Soykırım Suçu ve Cezalandırılması

Soykırım Suçu ve Cezalandırılması

ÖZET

Soykırım suçu 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tanımlanmış, 1948 Tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile cezalandırılabilecek suçlar arasında sayılmış ve insanlığa karşı suçlardan ayrılmıştır. Maddi ve manevi unsurları sözleşme maddelerinde detaylı olarak sayılan soykırım suçunda özel kast aranmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü de soykırım suçunu tanımlamıştır. Ulusal hukukumuzda da TCK madde 76’da sözleşme ve statü benzeri bir tanımlama yapılarak soykırım suçu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yaptırımına bağlanmıştır.

Geçmişten günümüze kadar birçok farklı topluluğa karşı soykırım suçu işlenmiş ve işlenmekte olup Uluslararası hukuk kapsamında sadece önlemler alınmakta cezalandırma konusunda uygulayıcı devletler ve mahkemeler çekimser davranmaktadır.

ANAHTAR KELİMELER: Soykırım Suçu, SSÖCS, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, Soykırım suçunun Yargılanması ve Cezalandırılması

GİRİŞ

Soykırım (genocide) Lemkin tarafından Antik Yunan’da ırk anlamına gelen “genos” ile Latince’de öldürmek anlamına gelen “cide” kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. [1] Kelime anlamı, bir topluluğun ya da topluluk bireylerinin, yok etmek amacıyla öldürülmesidir. Soykırımın suç olarak tanımlanarak uluslararası hukukta yerini alabilmesi, hukuki bir tanımlama yapılması ise ancak 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylardan sonra gerçekleşmiştir. 2. Dünya Savaşı mağdurlarından olan Polonyalı Yahudi Kökenli Lemkin’in 1944 yılında yayımlanan Alman işgalini konu alan kitabının önsözünde “genocide” kelimesinin yer almasının sonucunda, 1946 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan kararda ilk kez soykırım suçu hukuki bir kararda yer almış ve bu suçu temel alacak sözleşmenin hazırlıklarına başlama zorunluluğu hasıl olmuştur. Taslak halindeki karar 1948 yılında 56 devlet tarafından imzalanmış ve 12 Ocak 1950’de[2] yürürlüğe girmiştir. Soykırım suçu 1948’de kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (SSÖCS) ile uluslararası nitelikte hukuki olarak tanımlanmış ve cezalandırılabilir duruma gelmiştir. Bu tarihten önce Nazi Almanya’sı tarafından Yahudilere karşı işlenen suç Nüremberg Askeri Mahkemeleri’nde insanlığa karşı suçlar başlığı altında değerlendirilmiştir.[3] Soykırım suçu 1 Temmuz 2002 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü’nde de tanımlanmış ve insanlığa karşı suçlar, savaş suçlarıyla birlikte cezalandırılabilecek suçlar arasında sayılmıştır. Ulusal hukukumuzda da Türk Ceza Kanunu madde 76’da benzer bir suç düzenlemesi yapılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yaptırımına bağlanmıştır. TCK’da suçun ayrıca teşebbüs ve içtima hükümleri de düzenlenmiştir.

Soykırım suçu SSÖCS madde 2’de şu şekilde tanımlanmıştır:

“Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;

d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;

e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek”

Maddede sayılan gruba mensup olanların öldürülmesi, gruba mensupların ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek, grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak, gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek filleri suçun cezalandırılması bakımından maddi unsurları karşılamakta ancak suçun oluşması için yeterli olmamaktadır. Fiilin özel kastla milli, etnik, ırksal veya dinsel saikle işlenmiş olması gerekmektedir. Kastta aranan unsurlar isteme ve bilme unsurlarıdır. Soykırım suçunun oluşabilmesi için fiilin sadece işlenmesi yetmemekte madde metninde sayılan saiklerden biri yahut birkaçıyla işlenmesi yani özel kast unsurunu da taşıması gerekmektedir. Tüm bunların yanında söylenmelidir ki soykırım suçunun işlenmesi için hedef grup üyelerinin sayısının çok olması gerekmez.[4] Kaldı ki soykırım suçunun önlenmesi uluslararası bir sorumluluk ve ödev olmasının yanı sıra “soykırım suçuna teşebbüs” madde 3’te sayıldığı üzere cezalandırılacak fiiller arasındadır. Sonuç olarak öldürülen kişi sayısının azlığı soykırım suçuna teşebbüs olarak da değerlendirilebilecektir.

