Hipnoz ve Ön Yargılar: Gerçekten Hipnoz Edilebilir Misin?
HİPNOZ VE ÖN YARGILAR: GERÇEKTEN HİPNOZ EDİLEBİLİR MİSİN?
Hipnoz, çoğu kişinin duyduğu zaman oldukça merak ettiği ve ilgi duyduğu ancak bir o kadar da ön yargıyla yaklaşıp çekindiği bir kelime. İnsanlar duydukları anda sallanan saatleri, aniden bayılan veya istemsizce bir şeyler anlatan kişileri hatta sahte televizyon programcılarını akıllarına getirse de gerçekler bu durumdan oldukça farklı. Kısaca bahsetmek gerekirse, hipnoz kişinin trans olarak adlandırılan farkındalık haline geçmesi demektir ve uyku ile uyanıklık arasındaki bir durumdur. Hafif, orta ve derin trans hali olmak üzere üçe ayrılır. Tehlikeli veya acılı değil, oldukça güvenlidir. Muhtemelen daha önce hipnoz durumunu deneyimlemişsinizdir. Örnek verecek olursam bir eyleme o kadar dikkatinizi verirsiniz ki etrafınızdaki olayların yaşandığını veya saatin geçişini fark edemezsiniz. Belki de bir reklama öyle dikkatli odaklanırsınız ki bakışlarınızı oradan ayıramazsınız bile… Çünkü bu süre zarfında kişiler çevreden gelen tüm seslere kendini kapatır hatta diğer duyu organlarıyla algılayabileceği duyuları da algılayamamaktadır. Hipnoz uygulamasına hipnoterapi denilmektedir ve yalnızca uzman kişiler yani hipnoterapi eğitimi almış psikiyatrist veya psikologlar tarafından yapılabilmektedir. Özellikle hipnoz yapan kişinin uzmanlığı çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir etkendir.
Hipnoz, eski çağlardan beri insanlar tarafından kullanılan bir tekniktir. Ancak o dönemlerde bu duruma herhangi bir bilgi veya isim verilmemiştir. Eski çağ insanları hipnozun bir tür uyku olduğunu düşünmüşlerdi. Franz Anton Mesmer, orijinal hipnoz yönteminin bulucusu oldu. 1778’de görünmez hayvan manyetizmasını keşfetti. Ayrıca bu görünmez manyetizmanın insanlar arasında da olduğuna inandı. Ancak sonrasında bu iddia, düzenbazlık ve sahtekarlıkla suçlandı ve o da bu duruma bir isim koyamadı. Hipnoz adını bulan kişi 1840 yılında İskoç Doktor James Braid’dir. Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’ten esinlenerek bu adı vermiştir. Fakat unutmamalısınız ki uykuya benzer bir durum olarak görülüp bu durumla bağdaştırılsa da uykudan daha çok, uyanıklıkla ilgili bir uygulamadır. Bu bakımdan hipnozun kendine özgü özellikleriyle bilinçli olma halinin farklı bir durumu olduğu sonucuna varabiliriz. Bu teknik 18. yüzyılın sonlarında Viyana’da reformcu bir tedavi süreci haline gelmiştir. Mesmer bulmuş, diğer uzmanlar geliştirmiş ve bu şekilde günümüze kadar uzanmıştır. Ayrıca ünlü psikiyatrist Sigmund Freud bilinçaltını açıklamak için bu teknikten yardım almıştır.
Hipnoz yöntemi çok yaygın gibi gözükmese de günümüzde uzmanlar tarafından terapilerde yoğun olarak kullanılmaktadır. Bunun nedenlerinden biri öncelikle hipnoterapinin birçok konuda standart tedavilerden daha faydalı ve etkili olmasıdır. Açıklamak gerekirse, insanlar bu tekniği kullanırken transa girerler. Bilinçaltı aktif hale gelir. Danışanın geçmişiyle bir köprü oluşturulur ve zihninin karanlık taraflarına yolculuk yapması sağlanır. Zihninin derinliklerine indikten sonra da negatif düşünceler pozitif olanlarıyla değiştirilir. Böylece stres, bazı fobiler, depresyon gibi birçok durum reçeteli ilaçlar dahi kullanmadan diğer yollara göre daha kolay çözülebilir. Diğer bir neden ise hipnoterapi seansı sonrası kişilerin genellikle kendilerini rahatlamış ve sakin hissetmeleridir. Hipnoterapi, insanların kendi benliklerini bulmasına ve sorunların kaynağına inmelerini sağlar. Konsantrasyonu arttırır ve insanları telkinlere açık hale getirir. Bu sayede kişilerin duyguları, düşünceleri ve en