Genco Erkal’dan Hemen Sonra
Yaklaşık bir ay önce kaybettiğimiz duayen sanatçı Genco Erkal, son anına kadar eğilip bükülmeden yaşadığı onurlu hayatını Nazım’ın şiirlerini eşsiz yorumuyla seslendirerek anlattı. 60 yıllık sanat serüveninde kendine özgün tiplemeleriyle önce o kent insanını, sonrasında ise kent insanı onu izledi. Sahnelere mücadelesini, Türk Edebiyatının devi Nazım Hikmet’i, cesaretiyle Karl Marx’ı taşıdı. Ardından geriye Nazım’ın yazdığı dizeler kaldı: “A dostlar, a kavga dostu, iş kardeşi, a yoldaşlara! Elveda!”
Genco Erkal, tiyatroya amatör olarak başladı, sonrasında yine bir amatör oyuncu olarak Genç Oyuncular Topluluğu’nun kuruluşunda rol üstlendi. Profesyonel tiyatroya Muhsin Ertuğrul önderliğinde başladı. İlk profesyonel oyunu Çöl Faresi, ona ilk ödül kazandıran oyunu Asker Şvayk oldu. Çeşitli tiyatrolarda oyuncu ve yönetmen olarak çalışmasının ardından Genç Oyuncular Topluluğu’nun devamı olan Dostlar Tiyatrosu’nu kurdu. Kendini bildi bileli tiyatroyla var olduğunu, onu var eden yegane şeyin tiyatro olduğunu söyledi. O “Kendine biat edecek kul köle arayanlar, sanata ve yaratıcılığa ağırlığını koyamaz.” diyerek sahnelerin tozunu yutarken ismi ise hep kara listelerde anıldı. 60 yıllık sanat hayatında Nazım’ı yaşattı. Nazım’ın penceresinden Nazım’ın dinmek bilmeyen memleket hasretini, Nazım’ın “ben ölünce beni Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün.” vasiyetinin gölgesi çınar ağacına sırtını yaslayıp “Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.” şiirini okuyarak anlattı. Sahne ışıklarının altında tiyatronun hafızası, ustası, onuru haline geldi. Türkiye’nin her üreten zihninin başına geldiği gibi hükümler giydi, oyunları ve filmleri yasaklandı. Sanatçı, bazı çevreler tarafından dışlandı fakat sanatı hep diri kaldı. Gogol’un Bir Delinin Hatıra Defteri, Brecht’in Galileo’su, Nazım Hikmet’ten Kerem Gibi, Howard Zinn’den Marx’ın Dönüşü gibi yapıtları sahneleyerek ödüller aldı. 1993 yılından bu yana Fransızca da oynamaya başlayan usta sanatçı, Fransız yapımlarında da rol aldı. Tek kişilik oyunların öncüsüydü. Türkiye’nin %86’sı hiç tiyatroya gitmemişken o, tiyatroda bir devrim yarattı. Brecht’in dediği gibi: “Çok az şey yapabildim belki. Ama ben olmasaydım, muktedirler kendilerini daha bir güvende hissederlerdi.” Tek başına değişimin insanlığı değiştirmeye yetmeyeceğini bildiği için, geleceğe duyarlılık sahibi insan yetiştirilmesi gerektiğini savundu.
Türk Tiyatrosu şimdi onsuz kalırken bizlere de mirasına sahip çıkmak kaldı. Muhakkak şimdi sahnede dönüştüğü Nazım’ın yanında, Türkiye’ye bir çınar ağacının gövdesine büründüğü tüm karakterlerle sırtını dayayarak bakıyordur. Bir asır sonra da Nazım’ın sesi olarak hatırlanacak efsaneyi asla unutmak mümkün değil. Tiyatronun yol gösteren sanatsal bir ışık olması temennisiyle ulaştığı yıldızların arasından selam olsun sana büyük usta!

Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiyim. Tiyatro oyunculuğu ve senaryo yazarlığı yapmaktayım. Yaratıcı Drama Eğitmenliği Eğitimi almakta ve Yükseköğretim Kalite Kurulu’nda öğrenci değerlendirici olarak görev yapmaktayım.
Yorum gönder