SSÖCS madde 3 cezalandırmayı ele almakta ve cezalandırılacak eylemleri saymaktadır.

“Aşağıdaki eylemler cezalandırılır:

a) Soykırımda bulunmak;

b) Soykırımda bulunulması için iş birliği yapmak;

c) Soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtmak;

d) Soykırımda bulunmaya teşebbüs etmek;

e) Soykırıma iştirak etmek;”

Maddeye göre sadece soykırımda bulunmak değil, iş birliği yapmak, kışkırtmak, teşebbüs etmek ve suça iştirak etmek de cezalandırılacak eylemler arasındadır. Madde 3’te belirtilen eylemleri işleyenler, her kim olurlarsa olsunlar cezalandırılırlar (md.4). Suçun faili, kişiler ve devlet olabilir. SSÖCS’de öngörülen cezalandırılabilme milletlerarası hukukun emredici nitelikteki (jus cogens) hükümlerindendir. Jus cogens hükümler toplumca benimsenmiş olan ve aksine hüküm konulamayan kurallar olmakla birlikte kuralı içeren sözleşmeye ya da statüye taraf olmayan devletleri de bağlamaktadır. Yani hiçbir devlet SSÖCS’ye ya da Roma Statüsü’ne taraf olmadığını ileri sürerek soykırım suçundan ceza almaktan kaçınamaz.

SSÖCS’de cezai sorumluluğun kalktığı haller sayılmamakla birlikte Roma Statüsü’nün 31. Maddesinde soykırım dahil yetki alanına giren diğer suçlar için cezai sorumluluktan kurtulmak;

“• Akıl hastalığı veya kusuru,

• Kendi isteği ile meydana gelmemiş olan sarhoşluk vb. başka bir uyuşturucu maddenin etkisinde olma hali ve,

• Ölüm tehdidinden veya devam etmekte olan bir ciddi bedensel zarar tehlikesinden kaynaklanan ve önlenmesi gereken zarardan daha fazlasına yol açmaya niyetlenmemek koşuluyla bu tehdidi önlemek için gerektiği kadar ve makul ölçüde davranması” haline bağlamıştır.

Burada şu belirtilmelidir ki soykırım suçunun işlenebilmesi için aranan manevi unsurun, kastın özel hali olduğu yukarıda detaylıca açıklanmıştır. Roma Statüsü madde 31’de sayılan bu hallerde saikle hareket etmenin ve kastın mümkün olmadığı açıkça görüldüğünden suçun cezai sorumluluğunun kalktığından değil suçun manevi unsur eksikliği dolayısıyla oluşmadığından söz edilmelidir. Suç oluşmadığı için de cezasızlık sebeplerinden bahsetmek yersiz olacaktır. Dolayısıyla Roma Statüsü madde 31 soykırım suçunda uygulama alanı bulamayacaktır.

