Hatay Artık Bizim İkinci Memleketimiz

Hatay Artık Bizim İkinci Memleketimiz

4 Şubat günü bir grup vatansever gencin organize ettiği Meclis Simülasyonunda birkaç gün sonra olacaklardan habersiz 150’ye yakın, gelecekte ülkesine siyaset yoluyla hizmet etmek isteyen genç bir araya gelmiş, meclis faaliyetleri çerçevesinde grup toplantıları ve komisyon görüşmeleriyle, ülkenin sorunlarına çözüm olacak kanun tekliflerini tartışıyorlardı. Bu mecliste partilerden birinin başına gelmem takdir edilmiş durumdayken ve ülkemizin geleceğini aydınlatma hevesindeki akranlarımı ve dostlarımı takdirle karşılarken bu devasa organizasyonun birazdan anlatacağım üzere ne denli sistematik, ne denli canhıraş bir şekilde memleketi için çalıştığına da şahit oldum.

6 Şubat günü Meclis programında Başkanlar Açık Oturumu bulunmaktaydı. Bu programda her partinin başkanı, politikalarını ve Meclis Genel Kurulunda nasıl bir yol izleyeceğini ilan edecekti. Günlerdir süren, yol arkadaşlarımla yürüttüğümüz yoğun çalışmaların neticelerine çalışmış, geceden takım elbiseyi hazırlamıştım.

Geç saatlere kadar çalışmalarımın ardından kısa bir uyku uyumuş, pek telefona bakmayan biri olduğum için de sabah direkt jilet gibi takımları çekmiş, yola çıkmıştım. Telefonumu kontrol ederken o esnada yurtdışında bulunan kıymetli babamdan, uzun bir liste halinde “demir testeresi, matkap, balyoz, çekiçler ve jeneratörü al Maraş’a git” mesajını gördüm. Mesajda başka bir bilgi bulunmuyordu. Sebebini merak ettiğimde gelecek on yıllar boyunca hafızamızdan çıkmayacak, fiziksel olarak 10 ili, manevi olarak tüm Türkiye’yi sallayan depremin haberini aldım.

Daha birkaç aylıkken beşiği depremle sallanmış ve çocukluğunda depremin izlerine şahit olmuş biri olarak ne denli acı bir yıkım olduğunu kestirebiliyordum. Ama ileride anlatacağım üzere bu çok daha acıydı.

Meclisin organizasyon ekibi, yöneticileri ve katılanlar olarak, bu acı ve dehşet verici afet gerçekleşmişken etkinliğin devam etmemesi gerektiğini kararlaştırdık. Ancak ortada organize edilmiş bir sistem ve insan gücümüz vardı. MASK yönetimi kapsamında toplanarak, hızlıca durumun tahlilini yaparak, ne yapılması gerektiğini konuştuk. 10-15 dakika içinde 1 aya yayılan faaliyetleri planlayıp uygulamaya başladık.

Artık meclis sona ermiş Deprem Masası devreye girmişti.

Birçok kaynaktan gelen enkaz ihbarlarını teyit edip AFAD ve yetkili kurumlara iletiyorduk. Afetin üzerinden 2 gün geçmiş, tarafımıza bazı acı haberler ulaşsa da enkazdan kurtulmuş vatandaşlarımızın haberleri uykusuz ve yemeksiz, kahveyle ayakta duran bedenlerimize güç veriyordu. Bu esnada ekibimizin bir kısmıyla da gelen yardımları dikkatlice kolileyip bulabildiğimiz araçlarla bölgedeki belli noktalara gönderiyorduk.

Depremin 3. günü geldiğinde bir üstadımdan Hatay’dan tahliye koordinasyonu sağlamam adına numaramın yayılması için izin talepli mesaj aldım. Derhal yayılmasını rica ettim. Mesaj karşı tarafa ulaştığı gibi yığınlar halinde ve durmadan bölgedeki vatandaşlarımızdan tahliye talepli mesajlar gelmeye başladı. Bu durum o kadar sürecekti ki saatlerce başımı telefondan kaldırmayacaktım.

Merkez üssü haline getirdiğimiz Medipol Üniversitesine vardığım gibi Deprem Masasında yeni ekipler oluşturma kararı aldık.

Artık Enkaz, İkmal ve Tahliye Masaları halinde birçok cephede mücadele ediyorduk. Fakat işimiz henüz yeni başlamıştı. Çünkü deprem olduğu gibi üzüntümüzü yaşamış ve devlet aklının gerektirdiği üzere “Şimdi ne yapmalıyız?” diyerek yol haritasını çizmiştik.

Uzun günler ve uykusuz geceler sonrasında bölgedeki ülke ve millet menfaatine çalışmakta olan STK ve kurumlardan kimsenin düşünmediği, çok kritik bir düşünce sistemi için Saha Araştırması çalışması ve bunların sonucunda ulaşacağımız bilgi ve stratejik durumların, yetkili organlarca ve bilim camiasınca işlenebilmesi adına, politika üretimi kapsamında bir akademik çalışma yapılması gerektiği kararını alıp, gerekli kontakları ve hazırlıkları tamamlayıp Hatay’a doğru yola çıktık.

Anadolu’muzun uçsuz bucaksız ovalarından ve karlı dağlı manzaralı yollarından geçerek Hatay’ımızla, sevgiliyle ilk karşılaşmamızı yaşadık. Ülkemizin cennet köşelerinden biri olduğunu ileriki günlerde insanlarımızın samimiyetiyle ve umut dolu gözleriyle görmüş olduk. Tabii hiçbir sevgili harap olmuşken cananının gözünde sevimliliğini yitirmez ve bir vatansever de ülkesinin bir coğrafyasını capcanlı, kültür dolu, zengin, mutlu ve müreffeh görmek ister. Biz Hatay’ımızı sarsılmış ve yıkılmış olarak görsek de; insanlarımızın gözündeki umut, sözlerindeki huzur verici ses tonu, çocukların oynayışları, babaların ve annelerin geleceğimiz, umudumuz ve gözümüzün aydınlığı olan çocuklarımızı izlerkenki duygularının tebessümlerine yansıyışı bile, biz Türk gençliğinin kalbinde ve ruhunda yıkılmış bir şehirden ziyade mamur edilecek, kültürüyle ve cıvıltıyla yeni baharlarda, sokaklarında çocukların koşturduğu bir şehri var etmek için bize insanüstü bir farkındalık ve adanmışlık hissettirdi. İnsana yaşama sevinci veren minik çocukların koşarak bize sarılması ve vatandaşlarımızla konuştuktan sonra “Bizi kimse sizin gibi dinlemedi” ifadelerini duymak Hatay denen her bir noktası cennetten parça olduğu kokusundan dahi anlaşılan sevgilinin dirilmesine ve eskisinden daha fazla ışık ve neşeyle dolmasına bir nebze katkı sunacak olmanın verdiği mutluluk, paha biçilemezdi.

Kamp yaptığımız Belen’den her gün bölgenin keşfi ve çeşitli STK’lar, devlet kurumları ve vatandaşlarımızla görüşmek, taleplerini ve dertlerini dinlemek üzere farklı ilçelere dağılırken, Hatay’ımızın yollarını ezberlediğimizi fark ettiğimizde, zihinlerimizi bir cümle tüm aydınlığıyla kapladı:

Hatay artık bizim ikinci memleketimiz!

M. Şamil ÇAVUŞOĞLU

 

Yorum gönder