İyi İnsanların Çekilmezliği

İyi İnsanların Çekilmezliği

Kendinizi iyi bir insan olarak görüyor musunuz?

Bu soruyu sokakta gezip insanlara sorsanız muhtemelen çoğu kesin bir cevap veremeyecektir. İnsan, başkaları hakkında rahatça fikirler yürütebilirken genellikle kendi hâlinden habersizdir. Eğer başka bir kişinin iyi mi kötü mü olduğu sorulsaydı, muhtemelen daha rahat karar verirdik.

Bu soruya cevap vermeden önce “iyi” kavramının ne olduğunu bilmekte fayda var. İyi, istenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan şeklinde tanımlanır. Bu tanıma göre toplumun veya kişilerin, neyi istediğini ve beğendiğini düşünmeliyiz. Toplumun genelinde beğenilen belli başlı şeyler vardır: Düzgün ahlak, belli bir görünüş tarzı gibi. Platon, bireyin toplum içindeki iyiliğini “bilgi, duygu ve arzu açısından uyumlu olan ve her koşulda görevini tam yapan kişi” şeklinde tanımlar. (Platon, 2002) Bu görevler hukuki, ahlaki görevlerle birlikte belli başlı görgü kurallarına uymak olabilir. Peki günümüzde, özellikle yakın ilişkilerde iyilik sadece bunlardan mı ibarettir?

Günümüzde dünyanın kalabalıklaşması, insanların toplumdan soyutlanması, zorunlu bir kalabalığın içinde git gide tahammül seviyelerinin azalmasından dolayı iyi ve kötü kavramı değişti. İnsanlar her zaman aynı insanlar olmasına rağmen geçmiştekinden daha karmaşıklar ve birbirlerini daha derinlemesine gözlemliyorlar. İnsanın iyi olduğundansa kötü olduğuna inanmak daha kolay. Özellikle fazla iyilerse.

Hayatımızda çok farklı insanlarla karşılaşırız. Hepimiz belki de biraz fazla arkadaş canlısı olan o insanla etkileşime girmişizdir. Objektif olarak ne kadar iyi olursa olsun, sürekli hayatımızdaki kaba insanlardan yakınırken, kendimizi o insanın iyiliğini sorgularken buluruz. Peki neden böyle yapıyoruz?

İnsan çoğu zaman hayatı kendi penceresinden görür. Sosyal hayatta, özellikle insan ilişkilerinde objektif davranmak pek kolay değildir. Hayatımız, bizim bakış açımızdan yazılan bir hikâye gibidir. Biz, hikâyenin baş kahramanı olarak iyiliğe yabancıysak, bu insanlar da bize çoğu zaman yapmacık, tehlikeli, şüpheli gelirler. Belki de o zamana kadar yanlış insanlarla karşılaşmışızdır.

Hayatımızın bizim bakış açımızdan yazılmış bir hikâye olması, etrafımıza kendimiz gibi insanları çekmemize de neden olur. Özellikle hayatından ve hayatındaki insanlardan yakınan, fakat bu konuda hiçbir şey yapamayan insanları gözlemlediğinizde aslında kendilerinden yakındıklarını görürsünüz. Hoşlanmadıkları ilişkilerinden bir türlü kopamazlar, çünkü etrafları hep aynı insanlarla çevrelenmiştir. Bu çevre kişiden bağımsız mı oluşur? İnsan, bir türlü içinden çıkamadığı o çemberi kendisi çizmemiş midir? İnsan ilişkileri bir kısır döngüdür. Sana yapılanı, senden farklı gördüğüne sen de yaparsın ve döngüyü kıramadıkça sürekli yakındığın kişi hâline gelirsin.

Bunu kabul etmek zordur. Çoğu zaman da kimse etmez. Sürekli kötü insanlarla çevrelendiğini söyleyen herkes, bunun iyilikten başına geldiğini iddia eder. Kötülüğü bu kadar rahatlıkla adlandırıp yakınındaki herkese yakıştırabilen bir insan ne kadar iyidir? Kendini, herkesi kendine düşman sanacak kadar iyi görmek, en başında iyi insanlarda aradığımız alçakgönüllülüğe de terstir. Kendimize kötü geldiğini düşündüğümüz insanlardan uzaklaşmak yerine, onların arasında kalmaya devam ediyorsak, belki de ne onlar anlattığımız kadar kötü ne de biz anlattığımız kadar iyiyizdir.

İyi insanların çekilmez olmasının iki sebebi vardır: Bu ya bizim iç dünyamızda iyiliğe olan bakış açımızla alakalıdır ya da onlar gerçekten iyi insanlar değillerdir. Wilhelm Reich, “Aşırı nezaket aynı zamanda nefretin örtük biçimde dışavurumuydu. Aşırı kibar insanlar genelde en insafsız ve en tehlikeli insanlardır.” der. Bu görüşün doğru olup olmadığını kişisel deneyimlerimizden yola çıkarak tartışabiliriz. Nezaket ve nefret birbirine zıttır diyebiliriz, fakat konu insan duygularına geldiğinde birbirine en zıt olduğunu düşündüğümüz duygular birbirini doğurabiliyor. Reich, burada en iyi şeyin bile aşırılığının eninde sonunda zarar vereceğini vurguluyor olabilirken, anlatmak istediği şey nefretle hareket eden bir insanın nezaketi silah olarak kullanabileceği de olabilir.

Sonuç olarak, insanın etrafındakilerin kim olduğunu tam olarak görme şansı çok azdır. Kişi kendinin kim olduğuna odaklandığında ve kendi olduğu kişiyle mutlu olduğunda, hayatındaki insanları da buna göre seçebilecektir.

KAYNAKÇA

1. Ufuk, Ş. P. (2009). 21. yüzyıl Türk toplumuna göre iyi insan kimdir? Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 25. Yıl Armağan Kitabı, 129-150.

2. Platon. (2002). Devlet (H. Demirhan, Çev.). İstanbul: Sosyal Yayınları.

 

 

Yorum gönder