SOYKIRIM SUÇUNUN YARGILANMASI VE CEZALANDIRILMASI

İnsanlık tarihinin var olduğu günden günümüze kadar soykırım suçunun örneklerini ve dehşet verici sahnelerini görmek mümkündür. Soykırım, adının soykırım olmadığı dönemlerde bile işlenmiş bir suçtur. 1800’lü yıllarda Kafkasya’da Rusların Çerkezlere karşı etnik kökenli fiilleri de 1941’de Nazi Almanya’sının Yahudilere karşı ırksal kökenli fiilleri de 1963 ve 1974 yılları arasında Kıbrıs’ta Rumların Türklere karşı fiilleri de 1994 yılında Ruanda’da Hutuların Tutsilere karşı fiilleri de, 2017’den bu yana Çin’in Doğu Türkistan’a karşı fiilleri de, 2023 yılında başlayan ve henüz son bulmamış olan İsrail’in Filistin’e karşı fiilleri de soykırım suçunun açık örnekleridir.

Geçmişten günümüze kadar işlenen ve günümüzde de işlenmekte olan bu suç yukarıda da detaylıca açıklandığı üzere 1948 yılında SSÖCS’de suç olarak tanımlanmış ve milletlerarası hukukta özel bir statü kazanmış, erga omnes bir yükümlülük olarak her devlete yargılama ve cezalandırabilme yetkisi getirilmişse de[5] bu suçtan ilk mahkûmiyet ancak 1998 yılında Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi tarafından Taba Belediye Başkanı ve Hutu kökenli olan Jean-Paul Akayesu’ya soykırım suçunu idare etmek ve suça iştirak etme gerekçeleriyle verilmiştir.[6] Bu karar kurulacak olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ve benzer mahkemelerin suç tahkikinde emsal karar oluşturmuştur.

Yine de tarih boyunca mahkemelerin ve devletlerin pek çok fiili soykırım olarak adlandırmaktan ve cezalandırmaktan geri durduğu yadsınamaz bir gerçektir. Örneğin; 1994 yılında Hutular önlerine çıkan tüm Tutsileri öldürüp, birçoğuna tecavüz ederken,[7] bu fiiller hükümetin ve Fransa’nın eğittiği ve iktidar partisinin gençlik kolları tarafından gerçekleştirilirken olayların sistemli ve planlı olması Uluslararası Hukuka göre soykırım suçunu teşkil etmiş olsa bile uluslararası alanda Ruanda kendi kaderine terk edilmiştir.[8] Bir diğer örnek 1963 yılından 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatına kadar devam eden Türk katliamlarına Batılı devletlerin ve Uluslararası Hukuk uygulayıcılarının ses çıkarmamasıdır. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Çin’in Doğu Türkistan’a karşı eylemlerinin insanlık suçu ve soykırım suçunu oluşturduğunu kabul ettiklerini açıkladığında takvimler Ocak 2021’i gösteriyordu. Bakan açıklamasında “Mevcut gerçeklerin dikkatli bir şekilde incelenmesi sonucunda, Mart 2017’den bu yana, Çin Komünist Partisi’nin yönetimi altındaki Çin yönetiminin Müslüman Uygur halkı başta olmak üzere Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlıklara yönelik insanlığa karşı suç işlediği sonucuna vardım.”[9] 2017 öncesinden beridir devam eden soykırıma uygulayıcı devletlerin tepki göstermesi 2021 yılında gerçekleşmiş ve o yıla kadar yaklaşık 1 milyon Türk katledilmiştir. Durumun en yeni örneği de İsrail’in Filistin’e karşı 7 Ekim 2023’te başlattığı eylemleridir. Güney Afrika Cumhuriyeti 29 Aralık 2023’te İsrail’e soykırım suçlamasıyla dava açmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ise yargılama süreci devam etmektedir.[10]

Gazeteci yazar ve Mail on Sunday’in dış olaylar muhabiri Tim Sebastian, 25 Şubat 1996’da yayımlanan yazısında, Eski Yugoslavya’da Sırpların Bosna Hersek’te işledikleri soykırım suçuna karşı Batılıların umursamaz tavırlarını ifade ederken, Sırpların işledikleri suçlardan dolayı neden ceza almadıklarını Amerikalı bir yetkilinin ifadeleri ile açıklamıştır:

