Lala Şahin Paşa, Gazi Evrenos Bey ve askerleri bu büyük ordu dinleniyorken saldırmayı planlamışlardı. Kör kütük sarhoş olan, eğlence içerisinde savunmasız ve iyice gevşemiş olan büyük Sırp ordusu geceleyin büyük bir saldırıya uğradı. Sırp ordusunda büyük bir panik ve önünü alamadıkları bir dağılma olmuştu. Kaçanları ve geriye çekilenleri nehire doğru sürükleyen Osmanlı askerleri hepsinin boğulmasını ya da kılıçtan geçirilerek can vermesini sağlamıştı. Savaşta Vukasin ve kardeşi Ugljesa dahil olmak üzere bütün Sırp ordusu yok edilmişti. Çirmen Nehri günlerce kan akmış, Sırpların devasa ordusu tek tek can vermiş, Osmanlı Devleti büyük bir zafer kazanmıştı.

Meriç Muharebesi

Savaş Sonrası

Meriç Muharebesi Sonrası Balkanlar Haritası

Savaşın sonunda Balkanlar’da Osmanlı Egemenliği ön plana çıkmaya başladı. Osmanlı Devleti’ne Makedonya, Yunanistan ve Sırbistan kapıları açıldı. Despot Dragaş, kardeşi Konstantin de dahil olmak üzere çoğu Sırp prensi haraç vermek, ihtiyaç halinde askeri destekte bulunmak gibi şartları yerine getirmek üzere Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını bildirdiler. Savaşın en önemli sonuçlarından biri ise Bizans Devleti’nin Batı bölgesi ile kara bağlantılarının kesilmiş olmasıydı. Vukosin’in ölümünden sonra da miras konusunda Sırp despotlukları arasında anlaşmazlıklar ve kargaşalar başladı.

Sayı Meselesi

Atina’lı Bizans Yunan Tarihçisi Laonikos Chalkokondyles ve Sırp kaynaklarına göre Sırp Ordusu 50.000- 70.000 arasındayken Osmanlı Ordusu 800-4.000 arasındadır. Sayıların çok farklı olmaları kimilerine göre efsane kimilerine göre gerçekçidir. Belki sayılar arasında bu kadar uçurum olmasa da yahut kesin bir sayı verilmese de çok az bir birliğin çok yüksek bir birliğe galip geldiği gerçeği mutlak doğrudur demek mümkündür.

Kaynakların Yetersizliği

Osmanlı Devleti, büyük devlet olmanın gerektirdiği en büyük ilkelerden birinin arşive ve arşivciliğe önem vermekten geçtiğini idrak etmiş, bunun gibi genel özelliklerini ele aldığımızda nev-i şahsına münhasır bir devlet olmuştur. Bu savaştan bahsedilmemesinin nedenlerinden biri erken dönem Osmanlı kuruluş safhası olduğundan olabilir. Bahsettiğimiz arşivci devlet olma özelliğini zamana ve zemine göre hareket ederek ve kendini geliştirerek gerçekleştirmiş bir devlettir. Bir başka yüksek ihtimal olarak nitelendirebileceğimiz neden ise Prof. Dr. Feridun Mustafa Emecen tarafından bahsedilmiştir. Emecen, ‘’Bazı araştırmacılar, Osmanlı kaynaklarında yer almayan bu savaşın aslında söz konusu kaynaklarda geçen ve 1364-1365 tarihiyle belirtilen Sırp Sındığı Savaşı olabileceğini ileri sürerler. Savaşta iki despotta hayatını kaybetmişti’’ demiştir.

Bu savaşta dikkatlerin çekildiği yer sayıların eşitsizliğine rağmen galip gelenin daha az kuvvetlerin olmasıdır. Fakat dikkatlerden kaçırılmaması gerekilen yer askeri zeka, disiplin ve inancın en önemli kavramlar olduğudur. Bir muharebede en önemli unsur olarak görülebilen sayıların üstünlüğü ancak bu üç kavramla alt edilebilir. Bu üç kavramın yan yana gelerek hayata geçirilmesi yüksek liyakatli komutanların ve devlet adamlarının yetişmesi, ve bu kişilerin özelliklerine göre doğru alanlarda değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı Devleti bu yüzden kalıcılığını ve başarısını sürdürmüştür.

Bir muharebenin efsane yahut gerçek olup olmadığını incelemek, bu iki soru sorulmasa da bir savaşı enine boyuna gözlemleyerek anlatmaya çalışmak asla sadece savaşın gerçekleştiği anı bağlamamaktadır. Gerçekleşen savaşın öncesinde tarafların ve bölgenin yapılarını, durumlarını, farklılıklarını, benzerliklerini, savaşın şartlarını ve iki tarafında vuku bulmuş muharebenin kayıtlarını nasıl bir tarzla aldıklarını incelemek daha doğru olacak ve sağlıklı bir araştırma yapılmasını sağlayacaktır. Meriç Muharebesini de bu ince çizgide ve titizlikle incelenmesi gerektiği gibi incelemek gerekir.

Kaynakça

1. Battle Of The Maritsa River. (Temmuz 1998). Britannica .

2. Boskovic, Vladislav. (Aralık 2009). King Vukasin and the Disastrous Battle Of Marica.

3. Ostrogorski, Georgije. (1956). History of the Byzantine State.

4. Sedlar, Jean W. (1994). Orta Çağ’da Doğu Orta Avrupa, 1000-1500.University of Washington Press. s. 385.

5. Emecen, Feridun Mustafa. (2015). Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi.

6. Başar, Fahameddin. Evrenosoğulları. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.

7. Aşıkpaşazade. Tarih. s. 49-51, 54, 61-62, 84, 106, 118, 123-124,

8. Tevarih-i Al-i Osman. (nşr. Ali Bey). (1332). İstanbul.

9. Özcan, Abdülkadir. Lala Şahin Paşa. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.

10. Lala Şahin Paşa Vakfiyesi, VGMA, Defter, nr. 732, s. 74 vd, Millet Ktp., Ali Emiri Efendi, nr.4471, s.299-305.

Yorum gönder