GEÇMİŞİN İZİ

GEÇMİŞİN İZİ

Dedemden kalan saatin sesiyle uyandım bu sabah.
Duvarda asılı duran zaman hâlâ eskiden kalan.
Oysa telefonumun ekranında dünyadan haberler akıyordu durmadan.

Dokuma kilimlerin üzerinde geçen zamanlar,
unutuldu yerini alınca ruhsuz halılara.

Bir çocuk bilmiyor artık seksek oynamayı.
Tapıyor parmaklarıyla şehirler kuran cam ekranlara.

Altını çizip kendimden izler bulduğum dünya,
duruyor köşede, üzeri toz bağlamış kırıntılar

Eski bir türkü mırıldanıyorum tenha köşemde.
Ardından yabancılaşıyorum kulaklığımdaki melodiye.

Fakat ikisini de seviyorum;
belki de bu yüzden ait değilim hiçbirine.

Saati soran oldu mu? Epey de geçti vakit.
Kayboluyoruz bilinmezliğin hiçliğinde.

Oysa merdivenleri çıkardık önceden,
şimdi asansörler çıktı kat kat göğe.

Bir yanım çocuk gibi oyun oynamak istiyor,
diğer yanım kalabalıklar içinde kimseye görünmeden geçip gitmek.

Ne geçmişi terk edebiliyorum,
ne geleceğe koşulsuz inanıyorum.

İki yana savrulan yaprak gibiyim.
Fakat her gün yeniden öğreniyorum,
aynı kökten büyüyen dalların birbirine neden yabancılaştığını.

 

Yorum gönder