Her ne pahasına olursa olsun onlar (Batılı Devletler) Genosit (soykırım) kelimesinden uzakta durmak, ‘G’ harfini telaffuz bile etmemek zorundaydılar. Bu nedenle, soykırım yerine “etnik temizlik” terimini kullandılar. ‘Soykırım’ deyimi kullanılsaydı, Birleşmiş Milletler ana sözleşmesine göre olaylara müdahale etmeleri gerekecekti. Birleşmiş Milletler kurulmasındaki temel neden, soykırım ve soykırımın önlenmesi idi.”[11]

Soykırım fiiline isim konulması, hukuki tanımının yapılması ve yaptırıma bağlanması bile 1948 yılını bulmuşken insanlık şimdi de bu kelimenin telaffuzun getireceği sorumluluğun altında ezilmektedir.

1948 yılında 56 ülke tarafından imzalanan ve jus cogens nitelikli sözleşmenin tam adı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesidir. Sözleşme ayrıca erga omnes ilkesi ile tüm devletlere yargılama yetkisi ve sorumluluğu getirmektedir. Ancak geçmişte ve günümüzde suç işlendikten sonra ya da işlendiği süreçte cezalandırma ve tedbirlere başvurmada geç kalınmasının yanı sıra suçun önlenmesi açısından da gözlemci gönderme ve yaşanan ihlaller hakkında rapor hazırlatılarak bunu milletlerarası topluma sunmaktan öteye gidilememiştir.[12] Bahsedilen konuya örnek olarak Çin’in Doğu Türkistan’a karşı fiilleri bakımından yıllardır sürekli yayımlanan raporlar gösterilebilir. 2020 yılında Uygur Hareketi (Campaign For Uyghurs – CFU) Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Uygurlar, Kazaklar ve diğer İslam dini mensuplarına yönelik işlediği soykırım suçlarını rapor haline getirmiştir.[13] Raporda Çin’in fiillerinden dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması gerektiğini söylemişlerdir. 2022 yılında ise dönemin BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet tarafından yayınlanan raporda fiiller insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmiş ve rapor 27 Ağustos 2024’te güncellenmiş ve BM Çin’e karşı endişelerini dile getirmiştir.[14]

Başka bir örnek de Sudan yönetiminin Araplaştırma politikası doğrultusunda Darfur’da yaşayan Fur, Masalit ve Zaghawa kökenli insanlara karşı bulunduğu eylemlerdir. Soykırım suçunu beraberinde getiren eylemler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde El Beşir davası adıyla görülmüş, dava sonucunda ise tutuklama kararı verilmiş, bu karar Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetkisini sorgulatmış ve devlet başkanının tutuklanabileceği konusunda çeşitli yorumlar yapılmıştır.[15] Bu olay sırasında BM Güvenlik Konseyi bölgede Afrika Birliği Darfur Karma Harekatı (African Union-United Nations Hybrid Operation in Darfur – UNAMİD) isimli bir barış gücü oluşturulmasına karar vermiştir. Oluşturulan askeri gücün kuruluş maksadı; Darfur’daki sivil halkın güvenliğini sağlamak ve bölgeye aktarılan yardımların ihtiyacı olan kişilere teslimini sağlamaktır. Kurulduğu zaman planlanan personel sayısı beklenenin altında kalmıştır.[16] Kurulan barış gücü hükümetin engellemeleri dolayısıyla başarılı olamamıştır.

SONUÇ

Tarih boyunca Dünya üzerinde soykırım suçunun örneklerini görmek mümkündür. Soykırım suçu ilk kez 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile hukuki olarak tanımlanmış, maddi ve manevi unsurları sayılmıştır. Soykırım suçu sözleşme tarihinden önceki dönemlerde de işlenmiş ve mahkemeler fiilleri, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları adı altında değerlendirmiştir.