önemlisi psikolojik durumları değişebilir. Bireyler kendilerini daha rahat hisseder, zihinlerindeki engellerden kurtulurlar. Normal bir psikoterapi seansında bu sonuca ulaşmak daha uzun zaman almaktadır. Hatta uzun seanslar sonrasında dahi aynı sonuçlar yeni alınmaya başlanabilir. Örneğin anksiyete bozuklukları İngiltere’deki en yıpratıcı ve yaygın sorunlardan biriydi. Hartford Üniversitesi’nden Keara Valentine ve meslektaşları hipnozun anksiyeteyi ne derecede azalttığını ölçmek için bir deney yaptılar. Sonuç etkileyici oldu: Hipnoz tedavisi gören katılımcılar, görmeyenlere göre %84 daha fazla gelişme katetmişti. Bunun dışında yas, insanları psikolojik olarak derinden etkileyen bir duygudur. Yas sırasında başa çıkma mekanizmaları tükenir ve insanlar genellikle alkole başvurur. Bazı bağımlılık problemleri ortaya çıkabilir. Hatta insanlar psikolojik bunalımları nedeniyle intihara dahi başvurabilir. Hipnoterapi değiştirilmiş bilinç durumuyla zihinle doğrudan bağlantı kurar. Sonucunda ise hem çocuklarda hem de yetişkinlerde oldukça etkili sonuçlar ortaya çıkmıştır. Özellikle konuşmaktan kaçınan bireylerde çözülmemiş yas sorununa klinik hipnoterapi uygulaması yarar sağladığı yapılan terapilerle gözlemlenmiştir. Kısaca hipnoterapinin etkisi en çok zorlanılan psikolojik duygularda veya hastalıklarda dahi danışanlardan alınan dönütlerle ve gözlemlenen sonuçlarla söylenebilir ki oldukça etkili ve faydalıdır. Sadece bunlar da değil; bağımlılık, kekemelik ve panikatak bozukluklarında dahi önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Yalnızca psikolojik rahatsızlıklar bazında değil, birçok kötü alışkanlıktan kurtulma veya fiziksel hastalıklarda dahi tedavi yöntemi olarak giderek önemi artmaktadır. Yapılan sayısız çalışma hipnozun, sırt ve bel ağrıları ya da kanser tedavisinin yan etkileri sonucu oluşan acılar gibi çeşitli kronik ağrıları iyileştirdiğini göstermiştir. Hipnoterapi, kanserli bireylerin fiziksel ve psikolojik sağlıkları için büyük ölçüde önemli bir iyileştirici yöntemdir. Bu yöntemle hastaların olumlu düşüncelere yönelmesi, kendilerini daha iyi hissetmeleri ve belirli semptomların azalması amaçlanır. Özellikle son yıllarda önceki dönemlere kıyasla kanser tedavisinde psikolojik yöntem olarak hipnoz kullanımı artmıştır. Kanser hastalarının birçoğu hem tedavi sürecinde hem tedavi sonrası yoğun ağrılar çekmektedir. Bu süreçte bilinen en eski hipnoz denemelerinden biri meme kanseri için anestezi uygulamasıdır. Madame Plantin’in acısını dindirmek için anestezi sırasında bu yöntem kullanıldı. Ameliyat sırasında hasta sakin bir şekilde durdu ve ağrısını kontrol etti. Buna benzer birçok örnek gösteriyor ki hipnoz sayesinde hastaların ağrılarında anesteziye ihtiyaç kalmayacak kadar genel bir azalma görülmektedir. Böylece hastalar gereksiz kimyasal maddeye de maruz kalmak mecburiyetinde olmamaktadır. Kanser hastalığındaki ölüm riskinin yüksek oluşu insanların en çok korktuğu hastalıklardan biri olmasına neden olmaktadır. Kanserli insanlar bundan dolayı kaygı, korku, öfke, depresyon gibi birçok psikolojik rahatsızlıklarla ve duygularla da savaşır. Hipnoterapi kanser hastalarında bu duyguların azalmasına yardımcı olur. Yakın zamanda Dr. Snow tarafından yapılan bir çalışmada kısa bir hipnoz seansı yardımıyla biyopsi sırasında kaygının azalabileceği keşfedilmiştir. Günümüzde kemoterapi gibi tedaviler devam etse de hipnoterapiyle kanserin çoğu evresi daha kolay geçebilir ve çoğu insan kanseri yenebilir. Bu ve bunlar gibi nedenler de uzmanların bu tekniği daha çok tercih etmelerini ve problemlerin çözümü için bu yolda büyük umutlar görmelerini sağlamaktadır.