Soykırım suçunun maddi ve manevi unsurları 2. maddesinde sayılırken cezalandırılabilecek fiiller 3. maddede sayılmıştır. Soykırım suçu uluslararası hukukta özel kasta bağlanmış olup, maddi unsurun yani suçu oluşturabilecek eylemin tek başına işlenmesi suçu oluşturmamaktadır. Suçta aranan özel kast ulusal, etnik, ırksal veya dinsel saiktir. Ulusal hukukumuzda da Türk Ceza Kanunu madde 76’da Sözleşmeye yakın bir tanımlama yapılmış ve soykırım suçu yaptırıma bağlanmıştır.

Soykırım suçunda incelenmesi gereken bir diğer mesele ise suçun yargılanması ve cezalandırılması sürecidir. Uygulayıcı devletler ve mahkemeler soykırım suçunun önlenmesi için çabalamakta ancak uygulanmış ve mevcut uygulanan planlar yeterli olmamıştır. Tutulan raporlar, kurulan harekât birlikleri ve diğer önlemler suçu önlemeye yetmemektedir. Çünkü bu uygulamalar suçun işlenmeye başladığı süreçten sonra hayata geçirilmektedir. Zamanlama olarak da geç kalınan bu önlemler soykırımcı devletleri fiillerinden alıkoymamaktadır. Bu süreçte uluslararası toplumun hamleleri suçun durdurulması ve önüne geçilmesi için önem arz etmektedir ancak uluslararası hukuk, gündeme gelen fiilleri soykırım suçu olarak nitelendirip müdahale etmekte hatta çoğu zaman fiillerin soykırım suçuna vücut verdiğini adlandırmakta bile geç kalmaktadır. Tüm bunlar uluslararası toplum ve uluslararası hukuk nezdinde tartışılmaya ve isimlendirilmeye çalışılırken soykırımcı devletler eylemlerine ara vermeden devam etmekte ve yüzlerce, binlerce insan hayatını kaybetmeye, çeşitli işkencelere ve acılara maruz bırakılmaya devam etmektedir.

Soykırım suçunun, soykırım suçunu oluşturduğunu anlayabilmek için bir zamana ihtiyaç duyulsa da bu zaman içerisinde alınmasında geç kalınan, planlanan ama plana uygun iştirak edilemeyen, yeterli desteği görmeyen, personelinde eksik olan ya da caydırıcı olmayan önlemlerin soykırıma uğrayan toplulukları koruyamadığı acı örnekleriyle gözler önündedir.

Cezalandırma sürecinde ise mahkemeler suçun oluştuğuna dair somut kanıtlarla birlikte ceza vermekten kaçınmamakta ancak verilen cezalar da toplumu mahkemenin yetkisini ve devlet başkanının dokunulmazlığını tartışmaya itmektedir. Uluslararası hukukta mahkemelerin yetkisi her zaman tartışılan konulardan olmuştur. Fakat soykırım suçunda ceza verilinceye kadar geçen sürede önlemlerin caydırıcı olmaması ve insanların ölmeye devam ettiği göz önüne alındığında mahkemelerin yetkilerini arttırmakta fayda olacağı öngörülebilir niteliktedir. Yetkisi genişleyen mahkeme soruşturma ve kovuşturma aşamalarını ne kadar hızlı sürdürür ve eş zamanlı olarak caydırıcı önlemler ne kadar çok alınırsa soykırıma uğrayan topluluk o kadar çabuk ölümden, işkenceden kurtulabilecek ve koruma altına alınabilecektir.

Suçun önlenmesi için alınacak önlemler sadece yargılama sürecinde değil suçun oluşmasından önce de aynı hassasiyet ve kararlılıkla uygulanmalıdır ki soykırımcı devletlerin üzerindeki caydırıcılık etkisi artış gösterebilsin.