Kanıtlanmış birçok olumlu sonuç olmasına rağmen maalesef insanların hipnoz konusundaki birikmiş ön yargılarından kurtulması çok da kolay değil. Ancak burada unutulmaması gereken kilit bir nokta var: kişinin gönüllülüğü. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan uzman, hipnoza gönüllü kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Telkin genellikle bir düşünceden ibarettir. Bu düşünce makul görünür ve gerçeklik anlayışına yerleştirilerek sunulur. Telkin içeriği bilinçdışında hazır duran görüşlere yakın ise hipnoterapi çok daha etkili olur. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü devam etmektedir bu nedenle istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez ve özel bilgilerini paylaşmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, algılar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Hipnoza girmek istemeyen kişi ise kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez. Yani hipnotize edilen kişiye istemediği bir şeyleri yaptırmak mümkün değildir. Çünkü kişi bu trans halinden çıktığında bilinçli zihni ile çelişen telkinleri, yeni düşünceleri benimsemesi mümkün olmamaktadır. Filmlerde ya da bazı şovlarda görüldüğü gibi insanların istemedikleri ya da kabul etmedikleri şeyleri yapmaları ve söylemeleri için bu tekniğin kullanılması imkansızdır. Aynı zamanda sadece eylemlerinde değil hastalıkların tedavi süresince de insanlar istemedikleri müddetçe sağlık sorunları çözülmeyecektir. Örneğin kişi sigara bağımlısı olsa dahi bu durumu kabullenmeden ya da bu sorunu çözmek istemeden hipnoterapi uygulayarak sigarayı bırakmasını sağlamak mümkün değildir. Ayrıca her bireyin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklılık göstermektedir. Yani sanılanın aksine herkes hipnoza giremez. Çocukların hipnoza yatkınlığı oldukça yüksekken yaş ilerledikçe bu durum giderek azalmaktadır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kişiler hipnoza giremezler. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yalnızca yatkınlığı olan kişilerde hipnoz uygulaması yapılabilmektedir.
Gönüllülüğe ek olarak önemli iki unsur daha vardır: konsantrasyon ve hayal gücü. Bu unsurlar kişinin hipnoza girebilmesinin temellerini oluşturur. Gönüllü ve bu duruma istekli olan kişi, uzmanın hipnoza giriş için söylediği telkin cümlesine tüm odağını verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek devam eder. Yani isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler. Dikkatin ve hayal gücünün sağlanabilmesi için uzmanın vereceği güven ve söyledikleri de ayrı bir önem arz etmektedir. Uzman kendinden emin olduğunda ve danışanla arasındaki güveni sağladığında kişi doğal olarak odağını daha kolay oluşturur ve dikkatini bir noktada toplaması hayal kurmasını kolaylaştırır. Geriye kalan süreç ise tedavi içeriğine göre uzmanın söylediği telkine ve danışanın takibine kalmıştır. Elbette uzmanın rahatlatıcı ve etkili bir ses tonuna sahip olup telaffuzunun iyi olması hipnozu etkili kılan önemli özelliklerdendir.
Şunu anlamak oldukça önemli: Hipnoz, elbette her şeyin çözümü değildir ancak hipnoz ile ilgili neyin, neden işe yaradığını ve nasıl uygulanacağını öğrenmek, belki hayatınızın en zor anlarından birinde zihnimizi kucaklayarak sorunlara alternatif çözümler üretmemize yardımcı olabilir. Sadece hipnoza girip çıkmak bile zihinsel ve bedensel bir rahatlama yaratmaktadır. Hem fiziksel hem psikolojik çoğu hastalığın kaynağı geçmişte yaşanan travmalardır. Özellikle çocuklukta fark etmeden bizi etkilemiş bir olay gelecekte karşımıza hastalık olarak çıkabilir. İşte bu noktada hipnoterapinin değeri diğer tedavi yöntemlerinden çok daha fazladır. Sorunun kaynağına inmemizi sağlayarak temeli esas alan bir tedavi yöntemidir. Hipnoterapi bilinç ve bilinçaltıyla iletişim kurarak hastayı korkudan uzaklaştırır ve huzurlu hissetmesine yardımcı olur. Tıpta dahi çözümü bulunmayan hastalıklara herhangi bir ameliyat veya kimyasal tedavi olmadan çözüm olabilir. David Spiegel şöyle diyor: ‘’Hipnoz, bağımlılık yapıcı değil ve insanları öldürmüyor. Bunun yanı sıra ağrıya ve acıya önemli ölçüde etkisi var ve bu yüzden ciddiye alınmayı hak ediyor.’’ Söylediklerine ek olarak hipnozun çok az riski olması ve tespit edilmiş herhangi bir yan etkisi olmaması da ona bir şans vermemiz için önemli bir etken. Üstelik başarılı bir sonuç almamız için istekli olmamız, odaklanmamız ve hayal kurmamız yeterli oluyor. Çoğu insan uydurma bir yöntem kabul etse de veya daha tam olarak çözülememiş noktaları olsa dahi artılarının eksilerinden fazla olduğu önemli bir gerçektir. Görüldüğü üzere uzmanlar tarafından kanıtlanmış birçok olumlu sonuçları vardır. Her açıdan insanlara fayda sağlayan ve her problemlere kökten bir çözüm sunan faydalı bir yöntemdir. Kısaca ön yargılarınızı ve korkularınızı bir kenara bırakarak biraz olsun hipnoza güvenmeniz yeterli. Gerçekten hipnoz olabilirsiniz. Ve unutmayın, kontrol daima sizin ellerinizde. Başarmak için tüm donanıma sahipsiniz. Yapabileceğinize inandığınız her şeyi başarabilirsiniz. İnanmanız, odaklanmanız ve hayal kurmanız yeterli.
YAZAR
Büşra Seçim


1 yorum