Soykırım suçu bir bütün olarak durmalı, durdurulmalıdır. İnsanların doğasının iyilik mi kötülük mü olduğunun tartışıldığı Sokrates zamanından, 21.yy’a kadar gelmiş bir suç olan soykırımın gelecek nesillerde ve gelecek yüzyıllarda yaşanmaması adına tüm devletler, uluslararası örgütler, mahkemeler, uluslararası hukuk ve bireyler elbirliği ile bu suçun karşısında durmalıdır. Yetkiler ve sorumluluklar hukuka uygun olarak kullanılmalı ve diğer uluslararası hukuk kişileri de bunu denetlemelidir. Alınacak önlemler geç kalınmadan alınmalı ve caydırıcı olmalıdır. Uluslararası hukuk, varlığının kanıtı olarak mahkemeler aracılığıyla bu suçu işleyenlere ve iştirak edenlere en ağır cezaları vermelidir. Uluslararası hukuk bunu tüm insanlığa borçludur.

Dipnot:

  1. Sinan Kocaoğlu, ‘Suçların Suçu: Soykırım’ (2010) 3 Türkiye Barolar Birliği Dergisi 139, 142.
  2. Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, UNTS Vol. 78, 1951, p.277.
  3. Nuremberg Askeri Mahkeme Şartı Md.6 bent c.’den http://tr.wikipedia.org/wiki/Nürnberg_Uluslararası_Askerî_Ceza_Mahkemesi 2009) aktaran (3 Nisan 2009)
  4. Gemalmaz, a.g.e., s.737
  5. Akgün Verda Neslihan, Yüksek Lisans Tezi, Milletlerarası Mahkeme İçtihatlarında Jenosid, İstanbul 2003, s.99
  6. https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/genocide-timeline
  7. Özsezer, 2018, s. 77- 85
  8. (Çoban, 2008, s.55).
  9. https://www.hurriyet.com.tr/dunya/abd-cinin-dogu-turkistanda-soykirim-yaptigini-acikladi-41719030
  10. https://www.haberturk.com/yuzyilin-davasi-guney-afrikanin-soykirim-suclamasiyla-israil-aleyhine-actigi-dava-laheyde-basliyor-3652581
  11. Harry Scott Gibbons, Kıbrıs’ta Soykırım, Özyurt Matbaası, Ankara 2003, s. 4.
  12. Akgün Verda Neslihan, Yüksek Lisans Tezi, Milletlerarası Mahkeme İçtihatlarında Jenosid, İstanbul 2003, s.125
  13. https://campaignforuyghurs.org/tr/dogu-turkistanda-soykirimin-raporu-cin-uluslararasi-ceza-mahkemesinde-yargilanmali/
  14. https://www.qha.com.tr/turk-dunyasi/bm-den-cin-e-dogu-turkistan-cagrisi-insan-haklari-ihlalleri-yeniden-gundemde-493858
  15. Özkartal Yusuf, Yüksek Lisans Tezi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Yargı Yetkisi Kapsamında Soykırım Suçu, İstanbul 2023, s.95-98
  16. Keskin, s. 81-82; Lanz, David, “Save Darfur: A movement and its discontents”, African Affairs, vol. 108, iss. 433, 2009, s. 673; Tabanlı s. 96; UN Security Council, S/RES/1769 (2007), 31 July 2007, http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/1769 (Erişim Tarihi: 01.05.2023) (Aktaran Özkartal, 2023)

2 comments

comments user
https://manifestodergi.com/2024/11/15/soykirim-sucu-ve-cezalandirilmasi

Öncelikle bu güzel paylaşımınız için size teşekkür ederim Hilal Hanım☺️
Soykırımın durdurulması ve bir daha yaşanmaması için yalnızca devletlere değil, bireylere, sivil toplum kuruluşlarına ve uluslararası örgütlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Bu suç, insanlık tarihinin utançlarından biridir ve hukuk aracılığıyla bu utancın bir daha yaşanmaması için çaba gösterilmelidir.

comments user
Esin Saydam

Çok başarılı, oldukça bilgilendirici bir yazı…
Daha nicelerini bekliyoruz

Yorum gönder